Taner Renda / 05.07.2026

Devlet Bakanı Egemen Bağış, arkadaşları ile aralarında eğlenirken: “her Cuma, atıyorum bir hakara bakara ayeti” diye ne kadar dinine bağlı biri olduğunu söylüyor. Bir de son günlerde linç edilen, büyük bir olasılıkla dini bir inancı bulunmayan Deniz Aktaş isimli komedyenin gösterisinde söyledikleri yüzünden, apar topar, yurt dışından geldiği gibi daha havaalanında, gözaltına alınıp; savcılığa ifade vermeye götürülüyor. İfade vermeye gönüllü olarak gelen bu gencimiz, ters kelepçe takılarak, bu görüntüler hem de polisler tarafından kameraya alındığı için, sosyal medyaya servis ediliyor. Ve sonucu biliyoruz: mahkemece tutuklanıp; daha tamamlanmamış bir cezaevine, götürülüyor.
Egemen Bağış efendinin dinimizi alaya alması sonucunda: Avrupa’da Çekya’ya büyük elçi olurken, Deniz Aktaş ise kör bir hapishaneye tıkılıyor. Pek çok konuda çoook duyarlı eskinin gazetecisi ama aynı zamanda AKP’den milletvekili olmuş Şamil Tayyar efendi ise Egemen Bağış’a hiç sesini çıkarmazken; Deniz’i ise nedense yerden yere vuruyor. İşte samimiyet testi tam da böyle bir şey. Dininle alay eden sizden biriyse; aferin olarak bir ülkeye büyükelçi yaparsınız, işi insanları eğlendirmek olan ve sizler gibi “dini bütün!” olmayan Deniz ise kör kuyulara attırırsınız.
Diyeceksiniz ki: yahu bu iktidarın yaptığı tek kötülük bu mu? Kendinden olmayan herkesi şu veya bu gerekçeyle hapse atmıyor mu? Haklısınız, Demirtaş’ı tek bir konuşması ile on yıldır, hem de hakkında kesinleşmiş bir hüküm olmadığı halde, Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, kesin hükümleri olmasına rağmen, hala suç işleyerek hapiste tutanlar; Deniz’e ise gün yüzü gösterirler mi?
Geçmişte Demirtaş’ın dokunulmazlığını Devletin ali menfaatleri için kaldıranlara yardakçılık yapanlar, bu kez nedense Deniz’in yanında durmayı görev bilerek, onunla görüşme gerçekleştirdiler. “Hain Kemal” Demirtaş’ın hapse atılmasını hala doğru bulsa da, Deniz’in suçsuz olduğuna inanmış ki; dışarıdan hiç kimsenin yanına sokulmadığı Deniz’in yanına girebiliyor. Ancak, olan biteni hala anlamamış olacak ki; Deniz, kendisine gereken cevabı, kör kuyuya atılma pahasına veriyor.
İyi de Erdoğan, pardon savcılık ne diye Kılıçdaroğlu’nun bu hamlesine izin veriyor? Demirtaş’ın kapısından dönünce; “hain Kemal” işi olmadı. Bu kez de Deniz’in salınması karşılığında, Kılıçdaroğlu, hainlikten kurtulup, özgürlük dağıtacak bir gücü olduğunu dosta düşmana gösterecekti. Ve CHP’nin başında kalmaya devam edip; Özgür Özel, yeni parti kurduğunda; kendi yanında üç beş milletvekili değil, Erdoğan’ın ihtiyacı olan 40 milletvekili ile CHP’nin “gerçek Genel Başkanı” olacaktı.
Hamiş: NATO, toplantısı, Erdoğan’ı kurtarmaz. Trump, istediği kadar kendisinin yanında dursun. İstediği kadar ihtiyacı olan Dolar’ları borç olarak versin. Kendisi himmete muhtaç biri olan Trump için ülkesinde kazan kaynatılıyor. Günü geldiğinde ki Kasım seçimleri sonucunda bu kaynayan kazana Trump, kendi partisi tarafından sokulacak.
Hamiş 2: Yapılacak ilk seçimde sandıkların korunması ne kadar önemliyse: bindirilmiş seçmenleri önleyecek tek bir şey var: Çıkmayan parmak boyası. Bu iş hafife alınırsa; bilin ki yine “adam kazandı” vakası yaşayacağız.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır