HASAN SALTIK: HEPİMİZİ GENÇ ŞAİR YAPAN İNSAN

Salih Zeki Tombak /04.06.2021

@tombak_salih

Bu yazı Fabrika’nın 42. sayısında yayınlanmıştır. Hasan Saltık’ın saygın anısı adına yeniden yayınlıyoruz.

(Yazının içinde gördüğünüz eser adlarına (Ctrl+mouse) ile tıkladığınızda eserleri youtube’dan dinleyebilirsiniz-editör)

I

1998’in Ocak ayında, kendime doğum günü hediyesi olarak bir dvd almıştım: Udi Hrant Kelkulian albümü.

Hilmi Yavuz hocamızın muhteşem bir “genç şair” tarifi vardır:

“Genç şair kimdir?”

“- Yazı dolu bir sayfada, kendi adını herkesten önce gören kişidir”.

Udi Hrant Kelkulian, zaman zaman şarkı söylese de esas olarak, müthiş bir udi idi. O’nun müziğinin meraklısı değilseniz, rafların önünde bir saat dolaşsanız, dikkatinizi bile çekmez. Ama sayısı çok da fazla olmayan meraklılarından biri olduğunuzda, bir genç şair gibi, bu alanda teknoloji çok hızlı gelişiyor, o günlerde, DVD dolu bir rafta, “O’nun adını” herkesten önce görürdünüz.

II

Topkapı’da, sonunda Ülker Fabrikası’nın bulunduğu çıkmazda Ülker’in girişine geldiğinizde, sağdaki işhanının birinci katında, bakırcılık zanaatının son büyük ustası Mardin’li Arap Suphi’nin işliğinde, “misafir usta” statüsünde çalışıyordum. Uzun aranma yıllarımda öğrendiğim işlerden, mesleklerden biriydi. Han ise, bütün gün her işliğin en yüksek desibel gürültü, patırtı, şamata ile çalıştığı bir handı. AKP grup başkan vekili Ayşenur Bahçekapılı’nın babasının Beyazıt’taki Bakırcılar Çarşısı 16 Numaradaki atölyesinde usta statüsünde çalışırken, Suphi ustanın daveti üzerine oraya geçmiştim.

Bir yaz günü, akşamüstü iki kişi geldi ve İMÇ bloklarında açacakları bir kebapçı dükkanının dekorasyonu için görüşmek istedi. Beraberce İMÇ‘nin Haliç‘e en yakın blokuna gittik. Yeri gördük ve sonra en üst katta oldukça küçük bir ofise çıktık.

Kalan Müzik imiş. Hasan Saltık ile orada karşılaştım. Beni iş için bulanlardan birisi sanırım amca oğlu idi.

Albüm kapağını görünce “Aaaa, siz mi çıkardınız Udi Hrant’ı?” diye sevinçle sormuştum ve Hasan, “bakırcı ustasının Udi Hrant” sevincine şaşırmıştı.

III

Behice Boran’ın Genel Başkanı olduğu ikinci dönem Türkiye İşçi Partisi’nin ve Genç Öncü‘nün neredeyse her kademesininde çalışmış, gençliğini oralarda yaşamış biri olarak Rahmi Saltık’ı tanımış ve onun söylediği türküleri o yıllarda sadece onun söylediği gibi “mırıldanmış” birisiydim.

Hasan’ın Rahmi Saltık’ın akrabası olduğunu da o görüşmede öğrenmiştim.

Sonra sık sık görüştük.

“Saz” albümü öncesinde elindeki, Ali Ekber Çiçek’in, yanlış hatırlamıyorsam, 16 “Haydar” kaydından “hangisini albüme almalıyım” diye, kayıtları dinlettiği bir çok kişiden biriydim. Sanırım Muammer Ketençoğlu’nun da içinde bulunduğu bir ekibin, Karadeniz’in en ücra dağ köylerinde yaptığı ses kayıtlarını, belki onlardan da önce yapılmış kayıtları, en eski taş plakları dinlettiği arkadaşları arasına kattı beni de. Ama müzik kulağım olduğundan, müzikle ilgili bir alt yapım olduğundan değil. Dinleyiciydim ve işin heyecanını duyuyordum sadece.

İlişkimiz bir yazıyla oralara sıçradı.

IV

Hasan’ın Kalan Müzik ile ne yapmaya çalıştığını, onunla sohbetlerimiz esnasında fark etmeye başlamıştım. Grup Yorum albümleri dışında neredeyse hiçbir albümü çok satanlar arasında değildi. Ama neredeyse yaptığı her albüm, sürekli satıyordu. Grup Yorum albümlerinden geleni de, o çok satmayanlar listesine yenilerini katmak için harcıyordu.

Kalan Müziğin, müzik alanında halklar, diller, kültürler mozaiği olan bu toprakların bütün dillerde, tarzlarda, türlerde seslerini kayda almanın, bu kayıtları paylaşmanın, kalıcılaştırmanın peşinde olduğunu fark edip de heyecanlanmamak ve Hasan’ın olağanüstü tevazusunun arkasındaki olağanüstü “eserine” hayranlık duymamak mümkün değildi.

Bu arada Hasan Saltık’ın, bu süreci gündelik ilişkilerinde, yaptığı işin büyüklüğünün ve olağanüstü değerinin farkında değilmiş gibi, görülmemiş bir emekçi tevazusuyla yaşadığını görmek de hoştu.

Eğer birgün bu topraklarda, Dünya’nın hiçbir coğrafyasında olmayan insani çeşitliliği ve renkliliği, korumayı ve özgürleştirerek geliştirmeyi en temel değer kabul eden bir toplum inşa edebileceksek, Hasan Saltık bu geleceğin müzik yanını; yani kalbini inşa etti bile.

Az önce sözünü ettiğim, aşağıdaki yazıyı o zaman yazdım ve Fabrika gazetesinin Eylül 1998 tarihli 42. sayısında yayınladık. Fabrika o zaman gazete boyutundaydı. Üç-beş tane alıp Kalan’a gittim. Hasan yazıyı dikkatle okuduktan sonra, “Nerden buldun bu gasteyi?” diye sordu. Hala sadece, müziğe meraklı bakırcı ustası olarak tanıdığı için. Uzun süre iki resmi üstüste koyamadı sanırım. Halbuki o sıralarda kendisi de yapmaya çalıştığı işle “plakçılar Çarşısı’nın genç Hasan’ı” resimleri üst üste çakışmayan bir dönemdeydi.

                                                                                     (Hasan Saltık)

V

Tabii, bu kadar muazzam bir eserin sadece bir kişinin eseri olduğunu düşünmek doğru değildir. Yanında gördüğüm, bazılarını tanıma onuruna erdiğim; bazılarını daha sonra kurduğumuz “Tarih ve Toplum Bilimleri Enstitüsü“nde konferans vermeye davet ettiğimiz pek çok kıymetli müzikolog, tarihçi, derlemeci ile Kalan Müzik üzerinden tanıştım. Bazılarından daha sonra bahsetmeyi istiyorum.

Müzik arşivlerine ulaşmak için harcadığı çabaların tanığıyım. Bir kolleksiyon, bir ses kaydı için ABD’ye; TRT arşivlerindeki sıradan bir memura, Ermenistan’a, Yunanistan’a, ulaşmaya çalıştığını gördüm. Sirkeci’de bir otele geldiğini öğrenip randevu aldığı Neşet Ertaş’a, babası Muharrem Ertaş’ın, elektronik temizliğini yaptırdığı bir bozlak kaydıyla gittiğini; Neşet Ertaş’ın, babasının sesinden o bozlağın tertemiz kaydını duyunca fenalaştığını, kolonya vb ile yaşadıkları heyecanlı tanışmayı, bu olayın ertesi günü, dinledim.

                        (UNESCO tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” ilan edilen Neşet Ertaş)

VI

Önceki gün, sabaha karşı, bilgisayar başındayken kötü haberi, eski komşum, daimi arkadaşım Metin Solmaz’ın twitinden öğrendim.

Hasan Saltık bu coğrafyada yaşayan her kültürün, her büyük veya küçük kültürel topluluğun kendisini “genç şair” gibi hissetmesini sağlayan insandır.

Albümlerle dolu bir ortamda, kendi sesini, kendi acısını, sevincini, hasretini, kısaca kendi müziğini herkesten önce görmesini, duymasını sağlayan insandır. Bütün bu renkliliği, çeşitliliği ayrım gözetmeksizin, bir büyük resmin parçaları gibi birleştiren ve büyük, insani resmi ortaya çıkaran kişidir. Grup Yorum müziği, Alevi Bektaşi ezgileri, Ezan-ı Muhammedi, Mehteran, Karadeniz türküleri, Süryani, Ezidi, Ermeni müzikleri, 1970’lerin pop müziği klasikleri vb vb vb.

Bir ara dünyanın her tarafından gelen ziyaretçi heyetleriyle, kendisine verilen uluslararası ödüllerin törenleriyle, yerli ve yabancı basının ilgisiyle ve tabii toplatma kararı ve mahkeme celpleriyle uğraşıyordu.

Gene de arkadaşlarının, dostlarının ulaşmakta sıkıntı yaşadığı biri olduğunu hatırlamıyorum.

Müzik dünyasından oldukları için kendisiyle benden daha yakın olduğu, daha çok vakit geçirdiği ortak arkadaşlarım var. Hayatta kıskandığım en büyük insan topluluklarının başında onlar geliyor.

VII

Kalan müziğin bir albümü vardı. İçinde 3. Selim’in, IV. Murad’ın eserleri de mehterandan “hücum marşı” da, “ezan-ı muhammedi” de var. Ramazan ayıydı, gece gündüz bilgisayar başındaydım, müzik de açık; demek ses yüksek, kapıya çıkmıştım zil çaldığı için; komşu da çıkıyormuş, karşılaştık. Dedi ki, “Komşu, mahallede bir müezzin peydah oldu. Allah’ın bir lutfu. Ezan bu kadar mı güzel okunur! Sen de duymuşsundur mutlaka. Bütün ramazan ayımızı güzelleştirdi. Ama adamın saati yok. Kaç sefer orucumuzu tehlikeye attı.”

“Bir dakika komşu” diyerek müziği kapatmaya koştuğumu hatırlıyorum, çünkü ezan zamanına çok vardı ve albümün bir sonraki eseri “Ezan-ı Muhammedi” idi.

Komşuma bayram sabahı o albümü hediye ettim. Üzerinden 20 yıl geçti, ne zaman karşılaşsak, hala teşekkür ediyor.

VIII

Hasan Saltık aramızdan ayrıldı. Tabiata karışacak. Ama insanlık tarihinde geleceğe dair hayal ettiği eserini neredeyse tamamlamış çok az insandan biri olarak ayrıldı. Arkasında yüzlerce yayınlanmış albüm, belki binlercesini daha yapmaya yetecek dev bir arşiv; onunla birlikte çalışan kıymetli bir ekip ve aynı zamanda bu ekibin de bir parçası olan sevgili bir eş bıraktı.

Kendisini tanımış, zaman zaman arkadaşlık etmiş biri olmaktan mutluyum.

Güle güle Hasan Saltık kardeşim. Sen insanlığa ve bu topraklara borcunu en fazla ödemiş biri olarak aramızdan ayrıldın, gözün arkada kalmasın.

Başta kıymetli eşi ve ailesi, bütün yakınlarına baş sağlığı diliyorum.

Hepimizin başı sağolsun.

KALAN MÜZİK TOPRAĞI DERİN KAZIYOR

 

Kalan Müzik için iktisatçı Profesör Dr. Yahya S. Tezel “Son 30 yılda Türkiye’nin başına gelmiş en iyi şey” diye yazmıştı. ABD’den Bilkent Üniversitesi’nin davetiyle gelip, yüz üstü bırakılan ve iki yıl oyalandıktan sonra yeniden ABD’ye dönen arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu, “Türkiye’de iyi şeylerle de karşılaştım” diyerek Kalan Müzik’ten söz etti. Prof. Toktamış Ateş, sağ olsun bizde de imzalı bir nüshası bulunan, “Seyyan Hanım ve Diğerleri” kitabının ilk yazısında, Seyyan Hanım’ın taş plaklardaki sesini CD halinde yayınlayanlar için gerçi Kalan Müzik, demedi ama; “Bu işi yapanlar Türk Kültür yaşamına büyük bir hizmette bulunuyorlar” notunu düştü. Cumhuriyet, Radikal, Hürriyet, Milliyet, Sabah gazetelerinin kültür sayfalarını yapanlar, müzik dergileri sık sık Kalan Müzik’ten söz ettiler. Kalan Müzik ve sahibi Hasan Saltık bir “fenomen” haline geldiği için, kendisiyle yapılan görüşmelerin yanı sıra, bu iki adın mutlaka geçtiği sanatçı röportajları birbirini izledi.

                                                                               (Seyyan Hanım)

Ama gene de Kalan Müzik, bir fil.

Kalan imzasını taşıyan kaset ve CD’leri sadece severek değil; genellikle büyük bir heyecan duyarak dinleyenler, gerçi “kör” değiller. Ama gene de Kalan Müzik bir fil ve herkes onu sevdiği yerinden tanıyıp tarif ediyor.

Grup Yorum’un yapımcı firması Kalan Müzik. Yorum tutkunlarının büyük çoğunluğu, Kalan Müzik’in yapımları arasında yer alan Sarband topluluğunun “Tarihi İslam Eserleri” adlı eserine muhtemelen hiç ilgi duymamışlardır. Ama Kalan adını bu CD’deki “Neva Çeng-i Harbi” mehter marşından dolayı öğrenen ve unutmayanlar da var; aynı yapımdaki “Ezan-ı Muhammedi” yi dinleyip unutamayanlar olduğu gibi.. Darüş-Şifa adıyla yayınlanan, “Türk Müziği Saz Eserleri”ni sevenlerden; bilmem arşiv dizisinin “Hisarlı Ahmet”in Kütahya yöresi türkülerini dinlemiş olan kaç kişidir ?.. Heyamo Laz müziğinin bildiğimiz hareketli kemençe havalarından ibaret olmadığını öğrenmemizi sağladı; özellikle İstanbul’da yaşayan Lazlar Birol Topaloğlu’nu pek sevdiler. Aleviler Feyzullah Çınar’ın “Nefes”ini dinlediler ve oradan Kalan Müzik’i bildiler. Asiaminor Topluluğu’nu dinleyenler “Kedi Rüyası”nın üzerindeki küçük “Kalan” imzasını acaba fark ettiler mi ?

Laf uzadı galiba… Ama uzatan biz değiliz. Kalan imzasıyla yayınlanan bu eserlerin sayısı yüzü geçeli epey oldu ve bu sayının artışı giderek ivmeleniyor. Bu ivme, taşın altına elini sokmaya çalışan gönüllülerin sayısını da gün geçtikçe çoğaltıyor. Evinde, arşivinde özel bir şey olduğunu düşünen pek çok insan, plakları teyp makaralarını koltuğunun altına alıp, çağrı beklemeden Hasan Saltık’a gidiyor. Eh, valiziyle bavuluyla gelenler de yok değil.. Çünkü güzelliğin kendisi bir çağrıdır. Sait Faik’in “Dünyayı güzellik kurtaracak” cümlesine nüfuz edebilmiş olanlar, güzelliği çoğaltmak için ayrıca çağrı beklemiyor. Kalan Müzik artık bir yapımevi değil; inanılmaz, heyecan verici bir büyük müzik arşivi… Üstelik sadece müzik arşivi de değil; daha kapsayıcı olması “ses” arşivi diyelim. Böyle demeksek, sevgili Hasan’ın o kadar işinin arasında bize defalarca dinlettiği Mahmut Şevket Paşa’nın 31 Mart gerici ayaklanmasını bastırmak üzere İstanbul önlerine gelen Hareket Ordusu’nun şehre girişinden önce, orduya yaptığı Yeşilköy konuşmasını, şarkı değil, türkü değil, nereye koyabilirdik.

İsterseniz biraz toparlayalım:

Kalan Müzik, ilk bakışta çok farklı görünen türlerde ürünler veriyor. “Protest müzik” alanında Grup Yorum’un yanı sıra “Dünya Devrim Şarkıları” hemen herkesin bildiği çalışmalar.

Arşiv serisi ise, akıllı bir adamın yapacağı işlerden değil. Bazan yerel sanatçılarla, bazan bu anlamda bile “isimsiz” insanlarımızla, kayda girilen türküler, TRT’nin derleme standartlarıyla “düzene konmamış” halleriyle, oldukları gibi yayınlanıyor. “Tahtacılar”, “Tenekeci Mahmut Güzelgöz”, “Hisarlı Ahmet Kütahya’nın Pınarları”, bu türün örneklerinden. Ama arşiv serisinde yer alan çok değerli başka işler de var. Bilindiği gibi “Türk Sanat Müziği” denilince akla hep şarkı formu ve şarkı icracıları gelir. Ud’un büyük virtüözü Yorgo Bacanos‘un taş plaklarda, özel kayıtlarda kalmış icracılığında bir vefa borcu “Yorgo Bacanos 1970-1977” ile ödenmiş. Udi Hrant Kenkulian‘ın kaset-CD’si ise sadece müthiş bir ud gösterisi değil; aynı zamanda bilgi dolu bir konferans… Hasan Saltık’ın deyişiyle “her eve lazım” bir müzik arşivi çalışması ise Melih Duygulu’nun hazırladığı “Asya İçlerinden Balkanlara SAZ”

Yukarıda andığımız “Darüş-Şifa” ve “Klasik Osmanlı Müziği” sanat müziğinin peşrev, semai, taksim, sirto gibi saz eseri örneklerinde oluşuyor. Şarkı da unutulmuş değil, sanat müziğinin peşrev, semai, taksim, sirto gibi saz eserleri örneklerinden oluşuyor. Şarkı da unutulmuş değil. “Aynalıkavak’tan Kalamış’a…” Münip Utandı’nın icrasıyla birbirinden güzel şarkıların toplantı yeriydi. Daha sonra bu sanatçıyla bir ikinci çalışma daha yayınlandı. Üsküdar Musiki Cemiyeti‘nden “İstanbul Türküleri” ve “Rumeli Türküleri” ise, insanın türkülerin güzelliği kadar, bu değerli kurumun yaratıp koruduğu standartların güven duygusunu yaşatıyor.

Bu arada değerli araştırmacı ve müzisyen İhsan Özgen’in hazırladığı, Osmanlı Klasik müziğinin kurucu ismi Abdülkadir Meragi ve gene İhsan Özgen’in Tamburi Cemil Bey çalışmalarından da söz etmeliyiz. Karagöz şarkıları, “1925” adıyla şarkıları, “1925” adıyla yayımlanan “Sahibinin Sesi” firmasının 1925 yılında yayımladığı plaklardan seçilmiş şarkılar, “Harem’de Neş’e” bu listeye eklenmeli. Bütün bunlar sadece yapılacak olanların ipucu. Çoktan anılara karışmış pek çok sanatçının “artık kaybolmuştur” denilen kayıtları varislerinden veya elinde bulunduranlardan toplanmış; yaşayanlarla anlaşma yapılmış ve arşivde yayımlanma sırasını bekliyor.

Bitti mi ? Hayır. Ayşegül’ün türküleri.. Tolga Çandar’ın “Türküleri Ege’nin” Cem Karaca’nın şarkıları… Muammer Ketencoğlu’nun hazırladığı “nüfus mübadeleleri” ile Anadolu’dan koparılmış; gittikleri Yunanistan’da sürgün gibi yaşamış Anadolu’lu Rumların şarkıları Rebetikolar… Seyyan Hanım’ın taş plaklardan kaset ve CD’lere aktarılmış tangoları… Cemal Ünlü’nün hazırladığı ve, yanında verilen kitabı CD’den, diski kitabından güzel “Kantolar”, “Kadıköylü Deniz Kızı Eftalya”… “Hafızlar”…

Şimdi izninizle, bütün bu yapılanların bu sayfada anlatılmasının nedenine gelelim.

Öncelikle Kalan’ın ayırt edici yanı, ticari bir firma olmasına rağmen, para kazanmak isteyen hiçbir firmanın el atmayacağı işlerin altına girmiş ve zaman içinde izleyicilerini bulmuş, ve hatta yaratmış olması…

Tabii ki bütün bu sayılan veya eksik bırakılanları, farklı farklı firmalar da çıkarmış olabilirdi. Ayırt edici yanlarından birisi de, birbiriyle hiçbir ortak yanı olmadığı sanılabilecek aynı tezgahta olmasıdır. Grup Yorum’un Dünya Devrim Şarkıları’nın bütün bu çalışmalarla aynı anda üretilmiş olması bütünlüğün sağlanması ve en azından bir kişilik bölünmesinden kurtarmakta olduğunu söylemek gerekir. Hep birlikte, salonlarda, meydanlarda toplandığımız zaman siyasi mesajı, tarzı olan şarkılar, türküler dinliyoruz. Ama yalnızken veya arkadaşlarımızla birlikteyken, büyük çoğunluğumuz Münir Nurettin’siz yapamıyoruz. Buna bir de “Klasik müzik saray müziğidir, türküler halkın müziğidir” gibi, ilkel geri ve yanlış tekerlemeleri ekleyin.

Uzun, çok uzun süredir geleneksel müziğimiz, gazino tavrı nedeniyle oldukça “hafiflemişti”. Özel televizyonlar bu gidişe tüy diktiler. Sözümona “sol” yaklaşımlar da bu ucuzluğa eklenince, bu tür, solun kültür dünyasının dışında kaldı. “Madem Osmanlı’dır ve madem varlıklı sınıfların eğlence aracıdır, uzak dursun!” Osmanlı’dan devralınan “şehirli, yüksek kültür” bir yana itildi ve köylünün sazıyla sözüyle yetinmek solculuk oldu. Mistik müzik ve mehter müziği ise külliyen sağa, ırkçı, şeriatçı ve Osmanlıcı gericiliğe terk edilmişti.

Bir başka terk tutumu da, Anadolu ile yetinmemizdi. 600 küsur sene bir arada yaşamış, birlikte yarattıkları kültürel birikimi, bu 600 senenin sonunda, düşmanlıklar üzerine kurulan milliyetçi ulus-devletlerin kültür politikalarına kurban vermiş halklar; sanki bütün tarih boyunca düşman yaşamışlar gibi kendi içine kapanmış; Türk, Ermeni, Rum, Arap, Arnavut, Bulgar, Sırp, Makedon, Boşnak, Çerkes, Kürt, Gürcü, Kürt birbirinin gönül dünyasından pek az haberdar olmuştu.

Kalan Müzik, “Ne mozaiği ulan!” babalanmalarından geçilmeyen bir dönemde; hem de böyle bir büyük bir kültür coğrafyasını birbiriyle yeniden buluşturuyor ve hem de müziğin farklı katları hakkında temelsiz ön yargıları temizliyor. Bu topraklarda okunan “Ezan-ı Muhammedi”yle, Buhurizade Mustafa Itri’nin bestelediği Segah Tekbirle, bu topraklardaki sığ ve kişiliksiz Arap milliyetçilerinin, ta kadızadelerden bu yana topluma kabul ettirmeye çalıştığı Arabistan islamının Ezanı, tekbiri aynı şey mi ? Yahut Refah Partili belediyelerin her beldede kurduğu Mehter karikatürlerine bozulup neden Mehter müziğine kulaklarımızı tıkayalım ?

Grup Yorumu, Osmanlı müziğini, türküleri, mistik müziği, kaliteli pop çalışmalarını, kantoları, gazelleri yan yana getiren bakış açısı; Balkanlar’dan Kafkasya’ya Anadolu’dan Ermenistan’a geniş bir ortak kültür coğrafyasını da yeniden bütünleştiriyor. Unutulduğu yahut para etmediği için üzerine zamanın tozu kaplamış güzellikler, kültür hayatımıza yeniden kazandırılıyor. Türkiye solu 1960’lı yıllarda bu ülkenin insanıyla, kültürüyle, tarihiyle derinlemesine bağlar kurmuştu. Bu derinlik zaman içinde zayıfladı ve kayboldu. “Doğu” da gönül aklın önünden gider. Kalan Müzik kendi alanında, gönül toprağını yeniden, daha geniş ve daha derin sürüyor. Ticari başarısını bilemeyiz; ama son derece politik bir iş yapıyor. Zaten paranın gösterdiği yönün tersine yürümeye çalışması bile, kendi başına politik bir değer içeriyor. Kalan (Dersim’in bir adıdır) sadece kalıcı bir müzik yapmıyor; böyle bir iddia ile ortaya çıkılmasa da, kalıcı bir politik eylem gerçekleştiriyor. Çabalarını geliştirerek sürdürmelerini dileriz. Benzer genişlik ve derinlikte çabaların her alanda gelişeceğini umuyor, diliyoruz.

Yazarımızın daha önce yayınladığımız yazıları

TEŞKİLAT-I MAHSUSA, DERİN DEVLET VE SEDAT PEKER’İN İFŞAATLARI MEVZUU / 03.06.2021

FİLİSTİN’DE NE OLDU; SAHTE DOSTLAR NE YAPTI? / 22.05.2021

AKP DÖNEMİ BİR PARANTEZ! PARANTEZ İÇİNDEKİ DIŞ POLİTİKA / 21.05.2021

ERDOĞAN’IN AVRUPALI DOSTLARI VE BARAJ GÖVDESİNDEKİ ÇATLAK / 22.04.2021

AMİRALLER, KANAL İSTANBUL, VE NEYE BULAŞTIĞINI BİLMEYEN İKTİDAR / 10.04.2021

Röportaj / Salih Zeki Tombak: ‘Amirallerin bildirisi orduda yeni bir cadı avı başlatacak / 05.04.2021

Bölüm 2: BUGÜNKÜ DEVLET AKLI NASIL ŞEKİLLENDİ; NASIL BİR ŞEKİL ALDI? / 22.03.2021

TÜRKİYE’NİN ULUSLARARASI İLİŞKİLER BİRİKİMİ VE AKP’NİN DIŞ POLİTİKA PARANTEZİ / 17.03.2021

DEVLETİN İNSAN HAKLARI BEYANLARININ İNSAN HAKLARIYLA İLGİSİ YOKTUR. / 07.03.2021

Bölüm IV: TÜRKİYE EKSEN DEĞİŞTİRDİ Mİ; EKSEN DEĞİŞTİREBİLİR Mİ? / 18.02.2021

Bölüm III: NATO SADECE NATO MUDUR ? / 18.02.2021

GARA HAREKATININ MAKSADI NEYDİ, AKIBETTE NE OLDU? / 16.02.2021

Bölüm II: KEMALİZMİN SINIFSAL BERRAKLIĞI / 14.02.2021

TÜRKİYE EKSEN DEĞİŞTİREBİLİR Mİ? ADIM ADIM EKSEN DEĞİŞTİRMEK MÜMKÜN MÜDÜR? / 10.02.2021

Devlet üzerine düşünmeye başlasak diyorum / 30.01.2021

KRİZE KOŞAN ÜLKE / 30.01.2021

OTORİTER REJİMLER İKTİDARDAN NASIL UZAKLAŞIRLAR? / 30.01.2021

Türkiye’nin Siyasi Rejimi Yeni Muammalar Üretiyor / 30.01.2021

Kapitalizmin Krizi, Türkiye ve Komünist Hareket / 30.01.2021

YENİ BİR DÜNYA’NIN EŞİĞİNDE / 30.01.2021

Siyasal İslam Değişiyor mu? Değişince ne oluyor? / 30.01.2021

Azerbaycan Aşkımız: Bir Millet İki Devlet! / 30.01.2021

Yunanistan’a Hitler gibi Girecek miyiz ?

Petrolün ve Savaşın Eşiğindeyiz / 30.01.2021

Askeri Darbe Nedir, Darbeciler Kimlerdir! / 30.01.2021

Kriz Alfabe’nin Dışına Çıktı / 30.01.2021

Devlet’te Eski Akıl, Yeni Akıl: Sirte ve İdlib / 30.01.2021

“Biz Burada Başkasının Irkçısını Sevmeyiz Ahbap!” / 30.01.2021

Amiral Cihat YAYCI’nın Tasfiyesi ve Devlet İçinde Taht Oyunları / 30.01.2021

Ekonomide Deniz Bitti / 30.01.2021

Krizden Halkçı Devrimci Bir Çıkış Mümkün mü ? / 30.01.2021

Erdoğan’ın İktisadi Dehasının Sınav haftası / 30.01.2021

İktidarın El Değiştirmesi Üzerine Senaryolar / 30.01.2021

Uyanmasın Diye Kendisine Savaş Açılan Toplum / 30.01.2021

“Artık Geri Çekilmek Yok” Rejimin İdlib İle İmtihanı / 30.01.2021

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir