KİTAP TANITIMI: FİKRİMİN İNCE GÜLÜ: KOMÜNİST AYDINLANMA

(Yazarımız Mahir Konuk’un önümüzdeki hafta El Yayınları arasından çıkacak olan yeni kitabının tanıtım yazısı)

“Hem düşünsel düzlemde ve hem de pratik hayatımızda her şey büyük bir hızla değişiyor. Değişmek de ne kelime: Hem fizik evrende ve hem de insan türünün toplumsal evreninde şimdiye kadar bildiklerimizin ve yaşadıklarımızın büyük bir çoğunluğunu unutmaya dahi zaman bulamadan, zamana ve mekâna dair birçok şeyi yeniden yazmaya başladık bile; öyle ya, “doğa boşluğu sevmez”, “insanlık” derseniz o hiç sevmez! Fizik evren derseniz, “değişmek” zaten onun kaderi; sürekli bir şekilde “oluş halinde” olmadan şimdiki zamanda var olması mümkün bile değil. Gerçi aynı şey insani varlık için de geçerli değil mi? Özellikle de fizik evrenin marifetlerinden birisi insan türü canlı için! Bu durumda değişmek veya değişim olayı sadece dış dünyaya dair bir gözlem konusu olmaktan çıkar, insani varlığın bir iç meselesi haline gelir: Nasıl ki değişim olayının özneleri olarak doğaya karşı göreceli özgürlüğümüzü “zorunluğun bilincine varmak” ile kazana biliyorsak (Marks), bir bütün oluşturan “insan türü” olarak uzantısı olduğumuz fizik evrene karşı göreceli otonomimizi de “değişim” denilen olgunun bilincine vararak geliştirebileceğiz…

Fizik evrendeki değişim meselesinden anladığımız, çok büyük oranda sömürgen sınıfların aklını ve siyasetini izleyenler olarak bizim marifetimiz olan “iklim değişikliği”, yerkabuğunun delik deşik edilmesi ve botanik ve zoolojik yok oluşlarla sınırlı olaylar değildir. Kozmik uzay zamanda olup bitenlerden haberimiz daha yeni yeni ve sadece yerleşik siyasal sistemin ideolojik sansürünün elverdiği oranda, yani çok sınırlı bir şekilde gerçekleşmektedir. Bunun başlıca nedeni, nicel büyüklüklerin aklımızı başımızdan alarak bizi, değişim olaylarının cereyan ettiği nitel oluşumların gözlemlenmesinden mahrum bırakması. Öyle ya, gözlem yapılamadığı şartlarda genel geçer yani “bilimsel bilgi” sahibi olmak ancak yaklaşık hesaplamaların ve bir müddet bizi oyaladıktan sonra, akıl yürütmelerin ürünü olan varsayımların -veya paradigmaların- içine hapsedilmekte ve er veya geç dogmatik saplantıdan öte gitmemekteydi. Bu demektir ki, gözlem yapamadığımız oranda nesnel gerçeklikten uzaklaşarak düşünsel faaliyetin ürünü olan kurgusal bir düzlemde yol almaktayız ve bu yol da bizi metafizik evrenin dogmatik “gerçekliğinin” önyargılarının içine hapsetmekte…

Elinizdeki kitap, çoğu içinde bulunduğumuz yılda kaleme alınmış ve değişim-yeniden doğuş konularını gözlem alanının ve düşünsel düzlemin birikimlerini irdeleyen, yerleşik yöntem ve kavramları sorgulayan bir tarzda kaleme alınmış ve Yazı Portal’de okuyucu kitlesinin ön bir eleştirisine sunulmuş makalelerden oluşmaktadır. Bunlardan birincisi, iki yıl kadar önce kaleme alınmış olan makale “Fikrimin İnce Gülü” başlığı ile sunulmaktadır ve kozmik evren üzerine yeni teknolojik icatlar sayesinde gerçekleşen gözlemlerden yola çıkarak evren ve evrenin oluşumu üzerine gerçekleşen eski var sayımları temelden yıkan ama yenilerini de ileri sürmeye imkan sağlayan değişim olayını konu almaktadır. Fizik dünya üzerine geçmişte sahip olduğumuz düşüncelerin temelden sarsılması ve yerine geçirilmek üzere yeni kavram ve teoriler üretmeye çabalamamız bizi, yeniden akıl yürütmeye ve en genel biçimiyle zaman ve mekân kavramlarından itibaren düşünmeye yönlendirmektedir. Öncelikle belirtmemiz gerekir ki, bu tür bir başlangıç, fizik evrenin bütün araştırma alanları için zaten rutin niteliğinde olagelmiştir; ancak, fizik evrenle ilgili gözlem ve düşünsel düzlemimizin değişmesini, toplumsal veya insani dünyanın da her zaman olduğu üzere yeniden düşünülmesini ve yeni anlamlar yüklenmesini de gündeme getirmektedir. Bilimin uygulama alanına giren ve güncel hayatımızın bir parçası haline gelen çeşitli icatlar, sanki çok farklı şeylermiş gibi algılanan fizik evrenle toplumsal dünyamızı bir vücudun iki eliymiş gibi birbirlerine kavuşturan kavşak noktalarıdır. İkinci yazımızın konusu olan “yapay zekâ”, düşüncenin ve inanç sistemlerinin ayırdığı iki varlık alanını birleştiren çok önemli bir kavşak noktası teşkil etmekte, evrensel nesnelliğin bu iki alanını bütünlemede insanlığa büyük imkanlar sunmaktadır.

Üçüncü yazımız “Cüret” başlılığı taşımaktadır ve insani evrendeki her türlü yaratılış eyleminin olduğu gibi değişimin de özneleri olan bireylerde gözlemlenen yeniden kıpırdanış hareketlerini yine zaman ve mekân kavramlarından itibaren ele almaktadır. Cüret sahibi ve çoğu yeni kuşak insanlığın doğal üyesi olan bireylerin insanlaşma sürecindeki konumunun iyice anlaşılabilmesi için, 5. Yazıda “eski dünyanın delilerini” ve onların değişime karşı savaşırken gösterdikleri sonuçları itibariyle çok vahim olan “deliliklerini” konu olarak aldık.

4. Yazımızda ise “olay yeri” olan “toplumsal yapılanmaları” içerdikleri zaman boyutuna göre anlamlandırarak ele almaya çalıştık: Büyük düşünsel değişimler, kendilerini insanlığın gündemi ne getiren ve onları zaman içinde bir toplumsallaşma biçiminden bir diğerine taşıyan büyük toplumsal yapı değişiklikleri gerçekleştirilmeden var olamazlar.

Kitabın son bölümü cüretin ikiz kardeşi olan tutkuya ayrıldı, “Aşk ilişkisi” tanımı üzerinden: Eskiden beri kopuş çok zor ve yeniye ulaşmak çok umutsuz görüldüğünde, insanlığın özneleri olan bireyler “tutku” veya “tutulma” diye adlandırılan varoluş biçimine sarılırlar. Günümüzde olduğu gibi toplumsal ilişkiler ne kadar zayıflamışlarsa o oranda da ilişkilerimizde “tutku” formu gündeme gelirdi… Aşk ilişkisi dediğimiz ilişki biçimi ise cinsiyet temelinde kurulan bir ilişki biçimi olsa da bize, genel olarak “tutulmak” diye adlandırdığımız varoluş biçiminin en mükemmel örneğini vermektedir.

Son olarak, spekülatif iddialar ve gereksiz suçlamalara meydan vermemek için, bu kitapla “değişim” olarak adlandırdığımız sürecin bütün sorunlarını çözme iddiasında olmadığımızın bilinmesini isteriz; zira, her durumda değişim meselesi öncelikle nesnel içerik meselesi olup, bu içeriği kendi varlıklarını yaratırken üreten bireylerini katılımını öngören kolektif bir çaba gerektirecektir. “

Diğer Yazılar

OTORİTERİZM KARŞISINDA İNSAN: GERGEDANLAR

Ümit ÖZDEMİR / 29.11.2025 “Adam yok yetiştirirsin günün birinde ortaya çıkıverir fakat insan bozulduğunda bunun …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir