Ümit ÖZDEMİR / 15.04.2026

Çok sınıflı isyanlar çağı, neoliberal kapitalizmin ağır yaralı bir hayvan türünden bütün dünyaya dayattığı yolsuzluk rejimlerine karşı direnişlerle başladı. İlk örneğini ülkemizde 2013 Gezi İsyanıyla başlayan bu direniş ve isyan dalgası, çeşitli biçimlerle sınıflar mücadelesinin yeni içeriğini oluşturdu. İsyan dalgalarının gelişeceğini haber veren ilk işaret fişeği ise 1999 Seatlle Küreselleşmeye karşı isyan dalgasıydı.
İsyanların temel dinamiğini neoliberal kapitalizmin mülksüzleştirmeye, güvencesizleştirmeye tabi tuttuğu, gerilemekte olan ve proleterleşen olan orta sınıfların talepleri belirledi. Çöken Amerikan orta sınıfı, Amerikan rüyasının kendisi için bir kabusa dönüştüğünü çok geç de olsa fark edebildi. No Kings eylemleri ve Fight Oligarchy mitingleri esasen bu yeni politikleşmenin adresleriydi.
İsyanların sosyolojik arka planı: Sınıf düşme gerçeği
Kapitalistlerin sosyal refah devleti uygulamaları ve sosyal ücretlerden vazgeçmesini sadece SSCB’nin dağıtılmasıyla açıklamak, kapitalist üretim biçiminin tekelci yapısından neşet eden çelişkileri kavrayamamak anlamına gelir. Kapitalizm, daha 1960’ların sonunda bile refah devleti uygulamalarından vazgeçti ve işçi sınıfı saflarına taaruz başlatmıştı. Ancak bu neoliberal taaruzun daha ağır bir boyuta ulaşması için SSCB’nin parti ağaları ve bürokratlar eliyle pasifize edilmesi beklendi. Bu süreci 1970’lerin çoklu krizlerinden yürüyen 1980’lerin doğrudan sınıf saflarını dağıtmaya yönelen saldırılar izledi. Orgreave muharebesi ile zaferini ilan eden Thatcher ve burjuvazinin yedek kuvveti BBC’ydi. Türkiye’de tekelci sermayenin tank paletiyle yaptığı sınıf saldırısını, İngiltere’de atlı polis saldırısı izledi. Bütün bunlar 1980’lerin sonlarına kadar süren kesintisiz yağma rejiminin bekası adına düzenlendi.
Peki ne oldu ? İşçi sınıfı muhalefetini buna bağlı sosyal demokrat ve sosyalist muhalefetin zayıflamasına koşut olarak, güvencesiz taşeron çalışmaya büyük bir dinselleştirme ile razı eden bu arada sosyalist solu dar kimlik siyaseti ve sol liberalizmle zehirleyen burjuvazi neden isyan dalgasını engelleyemedi ? Bunun en net tanımı yine Marksist literatüre bakarak verilebilir: Sınıf düşme
Yükselen bir sınıf olan küçük burjuvazi, kapitalist rejimi ayakta tutan ideolojiyi “altın çağ” boyunca bir yanılsama olarak benimsedi ve yeniden üretti. Bu hegemonya; küçük burjuvazinin yaşadığı kentsel mekanlardan, tüketim alışkanlıklarına kadar emekçi sınıflar ile bağını kopardı ve kentte yaşayan yönetici elitlerin içine dahil etti. Sloganı Carpe Diem (An ı Yaşa) ve yaşam biçimi kariyerizm ve rekabet olan küçük burjuvazi, düzene uygun bir tüketim ve yaşam stili anlayışının ta kendisine dönüştü. Konformizm ve tüketim nesnelerine olan fetişist biat; güç ve prestij göstergeleriyle harmanlanarak hegemonyanın temel görüngülerine dönüştü. Ancak bütün bunlar geçiciydi ve hepsi aslında birer yanılsamadan ibaretti. Yanılsamalara dayalı liberal büyü illüzyonu, tekelci sermayenin yeni birikim modeli olarak adlandırabileceğimiz otomasyon, yapay zekâ uygulamaları ve robotlaşmanın yaygınlaşmasıyla dağılmaya başladı.
Sosyalizmin bir ada devleti olan Küba’ya sıkıştırılması, SSCB’nin içten dağıtılması Şili’de Pinochet, Latin Amerika’da askeri diktatörlükler ve Türkiye’de 12 Eylül faşist cuntasıyla iyice koyulaşan neoliberal saldırı, hedefine sadece emekçi sınıfları değil küçük burjuvaziyi de aldı. Sıcak para ve borç bağımlılığı döngüsüne sokulan küçük burjuvazinin kapitalizme olan sadakati, kendi trajik sonunun yolunu açtı.
Macar Manevrasıve Orban otokrasisinin yenilgisi.
Macaristan’daki değişim esasen neoliberal kapitalizmin çöküş evresinde ortaya çıkan tekelci bir restorasyon projesidir. Orbán’ın Amerikan kapitalizminin bütün desteğine rağmen ve neoliberal dikta rejimine yürürken seçim yenilgisi yaşaması, sınıf düşen küçük burjuva orta sınıfların kapitalizmden tamamen kopmasına engel olunması için atılan taktik bir adımdı. Magyar’ın anketlerde kesinleşen seçim zaferi, ABD Başkan yardımcısı J.D Vance’in seçimlerden önce Macaristan enerji tekeli MOL ile imzaladığı 500 milyon dolarlık akaryakıt anlaşmasında aramak yanlış olmaz. Bir tür “tüccar siyaseti” izleyen Trump, dış politikası anlaşmayla Macaristan seçim sonuçlarını bu anlaşmayla tanıyacağını ilan etmiş oldu.
Yeni Modus Vivendi: Dubai olmadı Macaristan verelim !
Macaristan’da Magyar’ın seçim zaferini “otokratlar seçimler yoluyla iktidardan inebilir, sandığa güvenin” tezleri üzerinden yorumlayan liberal zihin yapısı, şu sorulara cevap vermekten özenle kaçınır: Orbàn’ı iktidara taşıyan AB destekli bir sol liberalizm bu otokratik karanlığın zeminini hazırlamadı mı ? Biz mi yanlış biliyoruz ? Macar seçimlerinin AB desteğiyle kazanılmasında sermaye sınıfının restorasyon ve zevahiri kurtarma çabası yok mu ?
Elbette var ! Tecrübeli AB burjuvazisi ve ABD; Macaristan’da Magyar üzerinden bir tür modus vivendi geçici uzlaşma sağlamış görünüyor. Bu anlaşma, aynı zamanda yeni bir sol liberal dalganın işaret fişeğidir. İşaret fişeğini Silivri’den gören Ekrem İmamoğlu ve liberal tayfanın Macaristan’daki seçim zaferine selam durmalarının sebeb-i hikmeti budur. Dubai’nin emperyalizmin kurguladığı karton bir ülke olarak İran’a vurdurularak yerle bir edilmesi sonrası, buradan kaçan sermayenin yeni güvenli “limanı” Macaristan olabilir mi ? Evet hayatta bazı tesadüfler olabilir ancak iç içe geçmiş bu kadar gelişme ve çelişki eğer bir Sherlock Holmes polisiyesinde değilseniz, bize bir şeyler söylemeli.
Naçizane yorumum odur ki, AB liberalleri ve faşistleri Ukrayna Savaşı’nda ağır batırmasının üzerini örtebilmek adına ABD’nin İran’a saldırısına “demokrasi ve insan hakları” kılıfıyla izin vermez göründü. İran’ın Çin ve Rusya destekli olağanüstü savaş kapasitesiyle finans merkezlerini vurması sonrası sermaye yeni bir pozisyon aldı ve “esnedi”. Körfez emirliklerinden kaçan finans kapital, kendine yeni bir “güvenli liman” arıyor. Savaşın olmadığı yolsuzluklarla mücadele bakanlığı kurulacağı ilan edilen Macaristan’da Magyar’ın seçim zaferi bu tabloda yerine oturuyor. Bütün bunlar gelişmelerin seyri yakından incelendiğinde esasen modus vivendi ya da sessiz bir anlaşmanın mantığını kavramamıza neden oluyor. Peter Magyar ve partisi çevresinde yaratılan “güvenli liman” algısını besleyecek bir diğer gelişme AB fonlarının bu ülkeye yeniden akıtılmasıdır.
Macaristan’dan yükseltilen “güvenli liman” algısını destekleyecek biçimde bir medya PR’laması gerçekleşirse, bilin ki bu yani Avrupa Dubaisi olarak Macaristan bir komplo teorisi değil, gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel bir seçenektir. AB’nin durgunluğa sürüklendiği, Rusya ile savaşında ciddi bir ekonomik gerilemeye maruz kaldığı bu cendereden çıkması, körfez emirliklerinden kaçan sermayenin güvenli bir limana demirlemesiyle yakından ilgilidir.
Hürmüz ve İran cephesinde ağır bir yenilgi yaşayan Trump’ın AB liberalleri ile uzlaşma adımları bundan sonra da devam edecektir. Unutanlar için hatırlatalım Macaristan’da Orbàn kabusunu hazırlayan ve Orbàn’ı iktidara taşıyan olayların başında Dönemin Başbakanı Ferenc Gyurcsány’nin bir parti toplantısında “Sabah, akşam ve gece yalan söyledik” dediği gizli ses kaydının sızmasıydı. Ses kaydını kimin sızdırdığını, sonraki gelişmelere bakarak anlamak kolaylaşıyor. Ses kaydıyla yönlendirilen ve sokağa dökülen Macar halkında ortaya çıkan büyük öfke ve sokak protestolarıyla eski rejim tasfiye edildi.
3. Büyük Depresyon ve Orbàn: Katil yine uşak çıktı !
Kapitalizmin 3. Büyük depresyonu Macaristan’ı çok sert ve derinden etkilerken, IMF ve DB’nin kemer sıkma politikalarıyla soyup soğana çevirdiği ve sınıf düşürdüğü küçük burjuvaziyi “kurtarıcı” olarak Orbàn’a yönlendirdi. Milliyetçi Orbàn, otoriter-popülist diktatörlüğüne giden yolda, neoliberalizmin küçük burjuvaziyi dibe iten politikalarına çok şey borçludur. AB liberallerinin “komünizm sonrası dönüşümün bir parçası olarak” desteklediği Orbàn ve partisi Fidesz George Soros Vakfı gibi emperyalist kültür komiserlerinin de ilgisine “mazhar”oldu.
Neoliberallerin ve AB foncularının desteklediği, sınıf düşürülen küçük burjuvazinin öfke rüzgarlarıyla yelkenlerini şişiren Orbàn iktidara gelir gelmez neofaşizme yürüdü. Anayasanın maddelerini değiştirdi, yargı ve medya üzerinde kontrol kurdu. Tanıdık geldi mi ?Ama Orbàn bile olsa sonuçta uluslarasası kapitalizmin sessiz anlaşmalarına karşı yapabileceği çok fazla bir şey olmadığını söylemek yanlış olmaz. AB’ye de meydan okuyarak Amerikan kampına demirleyen ve Rus otokratlarının tam boy desteğini alan Orbàn’ın iktidardan indirilmesi, AB liberalleri için restoratif bir zorunluluktu. İşte bu yüzden 12 Nisan’da Tisza Partisi ve lideri “Şimdi ya da Asla” sloganıyla iktidara yürümesi desteklendi. Eski bir Fidesz üyesi olan Peter Magyar’ın restorasyon programına ilk selamı liberallerin çakması tesadüf değil.
Macar manevrasını Hürmüz ablukası takip ediyor. Biri gererken öbürü esnetiyor. Ancak sonuçta ikisi de aynı amaca hizmet ediyor. Neoliberal kapitalizmin ömrünü uzatmaya ! Trump ve savaş lordları, Hürmüz Boğazı dışına yaptıkları yığınakla, bir yandan petrol kartellerinin isteği üzerine çıkardıkları savaşta, petrol ve akaryakıt fiyatı artışına yani kâr oranlarını düşmemesine hizmet ediyor. İran Savaşı’nda petrol üreticisi ülkelerin ciddi bir itirazda bulunmaması, hatta Pakistan’ın başkenti İslamabad’da sergiledikleri müzakere görünümlü savaş molalarını desteklemesinin nedeni budur.
Savaş çığırtkanlığı yapan sosyal medya hesapları ve basın, siyonizm-ABD emperyalizmi ve İran Molla rejimi arasında ciddi bir modus vivendiye (geçici uzlaşmaya) işaret ediyor. Bu simbiyotik ittifak, hem ciddi bir savaş bütçesine yani aslında kapitalist silah tekellerinin yeni siparişlerine pay ayrılmasına neden olan bölgesel savaşları, hem de birbirlerinin yağmacı iktidarlarını destekliyor. İran molla rejimi ABD’nin kendine ilan ettiği savaşla, kendi yağmasını ve gerici karanlığını gizlediği için Trump ve ABD emperyalizmine kimbilir ne kadar minnetardır ! Böylesi rejimler için yüzeysel anti-Amerikancılık ve “şehit edebiyatı” esasen ideolojik manipülasyon araçlarıdır. Kapitalizmin ta kendisine dönüşmüş Devrim Muhafızları ve Velayet-i Fakih rejimi neden anti-emperyalist olsun ki ?
Liberal hayallenmeler ve gerçekler: Türkiye-Macaristan karşılaştırması
Macaristan’da Magyar’ın seçim zaferinin Türkiye’ye etkileri olacağı yönündeki aşırı iyimser yorumlar, iki ülkenin siyasal koşulları göz önüne alınmadan yapılan talihsiz değerlendirmelerdir. AB’nin Türkiye’yi bir mülteci deposu ve Gümrük Birliği anlaşmalarıyla AB liberal koruma şemsiyesi dışında bırakması, bon pour l’orient (doğu için iyidir) dışlayıcı anlayışının bir ürünüdür. Macaristan için konulan kurumsal çıpa, Türkiye’de hiçbirine uyulmayan Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve Can Atalay örneklerinde görüldüğü üzere AİHM kararlarının bile hiçe sayıldığı bir ortamda işlemez.
Orbàn’ı iktidardan indiren sessiz uzlaşı, Türkiye söz konusu olduğunda birebir örtüşmüyor. AB’den gelen kalkınma fonlarını kendi yolsuzluk rejiminin yakıtı haline getiren Orbàn kullanıldıktan sonra bir kenara atılırken, göçmen bekçiliği rolü verilen Türkiye’de ise hukuksuzluğa göz yumulabiliyor. Bu çifte standart, hukuki normların her durumda çalışmadığının, çalıştırılmayacağının bir kanıtıdır. Dolayısıyla Türkiye’de muhalefetin işi Macaristan’a kıyasla bir hayli zordur. Başta düzen içi muhalefet liderleri olmak üzere sendikacı, yaşam savunucusu ve diğer muhalif unsurlar ağır baskı altında siyasi faaliyetlerini sürdürürken, AB’nin Saray rejimine sessiz desteği sürmektedir. Bu hal ve şartlar dikkate alındığında yumurtayı kırmak için içerden basınç yapanların işlerinin, Macaristan’a kıyasla ne kadar zor olduğunu görmemek için Polyannacı olmak gerekir.
Gürültü ve sessiz uzlaşı: Erdoğan ve Netanyahu Simbiyozu
Öte yandan Netanyahu’nun Türkiye’yi hedef alan siyonist -faşist söylemi de aynı amaca hizmet ediyor. Dünya burjuvazisinin suç ortakları, birbirleri aleyhine yürüttükleri demeç savaşları ve ince liberal yönlendirmelerle emekçi sınıfları milliyetçilik-dincilik ve ırkçılık ekseninde bölmeye çalışıyor. Germe ve esnetme diyalektiği işte tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Macaristan’da esnetilen şey yolsuzluk bakanlığı kurulması vaadi, anayasal “düzene” geçiş sözü ve AB ile liberal kampa geri dönüleceği mesajlarıyla restorasyonla kutsanırken, İran ve Hürmüz muhasarasındaysa oynun diğer bölümü germe ve tırmandırma atbaşı gidiyor.
Bütün bunlar bizlere esasen burjuvazinin ne kadar tecrübeli bir sınıf olduğunu gösteriyor. Farkına varmak ve bilince çıkarmak zorunda olunan nesnel çelişki, bütün bu oyunların neoliberal yağma rejiminin devam etmesi için atılması gereken zorunlu adımlar olduğu gerçeğidir. Neoliberalizmin neofaşizme dönüşmesine şimdilik konulan engel, Magyar gibi “kurtarıcıların” sahne almasıyla sonuçlanırken, “liberal değerlerin” yeniden geçer akçe olacağı yönündeki bir yanılsamayı besliyor. Tam da bu noktada sosyal adalet-özyönetim ve eşitlik programının asli sahiplerine yani emekçilere benimsetilmesi şart. Yoksa neoliberal restorasyon programının savunucuları yani manevracılar kazanabilir. Ötesi mi ? İlk fırsatta iktidarı ele geçiren her burjuva partisi, neoliberal kapitalizmin restore edildiği koşullarda ve halk denetiminin yokluğunda, Orbàn’ı aratmayacak bir neofaşizme yürüyecektir.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır