BİR İSTİBDATIN GÜNBATIMI: BÖLÜŞÜM ŞOKU VE OLASI SONUÇLARI

Ümit ÖZDEMİR / 05.06.2026

@masumlevrek

Manşeti sosyal medya attı. Şükrü Mısırlıoğlu adlı bir Çaykur emeklisi, kurduğu çilingir sofrasının fotoğrafını sosyal medyada paylaşınca eşi benzeri görülmemiş bir cezaya çarptırıldı. Çaykur emeklisi Şükrü Amca’ya, alkol reklamı yaptığı gerekçesiyle 82 bin liradan 3 milyon 291 bin liraya kadar uzanabilecek bir idari para cezası uygulanabileceği belirtildi.

Şükrü Mısırlıoğlu kendisine kesilen bu fahiş cezayı, “Bir fabrikam yok, bu paylaşımdan maddi bir gelirim de yok; bu ceza tam bir komedi” sözleriyle değerlendirdi. Şükrü Mısırlıoğlu’na kesilen bu ceza, sadece bireysel bir yaptırım değil; aynı zamanda topluma yönelik bir korkutma hamlesi ve saray rejiminin içine düştüğü aczin dolaylı bir yansımasıdır.

Saray rejimi, yarattığı neoliberal bölüşüm şokunu burjuvazi ve dar bir oligarşik zümre hariç bütün topluma teşmil ederken, hesaplayamadığı şey vergi ve enflasyon kırbacının da bir sınırı olduğuydu. O sınıra gelindiğinde, tasfiye ve icra memuru Mehmet Şimşek’in vergi afları çıkarması da bir işe yaramamış gibi görünüyor. “Vergi gelirden alınır” ilkesinin yerle bir edildiği neoliberal debtokratik (borç egemen) rejimde, henüz üretilmemiş mal ve hizmetin vergisinin peşin peşin tahsil edildiği kuralsız bir düzen yaratıldı. Bu düzende, geçmediğiniz köprünün ve otoyolun vergisinin peşin peşin ödetilmesi sonucu harcayacak gelirini sürekli kaybedenler; toplumun emeğiyle geçinen işçileri, esnafları, küçük üreticileri ve tarım emekçileridir. Toplumun çoğunluğuna sürekli artan vergiler, cezalar ve harçlar ödeten bu neoliberal yağma; borç-vergi-enflasyon sarmalına sokulan geniş kesimlerin bölüşüm şoku nedeniyle talebini kısmasını, bu da vergi gelirlerinde trajik bir düşüşü tetiklemektedir. Adına “servet transferi” de denilen bu neoliberal borç-vergi-faiz sarmalı, burjuvaziyi daha da zenginleyen bir yağma mekanizmasıdır.

Yeni Bir Tür Olarak “Homo Debticus”: Kapitalist Evrimin Son Aşaması

İflas verileri, halkın arasındaki deyimiyle “eksi maaş” sınır noktasına geldi. Halkın iflas tablosu, BDDK verilerine göre 814 milyar liraya ulaştı. Yıllık bazda %45 ile %50 arasında gerçekleşen bu artış, alarm zillerini duymaktan kaçınanların bile bu çığlığı duymasını sağlıyor. Halk sadece kredi kartlarına ya da bireysel kredilere borçlu değil; aynı zamanda kendisine ayrılan limitleri de aşarak tamamen eksi maaşa düşmüş durumda. Hal böyle olunca, vergi gelirlerinin neden gerçekleşmediği ve sürekli çıkarılan aflarla borçların “yapılandırılmasının” –yani aslında borç köleliğinin sürekliliğinin– sebebi daha iyi anlaşılıyor. Ücretler genel seviyesinin asgari ücret ve civarına sabitlendiği bir ülkede, başka türlü bir sonuç zaten düşünülemezdi. Sürekli borçlandırılan işçilerin geleceğini de ipotek altına alan borçokrasi, işçilerin en doğal hakkı olan grev hakkını da fiilen engeller. Borç köleliğinin normal bir şey olarak algılanması ise aslında neoliberal anomalinin ta kendisidir.

Borçokraside vatandaş artık siyasal ve ekonomik haklarını kullanan birer “hak sahibi özne” olmaktan çıkarak, Homo Debticus’a (borç ödeyen insana) dönüşür. Homo Debticus, fiilen bir banka ve finans-kapital kölesidir. Bazen bu fiili durum, haciz ve icra mekanizmalarıyla resmiyete dökülerek sermaye sınıfının bir diğer kolu olan bürokrasiyi sömürünün suç ortağı haline getirir. Homo Debticus’un borçlandırma politikalarıyla bütün hakları gasp edilmekle kalmaz; o, Türkiye gibi neoliberal şirket devletlerinde özel finans kuruluşları tarafından sürekli telefonla taciz edilen birer sayıya dönüştürülür.

Paranın artık tamamen borca dönüştüğü (money as debt) bu kara deliği Karl Marx, Kapital’in üçüncü cildinde “aşırı finansallaşma” olarak asırlar öncesinden tanımlamıştı. Bugün ortaya çıktığı haliyle finans-kapitalin üretim sermayesini de yok eden bu parazit yapısı, bir tesadüf değil kapitalizmin yapısal işleyiş yasalarının zorunlu bir sonucudur. Kripto paralar ve türev piyasaları eliyle ekolojik bir felaketi de tetikleyen bu süreç, tam anlamıyla bir “Burjuvasen” evresidir. Burjuvasen kavramı; “Antroposen” (İnsan Çağı) söylemiyle ekolojik yıkımdaki tarihsel ve asli faili, yani burjuvazinin suçunu tüm insanlığın sırtına yıkarak gizlemeye çalışan burjuva ideologlara karşı yazarımız Mahir Konuk’un literatüre kazandırdığı turnusol kağıdı niteliğinde bir isimlendirmedir.

Bankaların, borçlarını tahsil edemediği alacak listelerini mafyatik yapılara, yani varlık yönetim şirketlerine ve özel finans kuruluşlarına devretmesiyle derinleşen Homo Debticus krizi, neoliberalizmin yok oluş sürecinin yüzeydeki en net çelişkisidir. Saray rejiminin kesintisiz soygun düzeniyle yarattığı bölüşüm şokunun kökenine bakıldığında, çeşitli tip ve ebatta Homo Debticus’lar imal edildiği ve bunun neoliberal yağma rejiminin doğrudan bir çıktısı olduğu görülür. Bütün hakları elinden alınarak sadece birer borç ödeyene dönüştürülen geniş yığınlar, yapısal ideolojik körelme nedeniyle bu çarpıklığı normal olarak algılarlar. Eğitimin, sağlığın ve gıdaya ulaşımın birer insan ve toplum hakkı olduğu fikrinden uzaklaşılması için geliştirilen neoliberal debtokratik rejimin, bir süre sonra kendi kurumlarını da borçlanma yükü nedeniyle iflas ettirmesi kaçınılmazdır.

Pirus Zaferi: OVP’nin Tescilli İflası

Mehmet Şimşek’in vergi ve borçlandırmaya dayalı Orta Vadeli Program’ı (OVP), büyük bir Pirus zaferine daha imza attı. Dolar uçmasın diye yükseltilen ve önümüzdeki ay daha da yükseltilmesi beklenen faizler, büyük bir resesyon (ekonomik durgunluk) dalgasının öncü işaretlerini ortaya koymaya başladı bile. Toplam ihracatta yaşanan %12.5’lik darbe ile görülmemiş bir tersten şampiyonluğa imza atıldı. Sanayideki %0.8’lik güdük büyüme, yüksek faizlerin düşürülememesinin doğrudan bir sonucudur. 2026’nın ilk çeyreğinde sadece internet ve online hizmetlerdeki büyüme –ki biz buna 5G etkisi ve internet/sosyal medya bağımlılığı diyoruz– üretmeden tüketme hastalığının ve neoliberal dejenerasyonun hangi aşamaya geldiğini açıkça gösteriyor. OVP’nin bu ağır mağlubiyeti, sayıları 300 bine varan yeni işsizin işsizler ordusuna katılmasıyla yeni bir sefalet derinliğine ulaşılmasına sebep oldu. Kültürel mirası, tarihi ve turistik yerleri yağmalamaktan ibaret gören saray rejimi, yerle bir ettiği canım Kapadokya’da turizm gelirlerini de %50 azaltmayı başardı.

Yoksulluk

Butlan Darbesi Neyi Gizlemeye Çalışıyor?

Tam bu esnada köpürtülen butlan tartışması ve saray rejiminin anayasa referandumu fantezilerinin arka planında, işte bu ekonomik çöküş ve bölüşüm krizi yer alıyor. Otoriter tek adam rejimini kara para ile finanse etmeye çalışan bir gözü dönmüşlük, ülkeyi kara para baronlarının av sahasına döndürmek için meclisten yasalar çıkarırken; bir yandan da NATO savunucusu CHP’yi tümden tasfiye etmek için butlan kararları aldırıyor. Bizim “kumpaslı açılım süreci” dediğimiz, NATO’ya yedeklenmiş Kürt sağının (PKK) ve Türk sağının (AKP-MHP ve avaneleri) ittifakı, iç cepheye “uyumsuz” olan bütün muhalif çevreleri yok etmeyi hedefliyor. Barack Obama ve Donald Trump’ın kutsadığı, siyonist İsrail’in el altından desteklediği bu “iç cephe” tezgahına karşı duran güç ise, geniş halk yığınlarının CHP’yi çokça aşan o dipten gelen dalgasıdır.

Ekonomik çöküşün gizlenmesi için ortaya atılan butlan kararları, yeni parti senaryoları ve anayasa referandumu tartışmaları, kesif yoksulluğun ve açlığın açtığı derin yaraların sızısını bastırmaya yetmiyor. Haziran ayında yükseltilmesi beklenen faizler ile biraz daha derinleşecek olan durgunluk ve işsizlik, saray rejiminin en çok korktuğu şeyi, yani sokak protestolarını ve ilkinden çok daha sınıfsal içerikli ikinci bir Gezi ayaklanması ihtimalini körüklüyor; egemen sınıf bloku içindeki korkuyu derinleştiriyor. Tam bu esnada İtalyan Lisesi öğretmenlerinin kazanımı ve oyuna getirilen Doruk Maden işçilerinin mücadelesi, gidilecek yolu net bir şekilde tarifliyor: Hak verilmez, alınır; zafer direnilerek kazanılır!

Neoliberal Şirket Devletin : Kara Deliği Varlık Fonu

TCDD, BOTAŞ ve Türk Telekom gibi özelleştirme adı altında özel sermayeye peşkeş çekilen bütün kamu şirketleri, devasa birer kamu zararına neden oldular. Bunlar arasında BOTAŞ, Deutsche Bank’tan kredi alarak zararını tazmin edebilecek kadar dışa bağımlı hale getirildi. Kamusal bir denetleme mekanizmasının dışına çıkarılarak özelleştirilen ya da Yap-İşlet-Devret projeleriyle içi boşaltılan bu stratejik şirketlerin tamamı, devasa bir bütçe açığının, yani neoliberal kara deliğin oluşmasının baş aktörlerine dönüştüler. Neoliberal özelleştirme programı borçokrasiye; borçokrasi ise halka vergi, enflasyon ve zam sağanağına dönüştü. Neoliberal şirket devletinin devasa kara deliklerini oluşturan bu kurumlar, Türkiye’yi dış borçlanmaya ve sürekli yüksek faiz ödemeye mahkum eden sağ politikaların ne anlama geldiğini görmek isteyenler için eşsiz birer örnektir. “Görev zararı” adı verilen bu gediklerin artık rasyonel politikalarla yamanması imkansız hale gelmiştir. Fizik biliminden ödünç aldığımız kavramla söylersek; bu neoliberal kara delik, çekim alanına giren hemen her şeyi yutmaktadır!

Homo Debticus (borçlu insan) olmaktan kurtulmanın yegane yolu, bu neoliberal rejimi topyekun yıkmaktır. Vergi kırbacıyla, ÖGG (Özel Güvenlik) baskısıyla, dolaylı ve dolaysız vergilerle sürekli acı çektirilen ve fiilen yurttaşlıktan kovulan kitlelerin uyuşukluğundan sıyrılması için bütün sivil itaatsizlik araçları devreye sokulmalıdır. İçki sofrasının fotoğrafını paylaştı diye ceza alan emekliden borcunu ödeyemeyen çiftçiye, kıdem ve ihbar tazminatı gasp edilerek mutlak açlığa mahkum edilen işçilere kadar bütün Homo Debticus’ların (borç ödeyenlerin), Dario Fo’un ünlü “Ödenmeyecek, Ödemiyoruz!” tiyatro oyununa atıfla bu şiarın etrafında birleşmeleri, neoliberal ekonominin parasal cenderesinden çıkılması için elzemdir. Bu tavır, aynı zamanda borcun kendisini reddeden, sömürünün ta kendisine yönelen yapısal bir siyasal protesto biçimidir.

Borcun, sömürünün doğrudan bir türevi olduğu fikri geniş yığınlara benimsetilmek zorundadır. “Borç bir silahsa, faiz onun mermisidir!” sloganımızda işaret ettiğimiz üzere; faiz ve rantın, geniş yığınların sömürülmesiyle elde edilen ve onlara ödenmeyen emeklerinin gasp edilmiş karşılığı olduğu gerçeği üzerinde durulması şarttır. Homo Debticus kavramı ile ilgili yaratıcı, akılda kalıcı sloganlar ve karikatürler üzerinde kafa yormak gerekiyor. Esaslı bir sol muhalefet tam da bu damardan gelişecektir. Toplumun ortak yarası olan borçokrasinin, saray rejiminin doğrudan bir siyasal çıktısı olduğuna yapılacak her atıf, her suçlama ve her eylem; ister istemez bu hayati konuyu görmezden gelen düzen içi muhalefete mecbur ve mahkum olunmayacağının da en gür ilanıdır.

Diğer Yazılar

CHP DEĞİŞİRKEN; EZBERLERİMİZİ YENİDEN GÖZDEN GEÇİRMEK GEREKİR

Taner Renda / 28.05.2026 Liderler, sorunlarla birlikte ortaya çıkar. Ülkemize zorla giydirilen yoksulluğa çare diye …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir