Ezop’un şu lanetli dilinden bahset bana / kan var bütün kelimelerin altında… Cemal Süreya
@masumlevrek
Peter Weiss’ın oyunu Saloz’un Mavalı, Portekiz medeniyetinin sömürgeci geçmişini didikliyor. Eser; Salazar diktatörlüğünün Angola ve Mozambik’teki suçlarını, “medenileştirme” adı altındaki sömürgeleştirme operasyonunun bütün ayrıntılarını gözler önüne seriyor. Cihangir Atölye Sahnesi’nin (CAS) sade ancak bir o kadar nitelikli dramaturjisiyle sahnelediği oyun, Avrupa medeniyetinin sömürgeci ve barbar geçmişini sergilemekle kalmıyor; “barbar, vahşi ve ilkel” ilan ettikleri halkların eğitim yoluyla nasıl bir asimilasyondan geçirildiğini de büyük bir netlikle ortaya koyuyor.
Sahne üzerinde ezen ile ezileni karşı karşıya getiren bu başarılı reji, kuşkuya yer bırakmayacak ölçüde, sömürge rejimlerinin Afrika’da ektiği kin ve nefret tohumlarının kaçınılmaz sonuçlarını gösteriyor. Kabileler halinde yaşamak zorunda bırakılan, yani sömürgeciliğin yağması sonucu emekleri ve bedenleriyle köleleştirilen, doğal gelişimi ise yine aynı kapitalist sömürü nedeniyle durdurulan Angola ve Mozambik halkının bu yaşamı kendilerinin tercih etmediği gerçeği, oyunun dramatik olay örgüsünden süzülüyor. Saloz’un Mavalı, sömürgecinin aynı zamanda bir kapitalist olduğunu ortaya koyarken; sömürü ve yağmanın, insan emeğine yönelik kesintisiz bir saldırıyla iyice semiren burjuvazinin suçları olduğunu deşifre ediyor. Bu deşifre, oyun metninden sahneye sızan yabancılaşmanın kökenlerini de görünür kılıyor.
Evde hizmetçi olarak emeği sömürülen bir karakterin dile getirdiği günlük yaşam kesitlerinden, Portekiz’e gittiğinde karşılaştığı görkemli yapılar karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen köleye yönelik sömürgeci kibir ve küstahlığa kadar uzanan dramatik olay örgüsü, Saloz’un Mavalı’nın epik-diyalektik tiyatroya sunduğu en önemli katkı olarak belirginleşiyor. Oyunun dramatik yapısında kölenin efendisine olan “uyumu” ve bağımlılığı, onun zihin ve idrak dünyasının sömürgeciler tarafından nasıl şekillendirildiğini de kanıtlayarak metne yepyeni bir derinlik katıyor. Ayaklanma esnasında muhabirle haber merkezi arasında yaşanan gerilim, gerçeğin saptırılarak sunulduğu burjuva medyanın işlevini gösteriyor. Sömürgeciliğin acı etkilerini, ezen ve ezilenlerin ikili zıtlığı ile diyalektik karşıtlığı üzerine inşa eden oyun metni, tiyatronun toplumsal uyanıştaki yadsınamaz rolünün somut bir kanıtı olarak orta yerde duruyor.
Oldukça enerjik sahne performansıyla seyircinin takdir ve konsantrasyonunu toplayan bu yapım, gerçekçi tiyatroda ısrar eden ve bu sayede kendi sol-politik izleyici kitlesini yaratmayı hedefleyen Cihangir Atölye Sahnesi’nin girdikleri doğru yolda, desteği hak ettiklerini gösteriyor. Kısıtlı imkanlarla oyuncu yetiştirmek gibi önemli bir misyonu da üstlenen CAS’ın repertuvarında; Saloz’un Mavalı’nın yanı sıra ödüllü Filler ve Karıncalar, Ayak Bacak Fabrikası ve Neredeyse Eşittir gibi diğer politik tiyatro oyunları da mevcut. CAS bu repertuvarıyla, tiyatro sanatını içi boşaltılmış bir varyete sanatına, bir burjuva eğlencesine çevirmeye çalışanlara karşı “tatlı ve öfkeli bir inadın” adresi olduğunu kanıtlıyor.