FİLLER VE ÇİMEN: ÇÜRÜMÜŞ BURJUVA TOPLUMUNUN ESTETİK BİR METAFORU

Ümit ÖZDEMİR / 23.01.2025

@masumlevrek

Militer bir Cumhuriyet bayramı kutlaması.. Devlet Bakanı Aziz Bebek, devlet “millet” adına yüksek “idealler”, hamaset ve dolu bayram mesajından, Aziz Bebek ve çıplak kadınların olduğu bir seks alemi planına geçeriz. Yüksek hamasetten, hedonizme bu geçiş, filmde yaşanacakların habercisi gibidir. “Milli” hamasetten erotizme geçiş, burjuva siyasetinin ikili ve patetik karakterini sergiler. Kamera hareketiyle dikkatler bir anda en ilkel güdülere yönlendirilir.

Aziz Bebek’in alem görüntülerinin servis edilmesi ve istifa etmesi karşılığında” görsellerin basına verilmeyeceği yollu tehdit edilmesiyle başlayan dramatik olay akışı, fotoğrafı servis edenlerin öldürülmesi ve tasfiye edilmesiyle yeni bir boyut kazanır. Devlet içindeki güç ve çıkar çatışmasına, Aziz Bebek gibi siyasetçilerin çözümü, çeteler ve mafyayla anlaşmaktır. Aziz Bebek ile Camoka (Ali Sürmeli) anlaşması sonucu kurulacağı haber verilen çete, silah, politik koruma ve para ile belirginleşir. Filmin bu sahnelerinde, araca yerleştirilen uyuşturucu paketleri ile kurulan komplo ve hamaset dolu ihbar ve kumpaslarla 90’lar karanlığına muhtelif göndermeler yapılır. Devlet Kürt sorununu çatışmayı derinleştirerek kördüğüme sürüklerken, bir yandan da çatışmanın yarattığı kaos ve belirsizlikten güç ve rant devşiren çetelerin kontrolüne geçmiştir. Filmin ana dramatik olay örgüsündeki bu berraklık, geri kalan her göstergenin, rolün ve dekorun dramatik olay örgüsüne katkısıyla  Filler ve Çimen’i estetik bir bütünlüğe ulaştırıyor.

Aziz Bebek kendine bağlı bir “özel örgütün” haberini Camoka’ya vermesiyle filme adını veren Fillerin kim ya da kimler olduğuna işaret eder. Aziz Bebek politik gücü eline geçiren her burjuva siyasetçi gibi, çatışmanın sonlanmasından değil, devam etmesinden yanadır. Çatışma hem güvenliik talebini, yani silah tekellerini hem iç göçü, yoksullaşmayı yani burjuva siyasetine bağımlılığı ve sömürüyü derinleştirir, hem de sistemi besleyen asalakları.. Bu kirli simbiyozun kökenini oluşturan siyasetin mafyalaşmasına engel olacak, onu yavaşlatacak herhangi bir “normalleşme” ya da barış ihtimali, esasen bu yozlaşmanın kendi varlık sebebinin ortadan kalkması demektir. Aziz Bebek rolüyle Bülent Kayabaş, devletin şiddet tekelinin politik alandaki yılmaz savunucusu olarak belirginleşiyor. Aziz Bebek ve onun perdelediği ilişkiler ağıyla kontrgerilla devletini sembolize eden yönetmen Derviş Zaim, kamerasını Susurluk kazası sonrasında ortaya çıkan kişiler, olaylar ve yerlere çevirir.

Havva (Sanem Çelik) ve savaş gazisi kardeşi, filmdeki metaforda çimenleri sembolize ederler. Bir milli sporcu olarak düzenli olarak koşarak antrenman yapan ve evinin yakınındaki bir otelin mutfağından yiyecek yardımı alan yoksul Havva ve engelli kardeşi, neoliberalizmin vatandaşlıktan kovduğu tiplerdir. Gıda yardımı alacak kadar yoksullaştırılmış Havva ve kardeşinin yoksulluğunun kökenindeki, güvencesizlik olgusunda hiç şüphesiz Fillerin büyük payı vardır. Mafya babası Sabit Üzücü (Haluk Bilginer) ile Ali Kansız (Taner Barlas) ile otel ve kumarhanenin satışı için pazarlıklarının gerçekleştiği sahnede, pazarlığa tutuşan mafya babası Sabit Üzücü’nün diyaloglarından yaratılan rant ekonomisi, yansıtılır. Sabit Üzücü’nün yardımcısından Aziz Bebek’e ulaşmasını ve seçimlerden önce gerekli “yardımları” yapmasını istemesi, mafya ve politika arasındaki ilişkiler ağını gösteriyor. Örgütlü bir suç şebekesi olan mafyozo kapitalizm, attığı her adımda kendine yeni suç ortakları ararken, suç girdabının içine işsizleri de çeker. Güneydoğu’daki çatışmalar nedeniyle göç ettirilmiş surdibinde yatan iki evsizin, Sabit Üzücü’nün adamı tarafından Ali Kansız cinayetini üstlenme ve ifade ezberi aldığı film sahnelerinde, güvencesizlikle suç arasındaki dolaysız bağ gösterilir.

Filmin dramatik olay örgüsünün kırılma noktalarından birinde, Havva’nın otelden yemek almaya giderken şahit olduğu mafya infazında Ali Kansız ve yardımcısının öldürülmesinde Havva’nın yaşadığı travmayı izleriz. İnfazla bütünleşen Ebru sanatı ve Havva’nın Ebruyla uğraşan bir sanatçı olmasına yapılan vurgu ile filmin estetik dokusu ortaya çıkar. Zaim, geleneksel Türk sanatlarından Ebru ile Türkiye’nin 90’lı yıllarına damga vuracak olan sosyopolitik yapısının istikrarsızlığını anlatır gibidir. İç içe geçen ve kontrol edilemez renkleriyle Ebru, bir çelişkiler ve çatışmalar yumağını andıran 1990’lar Türkiyesine Ebru teknesinden bir bakış sunar. Bu incelikli bakışta, yaşamaktan ve koşmaktan başka bir gayesi olmayan en sıradan insanları bile içine alan çürümenin renklerini Ebru sanatının metaforik anlatısı bütünler. Boyalar birbirine karışırken, kimin kim olduğu iyice belirsizleşir… Zaim Ebru teknesiyle bize bir Türkiye metaforu sunar. Bir bakıma Türkiye topraklarını sembolize eden Ebru teknesine zalimlerin attığı taşlarla birbirine giren boyalar da bu ülkenin insanlarıdırlar. Metaforun çağrışımlarından neşet eden sinema diliyle Filler ve Çimen olanı biteni daha derinden kavramaya hizmet eden bir estetik derdi taşıyor izleyiciye…Havva’nın bir savaş gazisi olan kardeşinin Güneydoğu’da savaşırken sakat kalan askerlerin görüntülerini izleyip moralini bozmaması için antene yaptığı müdahale, kardeş denilenin büyük bir dert hem de neşe olduğunu gösteren saf, içkin bir sevgi gösterisidir.

Kumarhane ve otel sahibi Ali Kansız’ın Sabit Üzücü’nün teklifini kabul etmemesi sonrası öldürülmesinin ardından, olayı ihbar eden Havva’nın bildirimiyle tutuklanan evsizlerin emniyetteki sorgulamaları ve işlemedikleri suçlarını itiraf ederken verdikleri tutarsız ifadeler, dramatik çatışmanın ikinci halkasıdır. Tutuklu evsizlerden birinin üzerindeki kıyafette yazan “baby on board” yazısı, filmde karakter isimlendirmeleriyle başlayan ironinin zirvelerinden biridir. Baskı, yönlendirme ve kaba dayakla işin içinden çıkamayan komiserin MİT’çi Egemen Terzi ile girdiği diyalogla yardım istemesiyle, suçu üstlenenlerin trajik sonu biçimlenir. Suç ekonomisi ve mafyozo ilişkiler ağı, çarklarında evsizler, kimsesizler ve işşizler öğütülürken, suç baronlarının yani fillerin tepişmesinde daha fazla rant ve siyasi kontrol için çimenler ezilir. Toplumsal dokunun suç, çete mafya asidiyle eritilmesi, bilinen bütün bağları zayıflatmakla kalmaz aynı zamanda neoliberal güvencesizliği ortak payda haline getirir.

Havva’nın savaş gazisi kardeşinin tedavi masrafları için yaptığı girişim ve devletin yüksek bürokrasi çarklarından talep ettiği yardım, milli bir sporcu olmasına rağmen yarım kalır. Fillerin tepişmesinde “terörle mücadelede” Avrupa’dan ithal edilecek silahlarla terörün “ezileceği” söylemini bir basın toplantısında dile getiren bakan Aziz Bebek’e kardeşinin tedavisi için ulaşmaya çabalayan Havva’nın talebi yok sayılır. Vatandaşlıktan kovulmuşların seslerinin ulaşmasına mani olan şey, tam da bu esnada televizyon ekranında gösterilir… Sunucu, terörle “mücadelenin” öneminden ve bir avuç eşkiyanın “kökünün kazınacağını” dile getiren Aziz Bebek ve devlet söylemini tekrarlar. Devlet, televizyonlardan militer milliyetçi bir söylemi yayarken, bu gürültüde en temel hakların mesela Güneydoğu gazisinin tedavi masraflarının karşılanması bile imkansızlaşır. Bütün kaynaklar silahlanmaya ayrılırken, vatandaşlıktan kovulmuşların acı yabancılaşması ve çıkışsızlığı gösterilir.

Siyasetin finansmanının mafya tarafından yapıldığının alenileşmesini gösteren film sahnelerinde Aziz Bebek ve Sabit Üzücü’nün buluşmasında sergilenen diyaloglara, Liberal Paylaşımcı Girişim Partisi’nin sünnet kampanyası eşlik eder. Aziz Bebek, Sabit Üzücü’ye paranın kendisine ulaşmadığını paranın nerde olduğunu sorar. Yoksulluğun derinleşmesine koşut olarak sünnet masraflarını karşılayan ve bunu herkesi susturmaya yönelen militer kampanyalara destek veren klasik bir sağcı olarak çizilen Aziz Bebek’in söylemesi, bir başka ironiye işaret eder. İroni bir yandan militarizmi ve silah tekellerinin çıkarlarını savunan Aziz Bebek’in  “Konuş” kampanyasında ortaya çıkar. Sünnet törenini “konuş” kampanyası ile birleştiren “hayırsever” bir lider olarak medya PR’laması da yapılan Aziz Bebek, bir yandan da bu faaliyetlerin finansmanı için paraya ihtiyaç duymaktadır. Bütün çelişkilerin açığa çıkmaya başladığı ve arka planda ebru sanatının iç içe geçen renkleriyle metaforik  anlatının sergilendiği bu sahnelerde, susurluk devletinin tetikçileri, mafyozoları ve siyasetçilerinin ilişkiler ağı daha da belirginleşir.

Şiddet sarmalı onu yaratanları yutmakla kalmaz, aynı zamanda bütün bir siyasal-ekonomik sistemin iplerini elinde tutanları çıkar uğruna birbirine kırdırır. Filler ve Çimen’de yükselmekte olan lümpen çete lideri Camoka ile devletin derinleri ve uluslararası mafya arasındaki uzlaşma, Aziz Bebek’in katledilmesine ve bu arada kurunun yanında yanan yaşların hapse girmesine neden olur. Havva ve kardeşi Kürt mafyasından otelini korumak için yardım isterken, örgüt üyesi durumuna düşen Devrim’e yardım etmeye çalışırken kendileri de hapse düşerler. Dramatik olay örgüsünün düğümlendiği film sahnelerinde, gördüklerini anlatmaya çalışan ve bir ölçüde düzenin suç ortaklarından biri olan komiser  “buralarda çok acayip şeyler oluyor” sözleriyle şahit olduklarını dile getirmeye çalışsa da, derdini anlatamaz. Derdini anlatmaya çalışırken arka planda karnavalesk bir havada İstanbul Maratonu koşulmakta, 1999 rant depreminden arta kalan lunapark yıkıntılarının grotesk görüntüleriyle feryad, gürültüyle boğulmaktadır. Yükselmekte olan yeni çeteciler ise kokainli zevk alemlerinde çirkin zaferlerini kutlamaktadır. İşlemediği suçun faili olan masumlar yani çimenlerse, çaresizce güvenlik ve iş talep ederken, düzenin kiri onları da içine çeker. Yine de insan tükenmez bir canlıdır, Havva’nın bir okulun önünden geçerken çalıştığı fabrikadan aldığı silgileri öğretmene vererek, onları öğrencilere dağıtmasını istemesiyle her koşulda insan kalabilmenin ne derece önemli olduğunun altı çizilir.

Metaforik kurgudan gerçeğe: Filler ve Çimen

Filler ve Çimen bitmemiş bir film, film maalesef hala devam ediyor ! Filmdeki metaforik göndermelerle Derviş Zaim’in çözümlemeye çalıştığımız derdiyle anlatılanlar maalesef gerçeğe dönüştü bile ! Derviş Zaim’in burjuva siyasetinin, çete-mafya ve kontrgerillanın Türkiye’yi çürüten bütün göstergelerini birer ikişer sergilediği filminde, bütün göstergebilimsel öğelerin gerçek hayatın birer alegorisi olduğunu söylemek yanıltıcı olmaz. Hatta tam aksine günümüzde iyice pervasızlaşarak, çürüme ve yozlaşmanın ta kendisine dönüşen rant ve talan ekonomisinin bütün aktörlerinin resmi geçit töreni diyebileceğimiz Filler ve Çimen, gerçeğe sadakati ve ironik-metaforik anlatı estetiği nedeniyle de iyi bir film. Filler ve Çimen’de kuralsızlaşma, yabancılaşma yozlaşma ve çürümenin bütün sembollerinin resmi geçidinde, neoliberal çağın insan ve toplumsal ilişkiler bağlamındaki olumsuz dönüşümü ayırt edilebiliyor. Filmiyle Derviş Zaim, aslında hayli politik bir tavır ortaya koyuyor. Ancak Zaim, bu tavrını ve derdini doğrudan politik bir dille sergilemekten ziyade, gayet sakin, estetik bir dille anlatmayı deniyor. Çözümlemesi bu nedenlerle hayli zor olan bu film, rantiye ekonomi politiğinin çürüttüğü burjuva cumhuriyetinin, çürütmedeki başrol oyuncularının politikacı, mafyoz, mafyoz uşağı tetikçilerinin gözü dönmüş hallerini dilini sakınmadan ortaya koyuyor. Kapitalist ilişkiler ağının ve talan ekonomisinin yozlaştırdığı Türkiye’nin içler acısı halini, aktörlerini çürümedeki paylarını gösteren Filler ve Çimen, bir yandan da çürümeye yönelik itiraz bastırıldığında çürütmenin ebru teknesindeki boyaları, yani bütün halk sınıflarını olumsuz yönde etkileyeceğine dair işaretleri de gözler önüne seriyor.

Diğer Yazılar

YAPAY ZEKANIN EKONOMİK GELİŞME ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ: YAPAY ZEKANIN EKONOMİ VE EMEK ÜZERİNDEKİ OLASI ETKİLERİ (VI -A)

Mustafa Durmuş /9 Mart 2026 2007-09 küresel finans krizi, ABD gibi gelişkin ekonomilerdeki finansal krizlerin; …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir