Mert Yıldırım / 29.12.2025
Uyuşturucu ticareti, çeteleşme ve mafyatik yapılanmalar Türkiye’de çoğu zaman “ahlaki çöküş”, “kültürel yozlaşma” ya da “güvenlik zaafı” başlıkları altında ele alınıyor. Bu çerçeve, suç olgusunu siyasal bağlamından koparıyor ve meseleyi teknik bir asayiş sorununa indiriyor. Oysa suç ekonomilerinin belirli toplumsal alanlarda yoğunlaşması, rastlantısal bir bozulmaya değil; bastırılamayan siyasal ve toplumsal dinamiklerin kirli yollarla tasfiye edilmesine işaret ediyor.
Suç ekonomisi, devletin denetiminden kaçan bir “anomali” değildir. Aksine, siyasal alanın yeniden düzenlenmesinde işlev gören sessiz ve dolaylı bir karşı-devrimci mekanizmadır. Türkiye deneyimi bu açıdan öğreticidir.
Açık Bastırımdan Sessiz Çözülmeye
1990’larda devletin refleksi açıktı: Olağanüstü hâl, zorunlu göç, yaygın gözaltılar ve açık şiddet. Bu yöntemler kısa vadede sonuç üretse de yüksek bir maliyet yarattı. Uluslararası meşruiyet kaybı ve toplumsal direncin sertleşmesi, açık bastırma stratejisinin sınırlarını ortaya koydu.
2000’li yıllarla birlikte yöntem değişti. Açık baskıyla birlikte, dolaylı, zamana yayılmış ve görünmez bir siyasal kontrol biçimi aldı. Amaç sadece doğrudan bastırmak değil; çözmek, dağıtmak ve siyasetsizleştirmekti. Suç ekonomileri bu yeni dönemde merkezi bir rol üstlendi.
Suç Bir “Sorun” Değil, Bir İşlevdir
Kürt coğrafyasında ve büyük kentlerin çeper mahallelerinde suç ekonomisinin yaygınlaşması çoğu zaman “devlet yokluğu” ile açıklanıyor. Oysa belirleyici olan şey devletin yokluğu değil; seçici varlığıdır. Siyasal temsil kanalları kapatılırken, yerel yönetimler ve kolektif örgütlenme imkânları tasfiye edilirken; uyuşturucu, çetecilik ve mafyatik ağlar uzun süre görmezden gelinmiş, hatta dolaylı biçimde tolere edilmiştir.
Bu durum kolonyal yönetim biçimlerinin klasik bir özelliğidir. Siyasal özne doğrudan bastırılamadığında, toplumsal çözülme devreye sokulur. Kolektif bilinç zayıflatılır; siyasal talepler yerini bireysel hayatta kalma stratejilerine bırakır. Böylece siyaset, açık bir baskıya gerek kalmadan etkisizleştirilir.
Benzer bir tablo Türkiye’nin batısında, özellikle Alevi, Kürt ve kent yoksullarının yoğunlaştığı çeper mahallelerde de görülmektedir. Bu alanlar geçmişte sol–sosyalist hareketlerin güçlü olduğu, kolektif siyasal hafızanın canlı olduğu yerlerdi. Bugün ise uyuşturucu ve çeteleşmeyle anılıyorlar. Bu bir “yozlaşma” değil; tasfiye edilen siyasal yapının yerini kriminal yapının almasıdır.
Devlet–Mafya Söylemi Neyi Gizliyor?
Suç ekonomisi tartışmalarında sıkça kullanılan “devlet–mafya ilişkisi” söylemi, meselenin özünü perdeleyen bir kolaycılıktır. Suç ağları çoğu zaman devletten bağımsız, kontrolden çıkmış yapılar değildir. Aksine, belirli siyasal ihtiyaçlar doğrultusunda tolere edilen ve gerektiğinde tasfiye edilebilen araçlardır.
Suç örgütleri siyasal hareketlere kıyasla daha parçalıdır, daha denetlenebilirdir ve siyasal bir gelecek iddiası taşımaz. Bu yönüyle devlet için tehdit değil; siyasal muhalefete karşı işlevsel bir denge unsurudur.
Kara Panterler Deneyimi: Kurşunla Değil, Eroinle
Bu mekanizmanın tarihsel bir örneği ABD’deki Kara Panterler hareketidir. Kara Panterler yalnızca silahlı öz-savunma örgütü değil; ücretsiz kahvaltı programları, sağlık klinikleri ve siyasal eğitim faaliyetleriyle siyah topluluklar içinde güçlü bir kolektif meşruiyet üretmişti.
Hareket doğrudan bastırılamayınca strateji değişti. Siyah mahallelerde uyuşturucu kullanımının ve çeteleşmenin yaygınlaşması, toplumsal zemini çözmeye yönelik sistematik bir politikaya dönüştü. Hareketin kurucu liderlerinden Huey P. Newton’ın ifadesiyle: “Bizi kurşunla değil, eroinle yendiler.”

Görünür Operasyonlar, Sessiz Alanlar
Bugün Türkiye’de yüksek profilli isimlere yönelik uyuşturucu operasyonlarının yoğun biçimde gündeme gelmesi bu tabloyu değiştirmiyor. Bu operasyonlar okul kapılarını temizlemiyor, yoksul mahallelerdeki erişim hatlarını dağıtmıyor. Ama güçlü bir gösteri etkisi üretiyor. Devletin “mücadele ettiği” algısı güçlenirken, suç ekonomisinin asıl işlev gördüğü sessiz alanlar tartışma dışı kalıyor.
Sonuç
Türkiye’de suç ekonomisinin yaygınlaşması ne kültürel bir yozlaşmanın ne de geçici bir güvenlik sorununun sonucudur. Bu olgu, bastırılamayan siyasal hareketlere karşı geliştirilen modern ve dolaylı bir tasfiye stratejisinin parçasıdır. Kürt coğrafyasından batıdaki çeper mahallelere uzanan ortak hat şunu göstermektedir: Siyaset tasfiye edildiğinde, onun yerini suç alır.
Bu süreci tersine çevirmek, asayiş politikalarıyla mümkun değildir. Çözüm; kolektif özneyi yeniden kurabilen, toplumsal denetimi sağlayabilen ve iktidar sorunuyla doğrudan yüzleşen siyasal bir hattın yeniden inşasından geçmektedir.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır