Ümit ÖZDEMİR / 05.07.2026

Hayat denilen kavga, en çok güvencesizlerin derdidir. Günlük ekmeğini kazanmak için verilen mücadelenin filmi Düttürü Dünya, Türk sinema tarihinin güldürürken hüzünlendiren, “burukist” eserleri arasında yerini alır.
Seyirciyi bir komedi filmi izlemeye hazırlayan ancak ters köşe yaparak bir drama imza atan Kemal Sunal, dram filmlerine geçtiğini Düttürü Dünya ile ilan etti. Her müzisyende mevcut olan keşfedilme umudunun ve albüm yaparak yoksulluktan kurtulma derdinin peşindeki “Dütdüt Mehmet” karakteriyle Sunal; neoliberal çağın güvencesizlik yıkıntıları altında hayatta kalmaya çalışan müzisyenleri tipler. Ankara’nın ücra köşelerinden birindeki bir pavyonda icra ettiği klarnetçilikle, biri engelli üç çocuğuna ve ailesine bakmanın yükünü omuzlar. Ev sahibi olan kayınbiraderi, açgözlü ve “işini bilen” Özal memuru Osman’ın, Mehmet’in evinin yıkılması için müteahhitle anlaşması ve Mehmet’i tahliye için zorlaması, kentsel dönüşüm maskeli bir mülksüzleştirme operasyonudur.
Dütdüt Mehmet eğlence dünyasında aşağılanır, usul ve makam bilmemekle eleştirilir. Geçim derdi, bütün gece “vur patlasın çal oynasın” denilen ucuz eğlencenin mekânı olan pavyondan çıkıldığında tam anlamıyla hissedilmeye başlanır. Filmde dram ögesinin öne çıktığı bu bölümler, aynı zamanda eğlenceyi de ucuzlaştıran ve bayağılaştıran neoliberal dönemin net bir yansımasıdır. Mehmet, darbukacı arkadaşı Rıfat (Cezmi Baskın) ile sabah ayazında yürüyerek işten eve döner; Dütdüt sanatı hakkında yapılan aşağılamaları ise hiç kale almaz. Dönemin ruhuna uygun, arabesk bir beste yapar. “Bu milleti ağlatacaksın” söylemiyle kötü bestesini savunan Dütdüt Mehmet, aslında neoliberal dönemin zihinlere nakşettiği hâkim söylemi dile getirmektedir.
Ülkenin neoliberal yağma ve talandan geçirildiği o yıllar; arabesk, ağlak şarkıların prim yaptığı, melodramla başlayan acı anlatısının arabeskle kopkoyu bir çaresizliğe dönüştürüldüğü bir dönem olduğundan, Dütdüt Mehmet’in bu tutumunda şaşıracak bir şey yoktur. İnsanlar yaşadıkları gibi düşünürler…
Yıkık dökük bir gecekonduda hayatını sürdürmeye çabalayan Mehmet, yoksulluğun yarattığı sorunlarla başa çıkma yöntemini “erteleme” ve “dert etmeme” üzerine inşa eder. Herkesin uyanıp işe gittiği saatlerde evine dönen Mehmet’in bu boş vermiş tutumu, darbe sonrası ters yüz edilmiş bir çalışma rejiminin doğal sonucudur. Çalışarak yoksullaşan, yoksullaştıkça daha fazla çalışmak zorunda kalanların işin içinden çıkamadıklarında sürüklendikleri bu boş verme hâli, filme gerçekçi bir ton daha kazandırır. Sendikaların kapatıldığı, sigortalı ve güvenceli çalışmanın fiilen tasfiye edildiği neoliberal çalışma cehennemindeki hak gaspına ve emek sömürüsüne karşı koyamayan örgütsüzlük, bu boş vermişliğin temelidir.
Yeni bir ev kiralayabilecek kadar para kazanamayan Dütdüt Mehmet, kayınbiraderi Osman’ın aracılığıyla çakmaklara gaz doldurma işine başlar. Gündüzleri uyuyan ve geceleri çalışan Mehmet için bu yeni çalışma modeli oldukça yıpratıcıdır. Gaz dolum işinde çok becerikli olmadığı her hâlinden belli olan Mehmet, geç kaldığı bir gün yerine başka birinin işe başlatıldığını görür. “Tutunamayanlardan” olan Mehmet, yine Osman’ın yardımıyla bu kez inşaatta iş bulur. Ancak Mehmet’in ağır fiziksel çalışmaya müsait olmayan yapısı, inşaat gibi sert bir işte de tutunamamasına neden olur.
Sandalye ile güreş sahnesiyle Türk sinemasının belki de en hüzünlü ve en acayip sekanslarından birini izlediğimiz Düttürü Dünya, bu noktada absürt bir ton kazanır. Anominin, yani değerler kaybının en yüksek seviyeye çıktığı neoliberal dönemi ve kahkaha tufanının altında çekilen acının yadsındığı toplumsal psikolojiyi bu absürt-ironik sahnede tüm çıplaklığıyla izleriz. Kemal Sunal Düttürü Dünya için, “Bu ilk buruk Kemal Sunal filmi değil. Arada böyle filmler yapıyorum. Güldürü filmlerinin yanı sıra arada bunları da izletmek lazım” sözlerini kullanır. Sunal’ın bu “buruk” tanımı, daha sonra bizim İran sinemasını tanımlarken kullandığımız “burukist” ifadesine de ilham kaynağı olur. Burukizm; neoliberal yağma döneminde bütün hakları elinden alınan ama tüm olumsuz koşullara rağmen yine de bir şekilde hayata asılan, çalışan, çabalayan ve cebelleşen emekçi insanların dramını anlamakta kullandığımız anahtar bir kavramdır.
Düttürü Dünya’nın finalinde —Derya Bengi’nin hacimli çalışmasında1 işaret ettiği gibi— Derdim Dünyadan Büyük filmindeki türden bir gecekondunun yıkımına karşı direniş izlemeyiz. Dozerlerin önüne duran Orhan (Orhan Gencebay) ve mahallelinin halkçı kararlılığı, Düttürü Dünya‘da yerini, halkın yıkımı alkışladığı bir çılgınlığa ve duyarsızlığa bırakır. Dütdüt Mehmet’in cinnet geçirip oğluyla birlikte Ankara sokaklarında klarnet çalarak kaybolmasıyla burukist bir hüzün, acıdan süzülen ironiyle birleşir ve filmin unutulmaz final sahnesini oluşturur. Neoliberalizmin yarattığı çıkışsızlık, en koyu hâlini Düttürü Dünya’nın finalinde gösterir. Kondusu yıkılırken klarnet çalan Dütdüt; ağlanacak hâle gülünen, ölçü ve değerlerin altüst edilmesiyle duygu durum bozukluğunun her türlüsünün yaşandığı neoliberal dönemi figürler. Sandalye güreşi sahnesi ve evinin yıkılışı karşısındaki çaresizlikten klarnet çalarak kentin sokaklarında kaybolan Dütdüt’ün dramı, filmin absürt anlatısına büyük bir derinlik katar.
Müzisyen ve sanatçı güvencesizliği ile kederi, Düttürü Dünya ile açıkça ortaya konur. Düne kadar el üstünde tutulan ve hürmet edilen sanatçılar, neoliberal dönemde ayın sonunu zor getiren birer güvencesize dönüşürken Zeki Ökten’in vizörü bu duruma kayıtsız kalmaz. Düttürü Dünya ile Zeki Ökten; Kemal Sunal ile birlikte çektiği Yoksul, Davacı gibi neoliberal dönemi anlatan toplumsal filmlerine güçlü bir halka daha ekler. Filmin düşündürürken hüzünlendiren etkisi, yalnızca absürt bir dram olmasından kaynaklanmaz. Sınıfsal çelişkilerin en net biçimde yaşandığı neoliberal dönemde başarısızlığın kişisel bir beceriksizlik veya “işini bilmeme” olarak sunulması, dürüstlüğün ise “enayilik” olarak benimsetilmesi; Dütdüt Mehmet’in cinnetine giden yolun arka planıdır.
Toplumun, ezilen ve ezen sınıflar arasındaki mücadelelerden beslenen çelişkilerle örülü yapısının yadsınması, neoliberal illüzyonun temelidir. Düttürü Dünya bu bozuk temelin bütün ögelerini —konut güvencesizliği, iş güvencesizliği, geleceğe dair kaygılar— Mehmet karakterinde somutlaştırır.
Zeki Ökten, Düttürü Dünya ile kamerasını, toplumsal travmaların peş peşe geldiği neoliberal dönemin hâkim çalışma biçimi olan güvencesizliğin açık yaralarına çevirir. Güvencesizler mülksüzleştirilip rant ekonomisi kurulurken, oluşan yağmada aslan payı filmde gösterilmeyen sermaye sınıfına aktarılır. Neoliberal dönemin hâkim karakteri olan ahlaki, etik veya hukuki herhangi bir kodun yokluğu, filmin estetik anlatısını gerçekçi bir atmosfere taşır. Bu gerçekçi atmosferin yaratımı ve izleyiciye o duygunun geçirilmesi adına ortaya konan emeğin, oyunculuğun ve senaryonun başarısı, Düttürü Dünya’yı neoliberal dönemi anlatan sinema klasikleri arasında zirveye taşır.

Güvencesizliğin yaygın ve “normal” bir çalışma biçimi hâline getirilmesiyle Düttürü Dünya’da ortaya konan çelişki, bugün de aynen devam ediyor. Müzik ve eğlence emeği üreten güvencesiz müzisyenler, ancak iş bulabildikleri ölçüde yaşamlarını idame ettirebiliyorlar. İş bulabilenin az da olsa gelir elde ettiği bu dünyanın sanat emekçilerinin tamamı; sigortasız, sendikasız ve açık bir sömürüye tabi tutulmaya devam ediyor. Hayatının önemli bir bölümünü enstrüman öğrenmeye adadığı için başka bir iş bulması neredeyse imkansız olan müzisyenlerin neoliberalizmle imtihanını anlatan Düttürü Dünya, bu yönüyle de müstesna bir filmdir.
Düttürü Dünya’yı estetik derinliğe kavuşturan hüzünlü klarnet ezgileri, Kemal Sunal’ın bilindik komedi trüklerinden uzaklaşarak dram sinemasında risk almasıyla film, muazzam bir armoniye ulaşıyor. Sunal’ın dram filmlerine de uzak olmadığını kanıtlayan ve bambaşka bir oyunculuğa kapı açan emeğiyle sırtladığı Düttürü Dünya, bizi neoliberal güvencesizlik rejimine yakından bakmaya ve onu anlamaya davet ediyor.
1Derya Bengi, 80’li Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük: “Yaprak Döker Bir Yanımız” İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır