BUTLAN DARBESİ HEGEMONYA KRİZİ VE DİĞER ŞEYLER.

 

Ümit ÖZDEMİR / 25.05.2026

@masumlevrek

Darbenin işaret fişeğini “Erdoğan’ın uyumlu muhalefet” istediğini belirten 18 Nisan tarihli açıklamasıyla geldi. Yıl dönümüne yaklaştığımız 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra geliştirilen kanlı cevap, IŞID’in kontrgerilla devletinin bir parçasına dönüştürülmesiyle verildi. Masada Ahmet Davutoğlu ile “istikşafi” görüşmeler yaparak Erdoğan’ın kanlı çözümü için zaman kazandıran Kılıçdaroğlu, bugün de aynı oyunu daha kansız ama benzer bir biçimde oynuyor.

Kral ve yaslananları

Bugünün 2015 kanlı koridorundan farkı, 15 Temmuz 2016 darbe görünümlü devlet iç savaşının ardından hileli referandumla Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen tek adam dikta rejimine geçmemiz. “Krala yaslanmayın düşersiniz” diye uyarıda bulunan Selahattin Demirtaş’ın bu çağrısı, devletin ve neoliberal şirket devletin bekası için kendi partisine bile ihanet edecek tiplere yönelik uyarıydı.

***

CHP Genel Merkezi’nin polis zoruyla boşaltılması, 21 Mayıs butlan darbesinin finaliydi. Sokağa taşan öfke, meclise yürüyen CHP kitlesine halkın teveccühü ve İstanbul’daki destek eylemleri şüphesiz olumlu hareketlerdir. Ancak siyasette realiteye dayanmayan her tutum, romantik yaklaşımları besler. CHP 24 Mayıs genel merkez baskınıyla fiilen kapatılmıştır. Bu aşamadan sonra herhangi bir kurultayla partiye atanan ve içeride tam bir tasfiye operasyonuyla uyumlu muhalefet çizgisine getireceklerle girişilecek bir siyasi rekabetin kısa vadede bir getirisi olmayacaktır.

Butlan Darbesine sınıfsal bakış.

CHP’deki kalıcı bölünme için tasarlanan 21 Mayıs butlan darbesinin neoliberal şirket devletin yeni bir versiyonunu için tezgahlandığını söylemek yanlış olmaz. Neoliberalizmin iki laboratuvar ülkesinden biri -diğeri Arjantin- olan Türkiye’de denenen muhalefetsiz tek adam dikta rejimi, 1990’lardan bu yana neoliberal yıkıma maruz bırakılan Türkiye’de bütün sosyal haklar ve özgürlüklerin (emeklilik, çalışma, eğitim, barınma ve beslenme) yani insanın en temel ihtiyaçlarının yok edilmesinin sınırıdır.

Bu sınırda Amerikan emperyalizminin genel valisi Barrack tarafından Türkiye için dile getirdiği “hayırlı monarşi” yakıştırması için seçme ve seçilme hakkının gasp edilmesi bir zorunluluktur. Böyle olunca resimdeki eksik parçalar ve sınıfsallık yerli yerine oturuyor. ABD’nin giderek güç ve hegemonya kaybı yaşaması sonucu, kendi ülkesinde denediği ancak çok güçlü sokak protestoları yüzünden şimdilik hayata geçiremediği geç faşizm, Türkiye’de deneniyor. Erdoğan’ın butlan darbesi öncesinde Trump’ı arayarak butlan için icazet alığı iddiaları da bu büyük resimde yerli yerine oturuyor. Tekelci sermayenin çoktan terk ettiği burjuva demokrasisi bagajının bütünüyle yok edilmesi ve geç faşizm için son kırıntılarının da ortadan kaldırılması isteniyor. Bunun görünür nedeni, neoliberal dönemde kar oranlarının görülmemiş bir düzeyde düşmesi ve bu duruma sebep olan neoliberal debtokrasinin yarattığı ağır tahribattır. Çöp sermayenin ortaya çıktığı bu süreci durdurmak için görülmemiş bir yağma ve talan rejiminin Türkiye’ye dayatılması, toplumsal muhalefeti parçalı da olsa direnişe geçirdi. Böyle olunca ilk defa Türkiye’de CHP Genel Merkezi’nin basılmasıyla geç faşizmin yeni bir aşamasına geldiğimiz anlaşılıyor.

Bu yönüyle bakıldığında, tekelci sermayenin devletin daha da hızlanması için kendine ayak bağı olarak gördüğü bütün kurumları tasfiye etmesi, bunun içine CHP de dahil, dar kafalı küçük burjuvaların iddia ettiği üzere sadece bir mahkeme kararının uygulanması değildir. Bu çerçevede hukuk tartışmaları yürütmek saydığım sebepler yüzünden kendini gülünç duruma düşürmektir.

Kemal Kılıçdaroğlu ve butlan ekibinin böylesi bir darbe döneminin geldiği görüldüğü halde tasfiye edilmemesi, CHP önderliğinin nasıl zayıf bir karaktere sahip olduğunu gösterir. Tasfiye etmeyenin tasfiye edileceği bu kora kor mücadele anında ortaya çıkacak olan liderlik yeteneği, sadece CHP’lileri ilgilendirmiyor. Belli ölçülerde CHP ile beraber hareket etme yeteneği geliştiren toplumsal muhalefet güçlerini de zor duruma düşürüyor. Şişhane ve Kadıköy’de protestolara katılan kitleler, esasen seçme ve seçilme hakkının gasp edilmesine yönelik sezgiyle harekete geçen kitlelerdi. CHP liderliğinin pazarlıkçı tutumu, kendi siyasi hainlerini hiç tanımadıklarını göstermekle kalmadı, aynı zamanda yeni muhalefet adresinin neresi olduğu sorularını daha fazla sorulmasını zorunlu kıldı.

Sol liberal üniversite olarak Bilgi: Dün liberali bugün direnişçisidir.

Bilgi Üniversitesi’ne yönelik polis ablukası ve öğrencilere yönelik devlet terörü, neoliberal yağma ve talan rejimi için inşa edilen rejimin neye benzediğini açık bir biçimde gösterdi. Bilgi Üniversitesi, Sol liberalizmin bu “güzide” okulunun düştüğü hazin durumu göstermesi bakımından oldukça öğreticidir. Deniz Ülke Arıboğan adlı liberalin “sol liberalizmin okulu” olarak nitelendirdiği ve kuruluşu harcında 900’lü hatların cinsellik sömürüsü olan üniversitesinin öğrenci profili bugüne kadar etliye sütlüye karışmayan, hiçbir politik talebi olmayan apolitik-liberal öğrenci profiliydi. Bilgi Üniversitesi ve benzerleri düzene uygun kafaların eğitimle nasıl yaratıldığını kanıtıydılar.

Bilgi’de bugün polis kuşatmasıyla farklılaşan şey, bütün apolitik-sol liberal geleneğine rağmen öğrencilerinin politik bir refleksle hareket ederek direnmeleridir. Direniş çizgisiyle belli bir aşamayı geçen bu politikleşme, işbirlikçi üniversite yönetiminin Can Holding’e el koyan kayyum yönetimine bile ciddi bir itiraz geliştirmediği için, bugün bu durumu yaşadı. Bilgi Üniversitesi’nin neoliberal saray rejimiyle karşı karşıya gelmesi, neoliberal eğitim düzeninin ta kendisine dönüşen eğitim kurumunun, rantiyeler tarafından yutulma hamlesiydi. Direnişle kapatılması şimdilik durdurulan Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin bu kazanımı, saray rejiminin sicili düşünüldüğünde kırılgan bir kazanımdır.

Öte yandan Bilgi Üniversitesi’nin işbirlikçi yönetimi, bugün de benzer bir rolü oynayarak direnişi kırmaya çabalıyor. 21 Mayıs butlan darbesinin bir diğer kurbanı olan Bilgi Üniversitesi öğrencileri ve camiası komite ve öz yönetim örgütlenmesine gidene kadar benzer sorunları yaşamaya devam edeceklerdir. Eğitimin parayla alınıp satılabildiği ve bazı fanzinlerinde para karşılığı tez yazan grupların olduğu bir üniversite neoliberallerin en sevdiği üniversitelerden biridir !

Burjuva siyasal partileri de yok eden neoliberal kabusun son biçimi olan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adlı tek adam diktatörlüğü, 12 Eylül faşizminin günümüzdeki karşılığıdır. Bir farkla 12 Eylül üniversiteyi baskı altına almak için YÖK’ü inşa ederken, yine türlü çeşit işbirlikçiler kullanmış, devasa bir öğretim görevlisi kadrosunu 1402 sayılı yasayla tasfiyeye yürüterek bugünleri hazırlamıştı. Şimdi birer tabeladan başka bir anlam ifade etmeyen neoliberal piyasa üniversitelerinin son biçimi olan Bilgi Üniversitesi ve benzerlerinin “ayrıcalıklı” hallerinin sonuna geldik. Onlara bu “ayrıcalığı” tanıyarak kendini “elit” zanneden küçük burjuva-liberaller aslında öyle olmadıklarını pek acı biçimde tecrübe ediyorlar. Eğitimin içini piyasalaştırarak ve akademik yolsuzlulara sahte diplomalara ve intihal tezlere göz yumarak boşaltan YÖK ise işlevini çoktan tamamladı. Üniversitelerin siyasallaşması, ülkesine ve halkına karşı sorumluluk hissedenlerin bu onurlu yükü omuzlamalarıyla mümkün olabilecektir.

Okumuş insanın halkının yanında olması, düzen partilerinin kendi iç hesaplaşmaları yerine kendini proleter sınıfın bir parçası olarak görmesiyle mümkün olabilir. Günün koşullarında saray rejimine karşı her direnişin, her yazının, her siyasi faaliyetin ülkenin geleceğini kurma adına önemi inkar edilemez bir katkı sunacağı çok açıktır. 19 Mart darbesiyle CHP’yi mecburen sokağa iten saray rejimi, Silivri duruşmalarının çökmesi sonucu tezgahladığı 21 Mayıs butlan darbesiyle muhalefeti göstermelik bir Prens Sabahattin muhalefetine çevirmeye çalışıyor. Siyasi ömrünü “terörsüz” değil ama muhalefetsiz bir Türkiye kurmak için kumpaslı açılım süreciyle büyük bir tuzak hazırladılar.

İçine düştüğü hegemonya bunalımıyla meşru hiçbir dayanağı kalmayan ve halkın üzerine polisi ve vergi tahsildarlarını sürmekten başka bir işlevi de olmayan saray rejimi, Kemal Kılıçdaroğlu gibi işbirlikçi hainlerden medet umacak kadar zavallı durumdadır. Saray rejiminin ömrünü uzatma hamlelerinin sınırına gelindiğinde karşımıza çıkan siyasi durum, çoklu organ yetmezliğiyle çökmekte olan istibdat rejiminin parti genel merkezlerini basacak kadar korktuğu gerçeğidir. Çok korkan halka karşı büyük suçlar işleyen her rejim gibi Saray rejimi de korktuğuyla yüzleşmek üzeredir.

Ekonomik çöküşe derinlik kazandıran bölüşüm şoku, hegemonya krizi ve sosyoloji “kaybı” yani taban erimesi, Saray rejimini bir kördüğüme çevirdi. Burada temel sorun Berkant Gültekin’in Birgün’de işaret ettiği üzere, CHP’nin zayıf siyasi önderliğinin yerine getiremediği görevleri de yerine getirebilecek yeni bir birleşik muhalefet cephesinin ete kemiğe büründürülmesidir. Siyasete katılmayı burjuva partilerden herhangi birinin logosunu altına damga basmaktan çıkararak, halkı ve emekçileri doğrudan demokrasinin aktif ve karar alan öznesi haline getiren bir öz yönetim esprisi butlan darbecilerinin ve saray aparatlarının halkımıza reva gördüğü çürümenin panzehiridir.

Çöken orta sınıf, prekarlaşan kent yoksulları ve yarı proleter durumdaki gençlik kesimleri ile zaten işsiz ve geleceksiz durumdaki gençlik yığınlarının ortak sınıfsal sözcüsü haline gelebilecek bir birleşik muhalefet cephesi, butlan darbecilerinin kontrol edemeyeceği kadar ileri gidecektir. Bu ileri gidiş, siyasetle fizik arasındaki o eşsiz korelasyonu yani küçük enerjilerle büyük kütleleri harekete geçirebilme yeteneğine dönüştüğünde, düzen içi muhalefeti de ileri ittirecektir.

Sonuçları bakımından mutlak butlan darbesinin, tekelci sermayenin çıkarlarıyla suç ortaklığı olan neoliberal şirket devletin kesintisiz yağma ve talanı için tezgahlandığı akılda tutulmak zorundadır. Operasyon sadece CHP’yi kuşatıp teslim alma operasyonu olarak okunması eksik bir okumadır. Çözüm ve saray rejiminden kurtuluş, yıl dönümüne yaklaşılan Gezi / Haziran ayaklanmasında ortaya çıktı, muhtaç olduğumuz itiraz kudreti de..

Diğer Yazılar

NEOLİBERALİZM, BİR TÜR BARBARLIK* İDEOLOJİSİDİR.

Mahir Konuk / 09.05.2026 Neoliberalizm Bir Tür Barbarlık İdeolojisidir-Podcast Neoliberalizm, her şeyden önce, varlığının zamansal …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir