Taner Renda / 28.05.2026

Liderler, sorunlarla birlikte ortaya çıkar. Ülkemize zorla giydirilen yoksulluğa çare diye ortaya salınan din ve milliyetçilik karışımı salataya karşın, direnme gücünün kimi merkezlerine önceden yerleştirilen sahte kurtarıcıların gerçek yüzlerini ortaya koyabilmek sanıldığından da daha zordur. Erdoğan ve onun ekürileri olan Devlet’in Bahçelisi ile Kemal Kılıçdaroğlu, çok uzun bir süredir AKP’nin karşısında kurtarıcı gibi ortaya çıkarıldılar. Yaklaşık yirmi küsur senedir bu belayı ülke olarak başımızdan def edemedik. Evet, Erdoğan’ı yeni peygamber mertebesinde görmek isteyen büyük bir çoğunluk, onu her daim ve her koşulda gözü kapalı destekledi. “Çalıyor ama çalışıyor” diyerek başlayan aklama, bugünlerde “Çalıyor ama o paraları ne için kullandığını biliyor musunuz?” söylemine kadar geldi. Ancak yoksullaşma, hayatımızın neredeyse yönlendirici en temel etkeni haline bu kadar net bir biçimde gelince, artık bu türden söylemler söyleyenleri bile inandıramıyor.
İşte bu şartlarda halk; CHP’nin ilk kurultayında Kemal Kılıçdaroğlu karşısında Özgür Özel’i, delegeler aracılığıyla net bir biçimde destekleyerek, o an için çok da farkında olmadıkları bir yolu açtı. Kılıçdaroğlu’nun gölgesinde kalmaya alışmış olan Özgür Özel; Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olmasıyla ve eski alışkanlıkları yıkmak isteyen İmamoğlu’nun AKP tarafından hapse atılmasının yarattığı rüzgarla daha serbest kaldı.
Başta kendisini hafife alan Erdoğan, yaptığı her manevrada karşısında Özgür Özel’in ördüğü duvarlara çarptı. Mansur Yavaş anketlerde Erdoğan’a karşı her koşulda fark atsa da, Özgür Özel’in yeni Cumhurbaşkanı adayı olmayacağını söylemesi bile kendisi için şimdilik bir şey beklemediğini gösterdi. Bu duruş, ülkede zorbaya boyun eğilmemesi gerektiğini, boyun eğenlerin ise bu utancın gölgesinde çürüyeceğini kanıtladı.
Özgür Özel, CHP’ye defalarca seçilerek bir Genel Başkan’ın nasıl namuslu kalabileceğinin iyi bir örneği olmakla kalmadı; en zor zamanlarda kolay yoldan ziyade zor olanı seçerek yönünü bir lider olmaya doğru çevirdi.

İlk Saraçhane Mitingi’nde sadece bir gösteri yapılıp mitinge gelenlerin dağılması düşünülürken, İstanbul Üniversitesinden çıkıp gelen öğrenci gençliğin kararlı dinamizmi ile Saraçhane Meydanı’nı sürekli bir miting alanına çevirmeyi nasıl öğrendiyse; AKP’nin polisi ve mafya bozuntuları CHP Genel Merkezini bastığında da onu zorbalığa karşı lider yapan şey şu kararlılıklar oldu: Daha önce söylediği “Polisimize karşı gelmeyiz” söylemini terk edip CHP Genel Merkezinin her metrekaresini gaza, plastik mermiye ve polis kalkanlarına karşı savunması; ardından devletin mahkeme kararını yırtıp atması ile başlayan başkaldırısı ve en sonunda sağanak yağmur altında TBMM’ye yürüyerek TOMA’nın üstüne çıkıp halka kararlılığını göstermesidir.
Artık CHP, ülkenin kurucu partisinin pasifliğinden sıyrılarak zorbalığa direnen ve halkı bu mücadelede yalnız bırakmayacağını gösteren bir Özgür Özel’e dönüştü.
AKP, istediği kadar Kılıçdaroğlu’nu ve onun ekibini desteklesin. Bence bu destek her geçen gün sadece Kılıçdaroğlu’nu değil, AKP’yi ve onun Genel Başkanını da halkın gözünde “hainin tasmasını tutan pozisyon” olarak deşifre edecek ve bu bilinci halka aşılayacaktır.
Hamiş 1: Bu yazı, CHP ve onun seçilmiş Genel Başkanına bir güzelleme değildir. Eğer son yirmi küsur senedir başımıza musallat edilen AKP’den ve onun İslami faşizanlığından kurtulmak istiyorsak, Özgür Özel’in zaman içinde sağa sola yalpalamasının önüne geçmeliyiz. Bunun için, attığı her doğru adımda yanında olunmalı, yalpalamaya başladığı her adımda da karşısına dikilmeliyiz. Saraçhane Mitingi’nin nasıl Saraçhane Mitinglerine dönüştüğünü de bizler unutmamalıyız.
Hamiş 2: Bertolt Brecht’in şiirinden bihaber olanların, gün geldiğinde onun şiarına nasıl sahip çıktığını da unutmamalıyız. Kitleler kavga içinde öğreniyorsa, bizler de kavganın içinde öğrenmekten asla gocunmamalıyız.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır