BİR İSTİBDATIN GÜNBATIMI: MUTLAK BUTLAN DARBESİNİN ANALİZİ

Ümit ÖZDEMİR / 23.05.2026

@masumlevrek

Saray rejiminin CHP’ye yönelik operasyon dalgasının kreşendosunda, 21 Mayıs darbesiyle bir “mutlak butlan” kararının çıkarılması, büyük bir tarihsel kırılma noktasına gelindiğini gösteriyor. Saray rejimi; kendisini yaratan canavarların ve suç ortaklarının uyarılarını kaale almadan aldığı bu kararla, CHP’yi Kafka’nın kedisine çevirmeye çalışmaktadır. Bilindiği gibi “Kafka’nın kedisi”, ne kuzuya ne de kediye benzeyen amorf bir yaratığı tanımlamak için kullanılan bir tabirdir.

Ortalama yorumların hepsi, mutlak butlan kararının ardından erken bir seçimin geleceği yönündedir. Oysa bu aceleci yorumları boşa çıkaracak oldukça somut veriler mevcuttur. Nedir bunlar? Türkiye’nin Merkez Bankası rezervlerinden 14 milyar doların yakılması ve bunun yaklaşan bayram öncesinde ülkede yaşayan fert başına 7500 liralık bir yoksullaşma faturası yaratmış olması gerçeğidir.

Bu gerçeği akılda tutarak ilerlersek; saray rejiminin dolar uçmasın diye MB rezervlerini bir “hacı ağa” fütursuzluğuyla yakması, yabancı yatırımcıya “Yüksek faizle gelip Türkiye’yi yağmalayabilirsin” mesajını vermektedir. Bu politikanın doğal bir sonucu olarak halk, vergi ve zam yağmuru altında iflasa sürüklenecektir. Seçimlere giderken yakılan milyar dolarları yerine koymak adına çıkarılan “varlık barışı” yasalarıyla kara paraya açılan kapıların, yeni ve çok daha büyük güvenlik sorunları doğuracağı kesindir. Bu vahim sosyo-ekonomik tablo, iktidar açısından seçim masraflarının karşılanmasının imkânsız olduğunu kanıtlamaktadır. Saray rejiminin Batı finans merkezlerinde gördüğü “muhabbet” ve “destek”, Türkiye’nin dünya ülkeleri içinde borçlanmak için en yüksek faizi vererek kendi halkını soydurmasıyla doğrudan ilgilidir. Bu soygunun akılalmaz boyutlarını yazdı diye gazeteci İsmail Arı’nın iki aydır hapiste tutsak edildiğini de geçerken belirtmek gerekir.

Siyam İkizleri: Düzen İçi Muhalefetin Sınırları

Yaşanan süreç, “Mutlak Butlandan, Mutlaka Uzlaşın” hattına debelenmenin yeni fazıdır. Bilgi Üniversitesi’nin Santral İstanbul arazisinden hazine arazilerine kadar hemen her şeyin Züğürt Ağa’nın “Haraptar köyü” gibi satışa sunulduğu; bu satışlardan ve vergilerden gelen meblağ ile 2026 yılında 74 milyar dolar dış borç servisi yapılacağı akılda tutulursa, mutlak butlan darbesinin ekonomi politiği berraklaşır. 21 Mayıs mutlak butlan darbesi, 19 Mart’ta halkın direnişiyle yarım kalan saray darbesini tamamlamak için sahnelenmiştir. Ancak darbeyle elde edilmek istenen sonuçlar, uzun vadede saray rejiminin debelenerek çöküşünü hızlandıracaktır. Rejim, ondan kurtulmak için seçim isteyen halk kitlelerinin içine çıkamaz haldedir. Yarattıkları çürüme ve yozlaşma yüzünden çetelerin adaleti ele geçirdiği, savcıların mafya liderlerine “hayatım” diye hitap ettiği bir toplumsal çürümenin tam merkezindedirler.

Saray rejimi; yığınların mücadelesi ve dipten gelen itici güç yüzünden mecburen solculaşan CHP’yi düzen sınırları içinde tutmanın çaresini, eski CHP hainlerinden ve rantiye vekillerden bir grup seçerek iç kavga çıkarmakta bulmuştur. Meselenin sınıfsal boyutunda, Türkiye’deki neoliberal talan ve yağma rejiminin ölçülerinin iyice kaçması ve halkı bizar eden bu sömürünün unutturulması gayesi yatmaktadır. CHP, belli ölçülerde bu toplumsal isyanı yatıştırmak ve açlık boyutlarına varan yoksulluğu pansuman tedbirlerle idare etmek gibi bir politik misyon üstlenmiştir.

CHP; neoliberal yağma rejiminin sınıfsal boyutunun kitlelerce öğrenilmemesi, her boydan burjuvazinin suç ortaklıklarının gizlenmesi ve sınıfsal uyanışın bilince çıkarılmaması için yapılandırılmış bir düzen partisidir. CHP’nin AKP ve saray rejiminden yegane farkı, sömürü düzeninin bu yapısal karakteri kavranmasın diye sol/sosyal demokrat taklidi yapmasında gizlidir. “Hain” dedikleri Kemal Kılıçdaroğlu tek bir şahıs değildir; bir zihniyettir, bir davranış kalıbıdır. Kars-Ardahan çetesinden, 250 daireli Gürsel Tekin gibi rant baronlarından, sıradan bir lümpenden fazlası olmayan Mustafa Sarıgül’e kadar uzanan, değişik cins ve ebattaki lümpen bürokrat midecilerin partisidir. CHP’yi kitleler gözünde “umut” haline getiren şey de esasen bu tarihsel-siyasal rolüdür.

Hegemonyanın Sınırları ve Geç Faşizm

Yığınların mücadelesinin yükseldiği bu tarihsel moment, hayli enteresan bir sınıfsal içerik kazanmaktadır. Sınıf düşen küçük burjuvazinin proletaryaya katılmasıyla derinleşen çelişkiler yumağı, CHP’nin de kontrol edemeyeceği boyutta yepyeni bir dinamizme sahiptir. Sınıfsal ve sosyal mücadelelerin baskı rejiminin çeperlerine basınç uyguladığı her aşamada, rejim içi muhalefet de dahil olmak üzere bütün muhalif hareketlerin cezalandırılması, saray rejiminin (force majeure) birincil önceliğidir.

Saray rejimi, bütün burjuvaziyi yedekleyerek ve ülke kaynaklarını yağmalayarak kurduğu dar oligarşik hegemonyanın sınırlarına dayanmıştır. O sınırda, yağmalanacak rant sahalarının trajik biçimde azaldığı görülmektedir. Saray rejiminin yaptığı mutlak butlan darbesi, düzen partilerine bir anda “demokrat” ve “sivil” bir rol oynama şansı tanımıştır. Zafer Partisi’nin lideri Ümit Özdağ’a bile hareket alanı tanıyan bu yanlış hesap, Bağdat’tan dönmeye başlamıştır. CHP’yi ziyaret esnasında verilen “demokrasi” mesajları, seçme hakkının gaspından ziyade, CHP’ye çekilen operasyonun bir benzerinin kendilerine yönelmesinden duyulan korkunun ürünüdür. Butlan darbesinin ardından “iyi polisi” oynamak zorunda kalan Bahçeli’nin Kılıçdaroğlu’na yönelik “feragat” çağrısı, Mansur Yavaş’ın kongre çağrısıyla yerli yerine oturmaktadır. CHP’nin iç cepheye “uyumlu” hale getirilmesi için tezgahlanan mutlak butlan darbesinin ters tepmesi, mutlak uzlaşma arayışlarını kışkırtmaktadır.

Son analizde 21 Mayıs mutlak butlan darbesi, saray rejiminin medyadaki borazanlarının erken ötmesi sonucu her tarafından sırıtan, sorumluluktan kaçılamayacak kadar büyük bir operasyondur. Rejimin sözcüleri, 19 Mart’ta halkın ve öğrencilerin direnişi sebebiyle yapamadıkları darbeyi tamamlamak için kolları sıvamışlardır. Ancak Türkiye’nin içinden geçtiği sosyo-ekonomik koşullar, 19 Mart’ı bile gölgede bırakacak kadar vahimdir. Ocak-Nisan döneminde 300 bin kişi daha işini kaybetmiş ve işsizler ordusuna katılmıştır. Bunun yanı sıra, ABD-Avrasya restleşmesinin yarattığı Hürmüz kördüğümünün petrol fiyatlarını tetiklemesi, kabaran enerji faturasıyla ekonomiyi daha da çökertme potansiyeline sahiptir. Seri halde yapılan akaryakıt zamları, üretim maliyetlerini arttırarak yüksek enflasyon içinde durgunluğa, yani stagflasyona sebep olmuştur bile.

Bu “sürdürülemez” tablo, saray rejiminin neoliberal şirket devleti yağmasının kaçınılmaz bir sonucudur. Kendi beslemeleri Rasim Ozan Kütahyalı’yı bile hapse yollamak zorunda kalan bu debelenme hali, saray karşıtı muhalefeti konsolide edecek bir potansiyeli açığa çıkarmıştır. 21 Mayıs darbesi, “Biz yapmadık, yüce yargı kararlarına saygı duymak gerekir” yollu sahte mesajları boşa düşürecek net bir faşist içeriğe sahiptir.

Hukuk İllüzyonunun Sonu ve Devrimci Hukuk

Burjuva “özgürlüklerinin” esasen nasıl bir yalan olduğunu gösteren bu mahkeme kararı, “hukuk devleti” illüzyonuna son verecek kadar öğreticidir. Kimilerince “Geç Faşizm” olarak da tanımlanan istibdat rejimlerinde, muhalif parti ve hareketlere yönelik baskı süreklilik arz eder. Geç faşizmin klasik faşizmden farkı, siyasi partileri doğrudan kapatmak yerine “butlan” gibi hukuki ayak oyunlarıyla işlevsiz hale getirmesidir. Geç faşizmde kullanılan seçim sandığı yönlendirmesi, rejimin aktörlerine sadece biçimsel bir meşruiyet alanı kazandırır.

Özetle, geç faşizmin veya istibdat rejimlerinin belirgin farkı, biçimsel olarak bir demokrasinin mevcut olmasıdır. Buradaki çok partili hayat, özde burjuva diktatörlüğünün maskelenmiş halinden başka bir şey değildir. Neoliberal yağma rejiminin zorunlu manevralarından biri olarak seçimlerle gerilen ipler, seçimlere yakın gevşetilmekte; bu gevşetme aşamasında yine geç faşizme özgü otoriter sağ-popülist para pompalmaları (seçim ekonomisi) yapılmaktadır. Neoliberalizmde hak ve özgürlüklerin kullanımını garanti edecek yasal düzenlemelerin tasfiyesi, yurttaşlıktan kovulan seçmeni, oy karşılığı taviz koparmaya çalışan bir “müşteriye” dönüştürür.

Türkiye’de saray rejimi örneğinde görüleceği üzere, emperyalizme göbekten bağlı yarı sömürge bir ülkede hukukun tamamen konjonktürel olduğunu vurgulamak gerekir. Hukukun sınıfsal içeriğine yakından bakıldığında; onun, sermaye sınıfının ve devletinin yoksuldan zengine servet transferi işini kolaylaştırmaktan ve hızlandırmaktan başka hiçbir işlevi olmadığı netçe görülür.

Sonuç olarak güvenmemiz gereken yegane güç, halk muhalefetidir. Toprağı, ormanı, köyü yağmalanmasın diye direnenlerin; üniversitesi kapatılmasın diyenlerin; MESEM’lerde baskıya, sömürüye ve üç kuruş paraya mahkûm edilmeye karşı mücadele edenlerin yaratacağı hukuk, sınıfın kendi organik bütünlüğüne ve “kendi için sınıf” bilincine ulaşmasını sağlayacaktır. Bu organik bütünlük, yeni ve ilerici bir hukuk düzenini eninde sonunda tartışmaya açacaktır. Egemenlerin ve darbecilerin çok korktuğu bu ilerici hukuk; bir bütün olarak ezilenlerin eşitlik ve özgürlük fikirlerinin hayatta somut karşılığını bulacağı devrimci bir hukuk olacaktır.

Diğer Yazılar

ÜZGÜNÜZ SİZE ULAŞAMADIK: YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN GÜVENCESİZLİK

Ümit ÖZDEMİR / 04.05.2026 Film PDF (Parcel Delivery Fast) şirketinde bir iş görüşmesi sahnesiyle açılır. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir