EKONOMİ-POLİTİK’İN KONUSU VE AMACI

Friedrich Engels

(Editörden-Friedrich Engels’in Sosyalist Düşüncenin Gelişimi adlı seçme makalelerinden oluşan kitabından yayınladığımız bu makale, kapitalizmin genel işleyiş yasasını incelemede etkili bir düşünme yöntemi olarak belirginleşiyor. Ekonomi-politik konusunda berrak bir görüşe ulaşmak isteyenlere tavsiye edebileceğimiz olan makale, Genç Marksistler başta olmak üzere sosyalist düşünceyle ilgili herkesin okumasını tavsiye edeceğimiz bu makale ile Engels makaleler serisine başladığımızı da bildirelim)

Ekonomi-politik, en geniş anlamda, insan toplumlarında, yaşamayı sağlayan maddi araçların (vasıtalann) üretimini ve mübadelesini yöneten kanunların bilimidir. Üretim ve mübadele birbirinden farklı iki fonksiyondur. Mübadele olmaksızın üretim yapıldığı görülmüştür. Oysa, üretim olmaksızın mübadele olamaz. Çünkü mübadele, ancak ürünlerin mübadelesidir. Bu iki toplum, salt fonksiyondan her biri, dıştan gelen özel zorlamaların geniş ölçüde etkisi altındadır; bundan dolayı bu fonksiyonlardan herbirinin, geniş ölçüde, kendine özgü (has) ve özel kanunları vardır. Ama öte yandan, üretim ve mübadele, her an birbirleri üzerinde öylesine etki yapar ve birbirlerini öylesine şartlandırırlar ki, onların, ekonomik gerçeğin çizdiği eğriyi belirleyen absisler ve ordinatlar olduklarını söyleyebiliriz.

İnsanların, içinde üretim yaptıkları ve mübadelede bulundukları şartlar ülkelere göre değişir; hatta aynı ülkede değişik zamanlarda yaşayan kuşaklara göre bile değişir. Demek ki, bütün ülkeler ve bütün tarihi dönemler için geçerli olan ve değişmeyen bir ekonomi-politik mevcut değildir. İlkel insanın ok ve yayından, çakmak taşından yapılmış bıçağından ve pek az yaptığı mübadeleden; bin beygir kuvvetindeki buhar makinesine, makineli dokuma tezgahına, demir yollarına ve İngiltere Bankası’na gelene kadar uzun bir yol alınmıştır. Ateş Adaları yerlileri kitle halinde üretim ve dünya ticareti yapamadıkları gibi esham (pay ve hisse ortaklığı) ve tahvilatın (tahvillerin) yükselmesi olayını ve borsa iflaslarını da bilmezler. Ateş Adaları’nın ekonomi politiği ile bugünkü İngiltere’nin ekonomi politiğini aynı kanunlar içine sokmaya kalkışan bir kimse herkesin bildiği alelade bilgilerden fazla bir şey ortaya koyamaz. Demek ki ekonomi-politik, temeli bakımından tarihi bir bilimdir. Ekonomi-politik tarihi bir içeriği inceler, yani durmadan değişen bir içeriği ele alır. Önce, üretim ve mübadelenin çeşitli gelişme derecelerinde kendini gösteren tikel (cüz’i) kanunları inceler ve üretimle mübadelenin her durumu için geçerli olan bir kaç genel kanunu bu incelemeler yapıldıktan sonra ortaya koyabilir. Ne var ki, belirli üretim ve mübadele biçimleri için geçerli olan kanunlar, bu biçimleri içinde taşıyan bütün tarih dönemleri için de geçerlidir. Sözgelimi, madeni paranın kullanılması, bu kullanılışla birlikte, madeni paranın mübadele aracı olarak kullanıldığı bütün ülkeler ve bütün tarihi dönemler için geçerli kanunların ortaya çıkmasını gerektirir.
Belirli bir tarihi toplumun üretim ve mübadele biçimi ve bu toplumun tarihi şartları, bu toplumdaki ürün – bölüşümü (repartition) biçimini de kendisiyle birlikte getirir. Bütün uygar halkların, tarih alanına girdikleri çağlarda gördüğümüz ya da kalıntılarına rastladığımız aşiret ve köy topluluklarında (bunlarda toprak mülkiyeti ortaklaşadır) ürünlerin bir dereceye kadar hakça bölüşülmesi tabii bir şeydir. Nitekim üyeler arasındaki bölüşümün eşitsizleşrneye başladığı yerde de bu topluluğun çözülmeye yüz tutmuş olduğunu görüyoruz.

Büyük ve küçük üretim, çıkış noktalarını teşkil eden tarihi şartlara göre, birbirinden farklı bölüşüm (repartition) biçimlerine bürünür. Ne var ki, büyük üretimin, küçük üretimden her zaman farklı bir bölüşüm biçimi ortaya koyduğu ve temelinde bir sınıf karşıtlığını yarattığı (köle sahipleriyle, köleler; toprak sahibi efendiler ve toprak köleleri, kapitalistler ve ücretliler) besbellidir. Oysa küçük üretim tarımla uğraşan toplum üyeleri arasında bir sınıf farkı yaratmak sonucunu hiçbir zaman doğurmaz. Hatta bunun tam tersine, sözü geçen sınıf farkının bulunuşu, parçalı (parceallaire) ekonominin yıkılmaya yüz tuttuğunun bir işaretidir. Tabii ekonomiden başka bir ekonominin bulunmadığı ya da bu ekonominin ağır bastığı, bir ülkeye madeni paranın girmesi ve yayılması, daha önceki bölüşüm biçiminin hızla alt üst olması sonucunu doğurur. Ve bu değişiklik bireyler (fertler) arasındaki bölüşümde görülen eşitsizliği yani zengin ile yoksul arasındaki karşıtlığı gittikçe daha fazlalaştırır.

Bölüşümdeki eşitsizlikle birlikte sınıf farkları da ortaya çıkar. Böylece toplum, imtiyazlı sınıflarla zarara uğrayan sınıflar; sömüren ve sömürülen ya da egemen olan ve egemenlik altına alınan sınıflar halinde bölünür.

Bölüşümün, üretim ve mübadeleden doğan pasif bir sonuç olduğunu sanmak yanlıştır. Her yeni üretim ve mübadele biçimi, başlangıçta, sadece eski toplum yapıları ve bunlardan türemiş olan politik kurumlar tarafın dan engellenmez, aynı zamanda eski bölüşüm biçimi tarafından da engellenir. Yeni üretim ve mübadele biçim leri, kendilerine uygun düşen bölüşüm biçimini gerçek leştirene kadar uzun bir mücadele yapmak zorundadırlar. Ama belirli bir üretim ve mübadele biçimi hareketlilik gösteriyorsa, bu hareketliliği gösterdiği ölçüde gelişme ve ilerleme yoluna girer ve yine aynı ölçüde bölüşüm öyle bir düzeye varır ki, kendisini yaratmış olan gerçekleri etkisi altına alarak eski üretim ve mübadele biçimi ile karşıtlık haline girer. Eski ilkel topluluklar, hala Kızılderililer’de ve Slavlar’da görüldüğü gibi, binlerce yıl sürüp gidebilirler. Ama dış dünya ile yapılan ticaret bu topluluklar içinde büyük servet farkları yarattığı zaman, sözü geçen toplulukların çözülüp ortadan kalktıkları görülür. Buna karşılık, çok hareketli bir üretim biçimi olan ve ancak üç yüz yıl önce ortaya çıkmış bulunan modern kapitalizm (hakimiyeti ise ancak büyük sanayi ile birlikte yani yüzyıldan beri kurulabilmiştir), bu kısa süre içinde bölüşüm konusunda çelişmeler yaratmıştır. Bu çelişmeler, bir yandan sermayelerin bir kaç kişinin elinde toplanması öte yandan püyük şehirlerde malsız mülksüz kişilerin yığılması şeklinde kendini göstermektedir. Bu çelişmelerin kapitalizmi sona erdireceği söylenebilir.

Bir toplumun, şu ya da bu dönemindeki maddi yaşama şartları ile aynı döneminde görülen bölüşüm olayı arasında öyle sıkı bir bağ vardır ki, bu bağın, halkın sezgilerinde dile geldiği görülür. Bir üretim biçimi, gelişme halinde bulunduğu sürece, bu üretimin getirdiği bölüşümden zararlı çıkanlar tarafından bile desteklenir.

Nitekim, büyük sanayi ortaya çıktığı zaman İngiliz işçileri böyle davranmışlardı. Bu üretim biçimi, toplum için normal bir şey olarak kaldığı sürece, bölüşümden genel olarak herkes memnundur ve bundan ötürü aynı süre içinde egemen sınıfların içinden yükselen protesto sesleri (Saint – Simon, Fourier, Owen), başlangıçta, sömürülen kitleler içinde hiç bir yankı uyandırmaz. Sözü geçen üretim biçimi yokuş aşağı inmeğe başladığı ve eskimeye yüztuttuğu ve yaşama imkanları yavaş yavaş kaybolmaya başladığı zamandır ki (bu· üretim biçiminin yerine geçecek yeni üretim biçimi onun kapısını çalmıştır artık), iyice adaletsiz hale gelen bölüşüm bir haksızlık olarak görülmeğe başlar. O zaman ebedi adaletten medet umulmağa başlanır. Ahlaka ya da hukuka başvurulması, bilimsel bakımdan bizi bir adım bile· ilerletmez. Ekonomi bilimi, ahlak bakımından gösterilen en yüce tepkide bile kendi işine yarayan bir delil bulamaz. Bu haksız durum karsısında gösterilen ahlaki tepkiler sadece birer belirtidir. Ekonomi-politik’in ödevi, ortaya çıkan toplumsal aksaklıkların ve kötülüklerin, mevcut üretim biçiminin kaçınılmaz sonuçları olduğunu göstermektir. Ama, bu haksızlık ve kötülüklerin mevcut üretim biçiminin çözülmekte olduğunu gösteren işaretler olduğunu göstermek ve bu çözülen ekonomik hareket içinde sözügeçen aksaklık ve kötülükleri ortadan kaldıracak yeni üretim ve mübadele biçiminin temellerini bulup çıkarmak da yine ekonomi-politik’in ödevidir.

Çeşitli insan toplumlarının üretim ve mübadele şartlarının ve ürünlerin, içinde bölüşüldüğü bu şartıarın bilimi olarak ekonomi-politik henüz yaratılması ve ortaya konması gereken bir bilimdir. Bugüne kadar ekonomi-politik olarak elimizde bulunan şey kapitalist üretim biçiminin oluşumundan ve gelişmesinden başka bir konuyu ele almamaktadır: önce derebeylik üretim ve mübadele biçimlerinin kalıntılarının eleştirilmesi ile işe başlanmakta, bunların yerini kapitalist biçimlerin alması gerektiği gösterilmekte, kapitalist üretim biçiminin kanunları ve mübadele şekilleri olumlu yönden (yani toplumun genel amaçlarına uygun düşmesi açısından) açıklanmakta ve daha sonra kapitalist üretim biçiminin sosyalist görüş açısından eleştirilmesi yapılmakta, yani bu kanunlar olumsuz yönden ele alınarak sözü geçen üretim biçiminin kendi kendini imkansız kılacak bir noktaya doğru yol aldığı gösterilerek kanunun sonuna varılmaktadır. Yapılan bu son eleştirmeyle, kapitalist üretim ve mübadele biçimlerinin, üretimin kendisi için bir engel olduğu gösterilmekte; bu biçimlerin şartıandırdığı bölüşüm yüzünden sayıları azalan ama servetleri artan kapitalistler ile sayıları gittikçe artan ve durumları her gün biraz daha kötüleşen yoksul işçiler arasındaki karşıtlığın gittikçe şiddetlendiği belirtilmekte ve sonunda, kapitalist üretim çerçevesi içinde ortaya çıkan ve bu çerçevenin içine alamadığı büyük üretim güçlerinin; planlı bir işbirliği amacına yönelerek,bütün üyelerine yaşama ve manevi güçlerini serbestçe geliştirme imkanı sağlayacak olan organize bir toplum tarafından benimsenmeyi bekledikleri açıklanmaktadır.
Burjuva ekonomisinin bu biçimde eleştirilmesini gerektiği gibi yapabilmek için üretimin, mübadelenin ve bölüşümün kapitalist ekonomide aldığı biçimi bilmek yetmiyordu. Bu ekonomiden önce ortaya çıkmış olan ve az gelişmiş ülkelerde hala onun yanında süregelen biçimlerin de incelenmesi zorunluydu. Bu çeşit bir incele· me ve karşılaştırma Marx tarafından yapılmıştır. Bundan ötürü, burjuvazinin ortaya çıkmasından önceki çağla ilintili olan teorik ekonomi konusunda bugüne kadar ne bilinmişse, bunun hemen hepsini Marx’ın incelemelerine borçluyuz.

Diğer Yazılar

Yoksulluk

BİR İSTİBDATIN GÜNBATIMI: YENİ HEGEMONYA BUNALIMI VE SIKIŞMA

Ümit ÖZDEMİR 06.04.2026 MHP’nin stratejisinde örgütlenen saray rejimi, her adımında kendine yeni suç ortakları yaratmak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir