Taner Renda / 05.06.2026

AKP+MHP iktidarı, ellerindeki bütün kozları sahaya sürdüler. Yani kaos teorisinden plan yapanlar, girdikleri yoldan geriye dönemeyeceklerini anladıkları için, ileriye, yolun sonu nereye çıkacaksa; oraya kadar gitmekte kararlılar. Aslında işlerin bu duruma gelmeden; istediklerini CHP’den alabileceklerini düşünmüşlerdi. İktidar ortaklarının bunca süre içinde uyguladıkları politikaların bir sonucunu kabul edemeyecek oranda irili ufaklı binlerce suç işlediklerinin bilincindeler. Bir gün iktidar değiştiğinde: her biri Yüce Divan’da yargılanacakları bildikleri için, kendilerini yargılayacak bir merci, güç odağı ve Anayasa bırakmamakta kararlılar.
Siz eğer var olan sisteme kısacası Müesses Nizama karşı geliyorsanız; elbette o Müesses Nizam da kendinin varlığına son verecek olana bütün gücüyle karşı çıkacaktır. Özgür Özel, sistemin kullanışlı aparatçısını demokratik yoldan yendiğinde, sistemin bir bütün olarak kendisini de selefi gibi kabul edileceğini ummuştu. Ve ilk önce ettiler de. Erdoğan, “yumuşama” adı altında Özgür Özel’in elini sıkmış; onun da Kılıçdaroğlu gibi siyaseten kavga edeceğini ama sonuçta etliye sütlüye karışmayacağını düşünmüştü.
İşte tam da burada Ekrem İmamoğlu, İngiltere tarafından kendi adamı olarak herkesin gözünde yemek yerken işaretlendi. Her daim ülkemizdeki iktidarlar sıkı bir Amerikancı olduğu için, bu kez bir İngiliz muhibi olarak İmamoğlu, bu yerleşik kurala uymadı Abdullah Gül’den sonra, bir başka İngiliz severin iktidara gelmesi: Amerika’nın yakın zamandaki planlarına uymuyordu. Zaten Erdoğan, Amerikan başkanlarının Demokrat veya Cumhuriyetçi olmalarını pek dert etmeyen bir lider olarak tanınıyordu. Ekrem İmamoğlu’nun İngiliz yanlısı bir politika izlemesi Trump ve Netanyahu’nun planlarını aksatabilirdi.
Hadi bu kusurlar zamanla halledilebilirdi diyelim. Ama Trump’ın Erdoğan’a verdiği, İmamoğlu’nun ekarte edilmesine yönelik o öngörülemeyen izne karşı; ülkenin geniş kesimlerindeki yoksullaşmanın da etkisiyle Saraçhane’den başlayan direnç, Özgür Özel’i de sarsıp etkiledi. Halbuki o, kendisinden önceki Genel Başkanlar gibi olmadan fark yaratan bir liderliği düşlüyorken, kendini bir anda “Halk Önderi” rolünde buldu.
Bugün geldiği nokta ise Özgür Özel; Müesses Nizama karşı savaşan ve halk tarafından da çok sevilen, korkusuz bir kahramana dönüştü. Normalde CHP’nin Grup Başkanı iken aşmayacağı sınırları, üstüne basa basa yok saydı. En önemlisi de: tabu olarak görülen Devletle ilgili her konuda, ne Erdoğan’ın tehditlerine ne de Devletin Bahçelisinin aba altından sopa göstermesine pabuç bıraktı.
İşin bir başka yönü ise, daha önce Müesses Nizamı kutsal sayan milletvekillerinin de artık ipleri kopardığına şahit olduk. Ve halk da artık ne TV’de gerçekleri konuşmaktan, ne de sokağa çıkmaktan korkmamayı öğrendiler. Her geçen gün mücadele biraz daha radikalleşmeye başladı. Geniş halk yığınları, artık Erdoğan’a “yeter artık, çek git” demeye başladı. Ve bunları seslendirenlerin çoğu da AKP’ye oy vermiş kişiler olduğunu korkmadan söylemekten çekinmiyorlar.
Şimdi iş geldi ya Özgür Özel’i derdest edip, Selahattin Demirtaş ve Ekrem İmamoğlu gibi hapse atacaklar. Ya da kendisinin de dediği gibi suikaste uğratacaklar. Güç odaklarının ellerinde Özgür Özeli durduracak başkaca da bir yol kalmadı. Artık Daltonlar mı olur, yoksa Redkitler mi, yoksa Casperlar mı ihaleyi kim alır bilemem.
Bu saatten sonra, ülke yangın yerine dönecek. Taraflar görünürde ikiye bölünmüş durumda. Bu kez sağ ve sol olarak karşımıza çıkmıyor. Çünkü 23 yıllık AKP iktidarı, iktidarda kalabilmek adına, yerleşik değerleri işine geldiğinde savundu, gelmediğinde de kendi ideolojisine ters gelse de, inkar etti. Karşımızda, amorf bir yapı var. Tek bir ilkesi var: iktidarda kalabilmek ve servetini daha da büyütmek. Bunun için şeytanla bile anlaşma yapmaktan asla çekinmez.
Ülkemizin kanayan yarası Kürt sorununu her sıkıştıklarında çözermiş gibi yapıp, bir süre daha iktidarda kalmanın yollarını arıyorlar. Bazen Kürtlerin hassas yaralarına bir parça merhem sürerken, dini inançları yüksek olan kesimlere de “Biz gidersek dininizi elinizden alırlar!” maskaralığını ortaya atmaktan hiç gocunmuyorlar. Yıllarca Kürt partilerinin üzerinde tepinip milliyetçilerin duygularını okşarken, işlerine gelmediğinde ise demokrasiden dem vuruyorlar. Tüm bunların her birini deneyip de ellerinde başkaca koz kalmadığında ise geçmişte ağıza alınmadık hakaretler ettikleri partilere, sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi iktidar nimetlerinden paylar veriyorlar.
Artık her yol denendi; her türden karşıtlıkların veya yandaşlıkların sonuna gelindi. Bundan sonra önlerinde tek bir yol duruyor: Ortadoğu’da emperyalizme tam teslim olup, ülkemizin içinde çıkılması neredeyse imkansız olan “Otokratik bir maşa” haline gelmek. Bunun tarifini, ABD’nin hem Ankara Büyükelçisi hem de Irak ve Suriye Özel Temsilcisi olan Tom Barrack zaten yapmıştı: Merhametli Monarşi. Bir başka deyişle; ABD’nin ağzı salyalı köpeği olmak… Maalesef ülkemize biçilen rol budur. ABD de buna karşılık AKP+MHP iktidarının istediği dolarları verecek, bizimkilerin başını ara sıra okşayacak; kendisi bölgeden ucuza petrol temin ederken bize ise ucuza kapattığı sıvı gazı pahalıya satacak.
Ülke insanı olarak, her istendiğinde egemenlere “Sarı Öküzleri” kendi ellerimizle verdik. Şimdi elde kalan “Son Sarı Öküz”ü, yani Özgür Özel’i de istiyorlar. Bütün mesele budur: Bu “Son Sarı Öküzü” de teslim edecek miyiz, yoksa vermeyecek miyiz?
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır