Ümit ÖZDEMİR / 16.03.2026

Kapitalizm savaşsız olmaz, sermaye sınıfının bütün bileşenleri, İran’a açtıkları yeni seferde müthiş bir iklim ve ekosistem yıkımına da imza attılar. Yazının yazılma amacını oluşturan görünmeyen yıkım, “hiçbir şey göründüğü gibi değildir, eğer göründüğü gibi olsaydı bilime gerek kalmazdı” önermesine sadık kalarak görünenin arkasındaki ekolojik yıkımı tartışmaya çalışacak. Yazımı kaleme aldığım sırada Amerikan emperyalizminin militerleri İran petrol rafinerilerini havaya uçurdular ! Gökyüzünü kaplayan kara petrol dumanları güneşin doğmasına bile engeldi ! Bu kara, kapkara tablo, petrol fiyatları yükselsin diye artık bahane bile aranmayan savaşın ekolojik yıkımını doğrudan anlatan bir vahametti.
Militarizmin ekolojik bedeli: Çevre kirlenmesi, doğal kaynakların sömürüsü
Bir balistik füzenin üretiminde devasa miktarda yüksek kalitede çelik, alümiyum ve nadir toprak elementlerinin kullanılma zorunluluğu, nadir elementlerin yer aldığı orman dokusunun yok olmasına ve yeraltı sularının zehirlenmesiyle sonuçlanır. Balistik füzenin ekolojik faturası bununla sınırlı değildir. Fırlatılan her balistik füze, stratosfere çıktığında, klor ve alüminyum oksit salar. Bu maddenin zararlı etkisi, cilt kanserlerini tetikleyen ozon tabakasını inceltir. Tek bir balistik füzenin fırlatılması, binlerce otomobilin yıllık emisyonuna eşdeğer bir ekolojik yıkıma sebep olur. Daha hafif ve kullanışlı olduğu öne sürülen dronelarda da durum bundan farklı değildir. Droneları çalıştıran lityum-iyon pilli bataryaların parçalanması sonucu müthiş bir çevre kirliliğine yol açtığı bir sır değildir. Droneların toprağı zehirlemesi, verimli tarım arazilerini ölümüyle sonuçlanmaz, sürü halinde uçurulmalarının yarattığı gürültü kirliliği, hayvanların yön bulma ve iletişim yetilerini de köreltir !
Militarizm sadece insan kaynaklarını ve yıllara varan artı değer sömürüsüyle elde edilen varlıkları yok etmiyor. Bunların yanı sıra müthiş bir ekolojik yıkıma da sebep olarak geleceğin kaynaklarını yok ediyor. Sermaye sınıfının askeri kanadı olan Pentagon, siyonist ordu ve muarızı İran’ın hep birlikte tutuştuğu İran savaşı, kentlerde sivilleri hedef alan bir sınır tanımazlık içinde sivil yerleşimleri de hedefine alarak geniş çaplı ölümlere sebep olabiliyor. Vurulan her bir binadan ortama yayılan asbest, bunların içinde en tehlikelisi. Mikroskobik parçacıklara ayrılarak havada asılı kalan asbest, bildiğiniz üzere ısı ve çatı yalıtım malzemesi olarak binalarda kullanılır. Atmosferik yayılımla savaş alanlarından kilometrelerce uzağa giden asbest bu alanlarda da zehirlenmelere ve kanser türü ağır hastalıklara sebep olur.
Akciğerlere işleyen asbest, akciğer zarı kanserine neden olan bir dizi halk sağlığı sorununa da neden olur. Yani kapitalist emperyalist silah tekellerinin, petro-dolar egemenliği sürsün diye yarattıkları savaşlar sadece insan hayatlarını yok etmekle kalmaz, geleceği de etkileyen bir sağlık krizine neden olur. Yıkılan her bir bina ve havaya uçurulan her bir tesis, sadece asbest salınımına neden olmakla kalmaz, yağmurlarla taşınarak yeraltı ve yer üstü ekosistemlerini de derinden etkiler. Asbest ve diğer zehirli kimyasalların yayılımı, su kaynaklarının kirlenmesi biyolojik geleceği tahrip etmekle sınırlı değildir. Yoksul emekçilerin enkaz kaldırma işlerinde güvenlik tedbirleri alınmadan çalıştırılması, emekçileri de hasta eder. Ekosid (doğa katliamının) bir başka boyutunda militarizm vardır. Bir F-35 savaş uçağının bir saatlik uçuşu, ortalama bir binek aracının 20 yıllık karbon salınımına eş bir ekolojik kirlilik yaratır. Atmosfere devasa miktarda bir CO2 salınımının gerçekleştiği ABD-İsrail İran savaşı sırasında ortaya çıkan askeri hareketliliğin yarattığı karbon kirlenmesi, sivil kapitalist hayatla kıyas kabul etmez bir biçimde karbon yutaklarına sebep oldu.
Albedo Etkisi ve karbon salınımının olası sonuçları: Ekosid !
Militarist deniz hareketliliğinin, eko sistemin bir parçası olan tropik ekolojik sistemin karbon soğurmada önemli bir bitki türü olan Mangrov sistemlerinin parçalaması, karasal ormanlara kıyasla 4 ila 10 kat arası karbon tutma kapasitesine sahip mavi karbon yataklarındaki karbon birikiminin salınması anlamına geliyor. Bombalama ve askeri harekatlar sonucu ısınma döngüsü benzeri görülmemiş bir seviyeye çıkabilir. Bu durum, kapitalist-militarist iklim yıkımının henüz yeterince ölçülmemiş, yeterince araştırılmamış bir yönüdür.
“Karbon bombası” adı da verilen bu yıkım, katalizör bir etki yaratarak besin zincirinin ana halkalarından biri olan kabuklu deniz hayvanlarının istiridyeler, planktonlar, mercanlar yok olmasını tetikler. Bu canlıların deniz ekosisteminin besin tuğlaları olduğunu düşündüğümüzde, deniz ekosisteminin ve buna bağlı ekonominin nasıl etkilenebileceğini bilmek için kahin olmaya gerek yok. Bütün canlı yaşamlarının birbirine muhtaçlığı ve birbirinden beslenen yapısı, doğanın diyalektiğini ve ekolojik çeşitliliğin temel felsefesini oluşturur.
Buna yani ekosistemlere ve eko çeşitliliğe yönelik her kapitalist suikast, kaçınılmaz olarak insan biyolojisini de olumsuz etkileyecektir. Toplumsal-ekolojik bir varlık olarak insanın hayatta kalması ve türümüzün devam etmesi için ekolojik sistemleri gözümüz gibi korunması gerçeğini doğru kavramak gerekiyor. Bu gerçek bir kere doğru kavrandığında, ekolojik yıkıma neden olan savaşların, vahşi madenciliğe ve emperyalist paylaşım kavgalarına neden muhalif olunması gerektiği ne dair bir diğer kuvvetli argüman kolayca izah edilebilir hale geliyor. Ekolojik adalet, eşitlikle kaynakların eşit ve adil paylaşımına dayalı eko-sosyalist bir yaklaşımın tutkulu bir biçimde savunulmasıyla sağlanabilir. Bunların dışındaki herhangi bir kapitalist seçenek, seçenek olmadığı gibi konunun tamamen yanlış anlaşılmasına hizmet eden “yeşil kapitalizm” gibi yönlendirmeleri de beraberinde getirecektir. Kapitalizme yapılan “yeşil” makyaj, alttaki çürümüş bedenin neden çürüdüğünü açıklamayı geciktirmekle kalmıyor, aynı zamanda çürümenin ana kaynağı ve savaşların sebebi olan kapitalist üretim tarzının doğru kavranmasına da engel oluyor.
Savaşlara neden karşı çıkmalıyız ? Çünkü her bir savaş yeni ve çok daha derin bir ekolojik krize, ekoside neden olur. Her bir ekolojik yıkım ve ekosid, eko faşizmi sahneye davet ederek zaten giderek azalan doğal kaynakların kontrolünün kapitalist şirketlerde kalmasına hizmet eder. Böylece yepyeni bir sorunla daha karşı karşıya kaldığımızı kavramak kolaylaşıyor. Çürümüş bir bedene, bir zombiye benzetmekte hiçbir sakınca görmediğimiz kapitalist üretim tarzı, attığı her adımda ve ömrünü uzatmak için örgütlediği her savaşta; paradoksal olarak gezegenimizi tahrip etmeye, insan ve onu bütünleyen eko sistemi yok ediyor. “Bir damla suya bile hürmetle bakacaksın” sözünü düstur edinen Anadolu bilgeliğinin sahipleri ve bu kültürel mirasın taşıyıcıları olarak geniş kesimlerin farkına, ayrımına varması gereken bir diğer gerçeklik iyice belirginleşiyor: Ekolojik olmayan hiçbir şey ekonomik olmadığı gibi, ekolojik eşitlik ve canlılar yaşamının bekası, kapitalizmden kurtulmakla mümkündür.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır