GABAR DA PETROL BULMAK DA ARTIK BİZİ KURTARMAZ

Taner Renda / 29.03.2026

@RendaTaner

Meşruiyet aramak için zorla Beyaz Sarayda Trump ile buluşan Erdoğan’ın nedense o gün konuşma hevesi hiç yoktu. Suç işlemiş çocuk gibi Trump’ın konuşmasını dinliyor ve Beyaz Saray’ın delisi kendisini bol bol överken bile yüzü gülmüyordu. Erdoğan almak istediğini almıştı. Ama karşılığında ne/neler vermişti?

Şimdi anlıyoruz ki: Halkbank davası “şimdilik” çözülmüştü. İyi de bu bile Erdoğan’ı sevindirmeye yetmez miydi? Erdoğan’ı sevindirirdi lakin Beyaz Saray’ın delisinin o gün istediği şeyin ne olduğunu şimdilerde çözdükçe; Erdoğan için tehlike çanlarının ne kadar yüksek perdeden çaldığını yavaş yavaş anlıyoruz.

Geçen hafta bir gece yarısı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin yayınlanması ile olaya vakıf olduk. Türkiye, kendi ülkesinin toprakları üzerinden ABD’nin her türden silah ve mühimmatının geçmesine izin verecekti. İyi de bu silah ve mühimmat neden bizim ülkemizden geçmek zorundaydı? Elbette İran beklenenden de fazla direnmiş ve pek çok gizli servisin bile atladığı silahların Rusya ve Çin tarafından İran’a o ilk saldırı dalgasından sonra İranlıların yer altına gizlice yaptığı yığınak nedeniyle ABD ve İsrail’in ikinci saldırı dalgasına bire bir hatta bire iki karşılık verdiğine tanık olundu.

Trump’ın uzun uzun yıpratma taktiğine tahammülü yok. Kasım ayındaki seçim, onun Beyaz Saraydaki “eğlenceli” günlerine ya son verecek ya da devam ettirecek bir zafere bağlıydı. Haraca kestiği Körfez Ülkeleri de, verdikleri paraların karşılığını görmek istiyorlardı. İsrail’in Faşist Başbakanı da, yolsuzluk soruşturmaları nedeniyle ya zafer kazanacak ya da hapse girecek. O nedenle Trump’ın her duraksamasında: Epstein pislik çukurundan Trump’ın pedofili günlerine ilişkin resimler piyasaya çıktı.

İşte bu ahval ve şerait içinde sonuçları dehşet olacak kara harekatına karar alındı. Ve Türkiye’ye düşen ABD’nin gereksinim duyduğu savaş malzeme ve silahların ülkemizden Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kolayca geçecek, hem de Suriye’den, Kürtlerin hapsettikleri IŞİD’lilerin ve Erdoğan’a bağlı ÖSO’cuların ülkemizin askeri yönetiminde İran’a karşı savaşacaklar (boşuna mı onca İHA ve diğer hava silahları bizim ülkemize “hedefine giderken” düştü/düşürüldü?).

Hakan Fidan, son iki gün pek keyifsizdi. Türkiye Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan STARTCOM (Stratejik İletişim Zirvesi) da: “Çok büyük bir savaşa doğru gidiyoruz ve önlenmesi ise neredeyse imkansız” dedi. Kısacası: Dünya Savaşı hızla gerçekleşiyor ve gelmekte olan bir çöküştür. Ve buna karşı yapabileceğimiz hiçbir şey yoktur diyor Devlet’in Fidanı.

Yani: ABD ve Dolarizasyonunun sonu geldi. Ve yeni bir düzen kurulmasının önünde hiçbir şey duramayacak. Zaten Putin de düşmüşe bir tekme de kendisi atmak için Rusya’nın benzin ihracatını 1 Nisan’dan itibaren yasakladı.

Ertesi gün de Erdoğan, Saray’da Laurance Douglas kısaca Larry Fink’i ağırlamak zorunda kaldı. Kim bu yakışıklı? Dünya’nın en büyük sermayelerinin CEO’su. İyi de tam da Erdoğan’ın çok seveceği biri. Neden Fink neşe içinde konuşuyor ve kameralara poz veriyor da, Erdoğan asık suratlı ve zoraki bir ağırlamaya ev sahipliği yapmaktan muzdarip biri gibi asık suratlı huysuz ihtiyar gibi davranıyordu?

Bir adım geriye çekilip, bu “Ölü evi soyucuları başının” neden geldiğine bakalım. BlackRock’un çok zor durumda olan ülke, şirket ve kişilere, hiç de çağrılmadan giden bir yapıları var. Hani iflas etmiş ama kimseye söylemeyenleri bulup, kendini davet ettiriyor. Biz iflas mı ettik yoksa? Haşa. Biz IMF’ye bile borç vermiş ülkeyiz. Ama Reisimiz öyle mi? Belki, kenarda köşe de kalmış ve “Kefen Paralarını” bu güleç yüzlü arkadaş iyi yatırımlar içine alır ve ilerde Reisimizin emeklilik günlerinde ite kopuğa muhtaç kalmadan yaşamasını sağlayacak bir yerlerde değerlendirmeyi teklif etmiş olabilir.

Hamiş: Bugün karakargalığım tuttu galiba. Bakmayın siz benim kara kara kazanlar dememe. Enseyi asla karartmayın. Kapitalizmin, bir kere daha birbirini yeme günlerinden fırsat da çıkabilir. Kuru ekmek ve bir hırka veya bir yüzüğüm var diyenlerin ortak noktası: sattıkları dinin artık para etmediğini gördüklerinde; sahiplerinin elini ısırmakta bir an bile duraksamazlar. Yeter ki: oturdukları koltuktan kalkmak zorunda kalmasınlar. Bu savaş mazlum İran mollalarıyla Emperyalizmin arasında değildir. Dar patikada karşı karşıya gelmek zorunda kalmış iki kötülüğün, bu kez diğerini uçurumdan aşağıya atacakları zorunluluğun çıkmazıdır. Daha önce de söyledim: yumurta içerden kırılırsa: yeni bir hayat doğar. Dışardan kırılırsa: sofraya omlet olarak gelir.

Diğer Yazılar

NEOLİBERAL İŞSİZLİK VE “DOĞAL” OLMAYAN SELEKSİYON: ÖLÜMCÜL ÇÖZÜM !

“Piyasa mekanizmalarının, insanoğlunun kaderinin ve doğal çevresinin tek yöneticisi olmasına izin vermek, toplumun yıkılması sonucunu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir