Ümit ÖZDEMİR / 20.07.2026

Saray rejiminin yarattığı çürüme ve yozlaşma sadece bugünü değil, geleceği de ilgilendiren bir boyuta ulaştı. Yılın ilk altı ayında dış borç servisine yılın ikinci yarısında ödemenmesi hedeflenen faiz yükü 1 trilyon 278 milyar lira. Aynı dönemde ömrünün kalanında çalışmaması gereken emeklilere ödenen toplam harcama 79 milyar lira. Emeklilere ve sosyal güvenliğe tüm bütçeden ayrılan payın 17 mislinin faiz ödemelerine yani borç servisine ayrılması, neoliberal borçlandırma ekonomisinin ta kendisi oluyor.
Böyle olunca mesela saray rejiminin yarattığı bölüşüm şokunun kökenini anlamak kolaylaşıyor. Bir sınıftan almadan diğerine vermeniz imkansızdır. Neoliberalizmin yarattığı çoklu krizler, konut, gıda, vb. Gündelik hayatın bütün unsurlarının metalaştırılmasının doğal bir sonucudur. Yaz aylarında düşmesi beklenen enflasyon, tam bir yağma anlayışıyla yükselişe geçmeye başladı.
SGK hizmetlerine (katılım payı ve ilaç masraflarına) yapılan % 250 civarında zam, saray rejiminin sosyal güvenlik sistemini tasfiye etme politikalarının menzilini gösteriyor. Daha çok yaşlı insanların sıkça kullandığı hastaneler “SGK zarar ediyor” gerekçesiyle fiilen yasaklanmaya çalışılıyor. Sosyal devletin tasfiye edildiği bütün 1980’li yıllar boyunca sürdürülen bu politika, hastaları birer müşteri, sağlık hizmetlerini ise ayrıcalık olarak gören kapitalistlerin ekmeğine yağ sürüyor. İran -ABD savaşı bahane edilerek yapılan motorin ve akaryakıt zamları ulaşım maliyetlerini çarpan etkisiyle enflasyonun daha da artmasına neden olacak. Yanı sıra asgari ücretliye yapılmayan ara zam, stagflasyonu daha da derinleştirecek. Durgunluk içinde yüksek enflasyon adı da verilen stagflasyon, esasen neoliberal yıkımın bir başka semptomudur.
Neoliberal laboratuvar olarak Türkiye’ye dayatılan bütün bu programın uygulayıcısının Trump ile kol kola samimi pozlar vermesi, Ankara’daki zirvede NATO’nun bayraktarlığını yapması, işi emperyalizme hizmet etmek maksadıyla Hürmüz Boğazı’nda mayın taramaya kadar vardırması; programın hangi sınıfın programı olduğu konusunda kuşkuya yer bırakmayacak bir netliğe ulaşmamızı sağlıyor. Yoksulluğun ve yağmanın Irak’ta Barzanistan’a kadar uzanan yağma kollarının Power Trans ve Çalık Holding ile aldığı biçim, neoliberal kuralsızlaşmanın, sömürünün ve baskının neye benzediğini yeterince açıklıyor. Türkiye’ye faizleriyle birlikte Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nden kesilen 3 milyar dolarlık ceza karşısında, Kürt burjuvazisi ile saray rejiminin sessizliği Irak’ın neden işgal edildiğini gösteriyor. Irak, ABD emperyalizmi tarafından petrolü ve doğal kaynakları yağmalanması için işgal edildi ve Barzanistan bir uydu devlet olarak bu sebeple inşa edildi !
Gazeteci Turhan Bozkurt’un Youtube kanalında dile getirdiği devalüasyon tartışmalarının sanayi sermayesinin düşen kar oranlarını ve İran savaşı nedeniyle iptal edilen siparişler nedeniyle yeniden alevlenmesi, neoliberal bölüşüm şokunun daha da büyümesinden başka bir şey olamaz. Yıkımın bütün faturasını emekçi halkın omuzlarına yıkacak olan devalüasyon yani TL’nin değerinin azaltılması operasyonu daha önce denenmiş ve felaketlere neden olmuş bir yöntemdir. Doların baskılanması için MB’nin rezervlerini 81 ton altını yakabilecek kadar kararan gözler, yüksek faiz yoluyla halkımızı bir kez de uluslararası para fonlarına soydurarak suçlarına yenilerini eklediler.
Olası bir devalüsyonla TL’nin ucuzlatılmasıyla yaratılacak ucuzlaşma sadece emeği ucuzlatacaktır. Öte yandan bu durum yani TL’nin devalüe edilmesiyle sağlanması düşünülen “avantaj” Türkiye sanayi kapitalizminin bağımlı yapısı nedeniyle aslında tam bir vurgun operasyonudur. Türkiye sanayi yüksek teknoloji üreten dolayısıyla döviz ihtiyacını yüksek teknoloji ihracatına dayandıran bir ekonomi değildir. Üretimi böyle geri tekniğe dayanan bir ülkede üniversite eğitimi de maalesef üretimin gerektirdiği altyapıya uygun değildir. Türkiye’de bu denli diplomalı işsizin olmasının görünür nedeni bağımlı-yarı sömürge bir ekonominin olmasıdır. Dolara olan bağımlılık, Türkiye’yi sıcak para hareketlerine bağımlı kılmakla kalmamış, saray rejimi tarafından çıkarılan varlık barışı yasaları ile gri listeye kadar düşmemize sebep olacak bir tür mafyozo ekonomisi yaratmıştır. Kara parayı dolaşıma soktuğunuzda gazeteci Filiz Gazi’nin internet sitesinde işaret ettiği üzere çeteleşmeler kaçınılmazdır. Bu mafyozo ekonomisi, memleketin en güzel ormanlarını cayır cayır yakmaktan asla imtina etmez, cennet koylarını yağmaya açar halktan depremzedelere yardım için toplanan paraları kendi arasında kırışır ve üst yapıda bu yağmayı koruyup kollayacak siyasi çeteleşmelere yol verir.
Bu minval üzere neoliberalizmin devleti ve kurumlarını tasfiye etmesinin yıkıcı bir başka örneği AHBAP adlı yardım kuruluşunun karıştığı yolsuzluklardır. Neoliberalizm sadece emekçi sınıfların haklarını budamaz, aynı zamanda yağmanın derinleşmesi için eski devletin, Cumhuriyetin diyelim, bütün deneyimli kadrolarını ve kurumsal yapılarını kültürüyle birlikte tasfiye eder. Araştırmacı Faruk Ataay dışında kimsenin pek de ilgisini çekmeyen bu olgu, yani neoliberalizmin sosyal devleti ve genel olarak devlet kurumlarını tasfiye etmesi meselesi, sonuçları bakımından devlet ve toplum ilişkisini sakatlar. Neoliberal dönemde devletin tasfiye edilerek yerlerine pop figürlerin, ınstagram influencerları türünden zibidilerin geçirilmesiyle sosyal yardımlar ciddiyetini, adil dağıtım esprisini bütünüyle yitirir. Bu durum tam bir güven bunalımına, anlam krizine, toplumu ayakta tutan ve evrim felsefesinin bir kanadı olan karşılıklı yardımlaşma arzusuna da zarar verir.
Hayırseverlik adı altında yaygınlaştırılmaya çalışılan eşitsizliğin bir “kader” zenginliğin bir “hak” olduğu fikrinin benimsetilmesidir. Yoksulluğu “başarısızlık” olarak kodlayan neoliberal söylem ve zihniyet, orta sınıfların ve küçük burjuvazinin neden hızla yoksullaştırıldığını açıklayamaz ve üç maymunu oynar. Dayanışma erdeminin yerine ikame edilmeye çalışılan ve eşitsizliği normalleştiren “hayırseverliğin” ideolojik-politik işlevinin anlatılması, sol siyasetin mecburen üzerinde durması gereken bir argümandır. Deprem ve doğal görünümlü kapitalist afetlerde ortaya çıkan felaket kapitalizmi, yağma için fırsat kollayanları harekete geçirir. Her insanda mecvut olan yüce ve ulvi duygularla zorda olanların yardım etme erdemi bile sömürüye konu olur. Duygusal yönlendirmeyi ve açık duygu sömürüsünü de katarak duygusal bir boyut katar. Duygu sömürüsüyle karışık “hayırseverlik” televizyon ve sosyal medya şovlarıyla pompalanır… AHBAP ya da Kızılay fark etmez, bir kere “hayırseverlik” benimsetildiğinde, kapitalizmin yarattığı korkunç yıkım ve eşitsizlik normalleşir. 50 binden fazla insanın hayatını kaybettiği Hatay depreminin kök nedeni yani rant yağması sorgulanmaz hale gelir. AHBAP içindeki aktörlerin kimler olduğundan, nasıl yolsuzluklara karıştığından bağımsız olarak burjuvazinin işlediği bu suç, yani yardım için toplanan varlıkların yağmalanması, yıkımın kökenini anlamak için önemli ip uçları sunuyor. Neoliberal yağma ve yıkım sebep, AHBAP ve Ahbap çavuş kapitalizmi sonuçtur.
Neoliberal çıkmaz sokaktan çıkış:Öz yönetim
Yıkım ve yağmadan kurtulmanın yolu belli, Türkiye’de halkın kendi emeğine ve geleceğine sahip çıkması. Burjuva partilerden artık kendine bir hayır gelmeyeceği yönündeki ortak kanaate ulaşması. Devrimci Cumhuriyet bu mevzide yeni bir hayat için bir araya gelenlerin birbirine destek verenlerin ortak katkısıyla kurulabilir. Bizi sermaye düzeninin ölüm fermanlarından, OVP yağmasından emeklileri iş arama zorunda bırakan yoksullaştırmadan kurtarmanın yolu bellidir: Öz yönetime dayalı halk demokrasisi. Sözü, yetkiyi ve kararı ayrıcalıklı bir grup elitin parlamentonun elinden alıp, sözün, yetkinin ve kararın gerçek sahibine halka bırakan bir yeni Cumhuriyet, halkı açlık, sefalet ve cehaletten koruyacak tek seçenektir. Türkiye’de emekçi sınıfların torunlarını bile borçlandıran bu sefalet ve yağma rejiminin yıkılması, burjuva siyasi partilerden beklenemez.
Bunların siyasi rekabeti, kalan kaynakların hangi siyasi parti logosu altında yağmalanabileceğinden başka bir şey olamaz. Sadece devrimci atılımların halkı koruyacağı, devrimci atılımların çevresinde örülen yeni örgütlenme ve geçmişi aşan kolektif liderlik tarzlarıyla neoliberal fermanların yırtılacağını bilince çıkarmak elzemdir. Bu gerçekleşirse hem saray rejiminin, hem de onun sahte muhalefetlerinin toplumsal muhalefetin ve halkın örgütlü gücünü hesaba katacağını ön görebiliriz. Aksi durumda yani halkın devrimci cumhuriyet için özneleşmemesi durumunda “güvenilen bütün dağlara kar yağacağı” yaz ortasında depresyon serinliğinden grip olunacağını da aynı rahatlıkla söyleyebiliriz ! Muhtaç olunan itiraz ve isyan kudreti, hakları için direnen öğretmenden, parasız eğitim için verilen devrimci mücadelelere, saray rejiminin patronlarla kurduğu suç ortaklığının varlığına rağmen grevlerle emeğin hakkını savunan emekçilerden ve doğasını savunan köylülerden neşet edecektir. Dipten gelen dalganın her bir unsuru, örgütü ve çevresi komünistlerin sloganı olan kimseden beklemeden kimseden de beklemeden bir araya gelmenin yol ve yöntemleri üzerinde düşünmelidir.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır