HAYALLERİM, AŞKIM VE NARMANLI: BİR KÜLTÜREL MİRASI KORUYAMAMAK.

Ümit ÖZDEMİR / 22.04.2026

“Biz tarihle övünüyoruz ama tarihi bilmiyoruz. Tarihi bilmeyen bir toplumun koruma bilinci de olmaz”- Doğan Kuban

@masumlevrek

Kültürel Miras ve Turizm mezunu biri olarak merak ederek, bir yanıyla tam 40 yıldır Beyoğlu ve Kasımpaşa civarında yaşayan biri olarak gittiğim belgesel: Narmanlı Han. Umut Mete Yüksel imzalı bir belgesel. Beyoğlu’nun en eski hanlarından biri olan 1831’de inşa edilen Narmanlı’nın tarihi, Rus büyükelçiliğinin ek hizmet binası olarak hizmete girmesiyle biçimleniyor. 1933’e kadar hizmet yapan bina, 1933’te Sovyetler Birliği’nin binayı Sıtkı Narmanlı’ya satmasıyla sivil bir yapıya dönüşüyor. Sıtkı Narmanlı’nın kültür ve sanat insanları için çok ucuza kiralayarak olduğu Narmanlı Han, kısa zamanda entelektüellerin kolektif bir mekanına dönüşüyor. Yanı sıra terzi, noter, kürkçü ve şapkacı gibi küçük esnafların da Narmanlı eko sistemine katılmasıyla kültürel zenginlik, küçük esnafların üretimleriyle derinlik kazanıyor. Beyoğlu’nda iki avlulu hanından (diğeri Hazapoula Pasajıdır) biri olan ve bahçesindeki ağaç ve bitki varlığıyla tam bir vaha olan Narmanlı Han, Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra tam bir üretim merkezine dönüşüyor. Noterden, Kürkçülere edebiyat ve sanat dünyasının önemli isimleri olan düşünür ve edebiyatçı Ahmet Hamdi Tanpınar, Grafik sanatçısı Aliye Berger ve Ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu ile ilk D Grubu ressamlarının resim sergilerine kadar uzanan bir kültürel mozaiğin merkezine dönüşüyor. Kültürel mozaiğin parçalarını incelemeyi hedefleyen belgeseliyle Umut Mete Yüksel, kültürel mirasın belleğini sözel anlatı ve Narmanlı han sakinlerinin tanıklıklarıyla kayda alıyor.

(Karikatürist Cem Dinlenmiş, Uykusuz’da Narmanlı Han bekçisi Mikdat amcanın hikayesini çizmişti.)

Narmanlı Han, kapitülasyonlar döneminde oluşan çift hukuk sisteminin bir sonucu olarak Rus sefirliğine bağlı mahkemelerde yargılananların hapishanesi olarak da işlev gören ilginç bir tarihe sahip. Yazar Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Tevfik Çavdar’ın deyimiyle “tam bir huzursuzluk romanı” olarak tasvir ettiği, Türk edebiyatının başyapıtlarından Huzur’u kaleme aldığı Narmanlı Han, bu kültürel mozaiğin paramparça edilmesiyle tek bir izin bile bırakılmadığı bir tüketim ve konfor alanına dönüştürüldü. Neoliberal kentleşme dönemine damgasını vuran tüketim yanlısı anlayış, Narmanlı’nın kültürel dokusunun yok edilmesiyle kültürel hafızanın silinmesine neden oldu.

Narmanlı Han, Türkiye’nin en eski günlük gazetesi Ermeni cemaatinin yayın organı Jarmanak’ın da yayın hayatını sürdürdüğü bir mekan. Jarmanak’ın adının bile geçmediği günümüzde Narmanlı girişindeki kitabe, kültürel belleğe yapılan müdahalenin ne olduğunu anlamak isteyenlere önemli bir veri sunuyor. Bu kadar büyük bir mozaiği bir arada tutan İstanbula özgü çok kültürlülük, sevgi ve dayanışma bütün belgesel boyunca özlemle yâd edilen bir havanın oluşmasına neden oluyor. O kadar öyle ki Bedri Rahmi Eyüboğlu “ekmek teknem” adını verdiği Narmanlı’nın çaycısının oğlunun hastane masraflarını üstlendiğini belgesel sonrası yapılan sohbette öğrendim. Emekçilerle sanatçıların el ele verdiği, günümüz dünyasının neoliberal bireyciliğinin anlamakta güçlük çektiği bir kolektifleşme, kedilerin, sanatçıların ve esnafların birlikte yarattığı Narmanlı’yı bir kültürel vahanın adresine dönüştürüyor.

Dünyaca ünlü keman virtüözümüz Ayla Erduran’ın 1964’de Narmanlı Han’da Aliye Berger’in atölyesinin balkonundan verdiği keman konseri.

Bütün renklerin hızla kirlendiği, birinciliğin beyaza verildiği neoliberal dönemde bakımsızlıktan çürümeye terk edilen ve içinde yaşayan birkaç kişi hariç kimsenin sahip çıkmadığı Narmanlı Han, Beyoğlu’nun tam ortasında kentsel bir çöküntü alanına dönüştü. Bütün bu yaşananlar tarihi yapıları koruyarak ve restore ederek gelecek kuşaklara aktarılması meselesini, “korumak sevgidir” sözüyle özetleyen ve bizlere büyük bir mesele veren Zeynep Ahunbay hocamızı doğruluyor.

(Fatih Akın imzalı İstanbul Hatırası Köprüyü Geçmek Belgeseli’nde Siyasiyabend’in Narmanlı Han’da Karacaoğlan’dan “Ela Gözlerini” türküsünü söylediği bölüm)

Aliye Berger’in hanın bekçisinin kapıları kilitlemesi sonucu merdiven dayayarak girebiliği Narmanlı, acı tatlı birçok anı ve üretimin merkezinden, çürüme ve yozlaşmanın başrol oyuncusu olduğu neoliberal kentleşme döneminde tam anlamıyla kaderine terk edildi. Kültürel miras kapsamında korumaya ve restorasyona alınması gereken bu tarihi yapı, Koray İnşaat, Sinan Genim ve AKP tarafından bugün Prof. Dr. Zeynep İnankur’un deyimiyle “Beyoğlu’nun ortasına kondurulan bir pasta” görüntüsüyle kentsel suçun mekanı haline getirildi. Han işlevini ve avlu fonksiyonunu yitiren Narmanlı Han bir geçide dönüştürüldü. Narmanlı artık içinde Starbucks, Irish Pub ve İllüzyon Müzesi’nden oluşan bir grup ticari yapı kültürel mirasın orta yerine kondurularak tarihi yapı, bir plastik saçmalığa dönüştürüldü. Kültür Bakanlığı bütçesiyle kotarıldığından olsa gerek Narmanlı Han belgeseli’nin yönetmeni Umut Mete Yüksel bu kentsel suçlara giremese de yaptığı bu çalışma, takdire değer. Narmanlı Han, Beyoğlu’nun yağmalanan kültürel mirasının büyük protestolara sahne olan Emek Sineması ile birlikte iki simge yapısından biri olarak tarihe geçerken, burjuvazinin kültürsüz ve köksüz bir toplum yaratmak için neden özellikle kültürel miras yapılarını hedef aldığının bir kanıtı olarak orta yerde duruyor. Bir tane ağacın bırakılmadığı yeni saçma plastik kiç, görgüsüzlük, nobranlık ve kültürel yozlaşma nedir, ne olabilir diyen mimarlık ve güzel sanatlar fakülteleri öğrencilerine ders niyetine gösterilmeli. Öyle ya insan toplulukları her zaman olumlu şeylerden öğrenmez, bazen onlara kentte işlenen kent suçlarını da göstermek, neyin nasıl yapılmaması gerektiğinin olumsuz örneğini ispatlamak da gerekebilir !

Narmanlı’nın neoliberal dönemlereki hali, bu kültürel köksüzlüğümüzün, kültürel mirasın yok edilmesinin somut bir örneği olarak bir ibret vesikası olarak karşımızda duruyor. “İki kurtlu ağaca ve harabeye para veremem” diyerek bugün tam bir kültürel miras adası olan Tünel-İstiklal Caddesi aksında mimari kitsche ve yozlaşmaya imza atarak bir kent suçu işleyen burjuvaların Koray İnşaat eliyle yağmaladığı kültürel miras, Türkiye’yi çok önemli bir kültür turizmi gelirinden de etti. Kültür turizmi, çoğu bu türden tarihi yapılara meraklı yabancı turistler için kent içi kültür turları, rehberlerin ve konaklama mekanlarında çalışanların iş bulması demek. Neoliberal döneme damgasını vuran sorumsuzluğun son örneği olmayan bu kültürel miras yağmasını, nostalji ve kültürel miras kaybı boyutuyla hatırlattığı için yönetmen Umut Mete Yüksel ve ekibi bir teşekkürü hak ediyor.

Narmanlı Han belgeselini izlemek için

Diğer Yazılar

MACAR MANEVRASI, HÜRMÜZ ABLUKASI VE DİĞER ŞEYLER.

Ümit ÖZDEMİR / 15.04.2026 Çok sınıflı isyanlar çağı, neoliberal kapitalizmin ağır yaralı bir hayvan türünden …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir