Ümit ÖZDEMİR / 30.07.2025

İbretlik bir sahnedir, maiyetiyle birlikte Paris’e kaçan ve sarayını da yağmalayan devrik padişah Vahdettin, mabeyincisini huzuruna çağırır ve ona der ki Satacak neyimiz kaldı ? Saraydan kaçırıdığımız tablolar cevabını alır. Vahdettin adlı hain İyi onları da sat, akşam yemeği ve resepsiyon vereceğim emrini verir.
***
Türkiye’de son orman yangınları da aslında Vahdettin’in saray yağmasından kaçırdığı tabloların satılmasından başka bir şey değil. Yer üstündeki bütün her şeyin yok edilmesiyle biçimlenen yağma süreci, yer altına indi. Yağmanın devamı ve bekası için Washington koridorlarında kurdurulan AKP ve Saray rejimi, ellerine tutuşturulan zarfla verilen talimat gereği çıkardıkları maden yasası ile yağmayı yer altına indirme kararı aldılar. Kararda emperyalizmin Ukrayna’da barış karşılığında Ukrayna madenlerine çökme planının, Rusya tarafından reddedilmesinin büyük payı var. Rus lider Putin, bütün Ukrayna’yı işgal etme ve barış karşılğında ABD’nin maden yataklarına çökmesine engel olmak için savaşa devam etme kararı verdi.
Peki maden neden önemli ? Maden yataklarının önemi sanayi kapitalizminin 4. nesil dönüşümünde merkezi bir rol oynamasından kaynaklanıyor. Giderek yaygınlaşan YZ uygulamalarının ve elektrikli otomobil üretiminin talep ettiği nadir element rezervi, bu konularda Türkiye’de önemli bir potansiyelin olması nedeniyle, ucuza elde edilmesini zorunlu hale getiriyor. Hidrokarbon yataklarının sonsuza kadar sömürülemeyeceği, bu sömürünün derinleşmesi durumunda küresel iklim yıkımının dünya yaşamını bütünüyle yok edeceği bilgisi kesinleşmişken, ortaya çıkan sürdürülebilirlik adlı liberal kavram esasen bu gerçeğin üzerinin örtülmesine hizmet ediyor. 4. nesil hibrit taşımacılık teknolojilerinin yaygınlaşması, altyapıda da kaçınılmaz bir dönüşümü tetikledi. Hiç orman yangını çıkmayan Eskişehir’de çıkarılan orman yangını, bölgede bolca bulunduğu iddia edilen Toryum madenlerinin işletmeye açılması için tezgahlandığı ileri sürülüyor. İddia sahiplerinin elini kuvvetlendiren kanıtların başında, Toryumun görece daha az radyoaktif element olması var. Saray rejimi Toryum ya da başka herhangi bir maden rezervinin çıkarılması adına uluslararası şirketler tarafından talep edilen ruhsatlandırma için ilk adımı Maden Yasası içinde yer aldığı haliyle ÇED raporlarını tamamen işlevsiz kılan Süper İzin yasasıyla attı.
Halk arasındaki adıyla Süper İzin yasası olarak bilinen yasayla tam da sermaye birikiminin hızlanması adına sermaye sınıfına konulan hukuki yaptırımların tamamen kaldırılmasına dayanıyor. ÇED süreci yani Mimar ve Mühendislik Odaları’nın denetim yetkilerinin devre dışı bırakılmasıyla başlatılan yağma, “kirleten öder” ilkesini ortadan kaldırıyor. Çevresel”maliyetlerden” kurtulduğu için daha da azgınlaşması beklenen sermaye sınıfının yabancı ortakları, meralar, tarlalar ve evlere de çökebilme imkanına kavuşuyor. Sermayenin Türkiye’ye “hukuk olmadığı için yatırım yapmadığı” yalanını utanmadan söyleyebilen liberaller nerde ? Süper İzin yasası neoliberal şirket devletin yabancı ortaklarına yağmalamak için altın tepside ülke topraklarını sunduğu yasa Süper İzin yasası değil mi ? Bu “hukuk” değilse ne ?
***
Sermaye sınıfının uluslararası iş bölümünde Türkiye’ye biçilen ucuz emek cenneti rolü, 2008 çöküşünden sonra belirgin bir biçimde, sadece ucuz emek cenneti olmasının yetmeyeceği, ucuz maden ve mineral temininde de verilen rolle bağlantılıydı. Anadolu coğrafyasını yaşanmaz hale getiren bir vahşi madencilik sonu İliç faciasıyla bitecek olan insan ve doğa yaşamına kast eden bir saldırı kampanyasına dönüştü. Emperyalizmin iç olgusu AKP ve Saray rejiminin yandaş sermaye gruplarının maden işine girmeleri, Kazdağları ve Fatsa olmak üzere Anadolu coğrafyasında derin maden enkazları bırakmalarıyla biçimlenen doğa yağması sonunda Türkiye tamamen çölleşebilir ! Doğa katliamıyla başlatılan neoliberal yağma süreci, bir diğer zenginlik kaynağı olan insan emeğinin sömürüsüyle de devam ediyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük madenci katliamı olan Soma’da katliam sonrası yaşananlar herkesin hatırındadır. Erdoğan’ın kontrolü tamamen kaybedip girdiği bir markette market çalışanını “yahudi dölü” ırkçı hakaretiyle kovalaması, bölgeye gönderilen tarikat şeyhlerinin acılı insanlara dinsel narkoz uygulamaları ve madenci yakınına Yusuf Yerkel’in attığı tekme.. Bütün bunlar neoliberal yağma rejiminden kim ya da kimlerin çıkarı olduğunun en açık delilleriydiler.
Kapitalizmin Çöküşü: Aşırı Finansallaşma, Çöp Sermaye, Kuraklık
Kapitalizm neoliberal çağında bir birikim modeli olarak aşırı finansallaşma ve borç balonları yaratır. Böylece neoliberal kapitalizm, diyalektik materyalizmin bir gereği olarak kendi zıddına dönüşerek yok olmaya başlar. Bir birikim modeli olarak tasarlanan ve en yetkili ağızlardan “There is no alternative” (başka alternatif yok) cümleleriyle kaderci düşünceyi yayması sebebiyle de dinsel ortaçağı, ideolojik referanslarına dahil eden neoliberalizm, sermaye sınıfının en gerici aktörlerini Özal, Thatcher, Reagan ve Schmidtt sahneye fırlattı. Neoliberalizm, askeri darbeler serisiyle laboratuvar ülkelerde (Şili ve Türkiye) denendi. Bu denemelerin tamamında laboratuvar ülkeler, kapitalizmin içine düştüğü bunalımın ihraç edildiği ülkeler olarak tasarlandı. Yoğun bir sanayisizleşmeye eşlik eden tüketim toplumu esprisi, adına borsa denilen kumarhane kapitalizmine kapıların açıldığı, açılan o kapılardan kapitalizme özgü her türlü yozlaşma ve ahlaksızlığın serbestçe yayıldığı bir içerikle dolaşıma sokuldu. Borsa ve spekülasyon iktisadının acımasız aktörleri bankerlik denilen vurgun sistemiyle toplumsal muhalefetin sesinin kısılmasını fırsat bilerek halkı bir kere daha soydular. Soygun ve yağma, paranın tek değer haline getirildiği 1990’larda başka araçlarla devam etttirilirken 2000’li yıllarda çöp sermayenin yeni adı kripto paraydı. Bütün bu yaşananlar Alman filozof Goethe’nin ünlü sözünü “Para ile insanın ilişkisi şöyledir, insan paranın sahtesini yapar, para da insanın” sözünü teyit eder nitelikteydi.
Neoliberalizmin birey ve toplum üzerindeki tahribatının en somut göstergelerinin belirmeye başladığı bu evre, neoliberalizmin “refahı” tüketimde gösteren kültürü nedeniyle de, dünya kaynaklarının süratle azaldığı, ekolojik kriz göstergelerinin birbiri ardına sergilendiği bir evreydi. İflas ettiği ancak 2008 3. Büyük depresyonuyla anlaşılabilen neoliberal standart modelin temel esprisi, gündelik hayatın ve insan ihtiyaçlarının tamamının borçlandırılma, metalaştırılması üzerine inşa edilmesiydi.
Mortgage Krizi ve can çekişen kapitalizm
İflası ertelemek için atılan her adım ve alınan her karar, paradoksal bir biçimde iflası daha da derinleştirdi. Derinleştirdi çünkü neoliberal kapitalizm aynı anda iki büyük kara delik yarattı. İlk kara delik artık ödenmesi imkansız borç dağı ve buna bağlı çöp sermayeyken, ikincisi bütün dünyayı daha fazla ısıtan kapitalizmin anarşizan üretim yapısıydı. Perde, 2008’in 3. Büyük depresyonunda kamu kaynaklarının kullanılarak uygulanan Bailout (kurtarma)1 programıyla açıldı ve bir daha da kapanmadı. Kapitalist devlet aygıtı için önemli olanın aşırı finansallaşma ve rant mekanizmaları üzerinden halkın borçlandırılması üzerine kurulu hale getirildiği neoliberalizm çağında bir kölelik sistemi diyebileceğimiz Mortgage sistemi, büyük bir gürültüyle çöktü. Çöküş, ABD emperyalizminin simge kulelerinin terör saldırısıyla çökertilmesinden sonra yaşanan en büyük çöküştü. Sonuçları bakımından Bailout programı, YZ’den öğrenebildiğimiz kadarıyla, ekonomik durgunluk ve işsizliğe, özel şirketlerin borç yükünün kamuya devredilmesi sonucu kamu borcunda dipsiz bir kuyuya dönüştü. Dipsiz kuyu metaforumuzun siyasi anlamı, borç bağımlısı ülkelere borç servisinin artık tefeci faiziyle verileceği gerçeğiydi.
Debtokrasi Nedir ? Türkiye neden Debtokratik Bir Ülkedir ?
Debtokrasi ya da Türkçe adıyla “borçrokrasi” olarak tanımlanan neoliberal kapitalizmin Türkiye’ye borç servisi için tasarladığı ve müdahale ettiği bütün kurumlar ve finansal araçların esasen uluslararası emperyalist sistemin sömürü düzeninin yaşatılması adına tasarlandığı aşikar. Mortgage kriziyle ya da Marksist tanımlamayla 3. Büyük Depresyonla komaya giren uluslararası emperyalist sistem, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası gibi , Sanayi Bakanlığı gibi bütün kritik kurumları kendine debtokrasi üzerinden tabi kılar. İlk ikisini tahvil, bono ve faiz ödemeleriyle borç servisi için örgütlerken, sonuncusunu o ülkenin özgün sanayi planlaması yapmaması adına yani sürekli cari açık vermesi adına örgütler. Bu kurumların başlarına getirilen aktörlerin tamamının emperyalist merkezlerde endoktrine edilmesi tesadüf olabilir mi ? 24 Ocak kararlarının mimarı ve zenginsever fakirsevmez Özal, “Mister” Kemal Derviş, Ali Babacan ve İngiliz vatandaşı Mehmet Şimşek gibi birer iç olgu olduğu, her türlü şüpheden vareste tipler sırayla o mevkilere, getirildiler. Bunların bu mevkilere getirilmesi borç servisi, servet aktarımı ve bölüşüm şokunun devam etmesi için yapıldı. Ülkemizde yaşanan şeyin bir “ekonomik kriz” olmadığını, neoliberal kapitalist sistemin kendi iç olguları ve yukarıda tanımlamaya çalıştığım tabiyet ilişkileri üzerinden kurguladığı baskı, yağma ve sömürü düzeninin sonucu olduğunu da geçerken belirtelim.
Neoliberal Sağın ideoolojik saldırısı: İşsizliğin nedeni göçmenlerdir!
Neoliberal kapitalizmin çöküşünü gizlemek ve makyajlamak için uydurulan gerekçelerin tamamı, mesela göçmenlerin işsizliğe neden olduğu yalanı, Make Great America Again (MAGA) sağ sloganı, esasen kapitalist-emperyalist sistemin içine düştüğü büyük depresyonda alternatif, sol halkçı partilerin hemen tamamının bir şekilde bastırılmasıyla mümkün olabildi. Gerçek ise bunun tam aksiydi, merkez kapitalist ülkelerde ihtiyaç duyulan göçmen emeği sömürüsü, yedek işsizler ordusunu derinleştirerek genel ücretler seviyesini düşürür ve sermayenin organik bileşimindeki bu değişim esasen sermaye sınıfının kar oranlarını yükselten bir şeydir. Ancak burada bile yeni bir sorunla karşı karşıyayız ABD’de iki kuşak boyunca emekleri sömürülen göçmenler nihayet bu sömürüye dur diyebilmek adına kendi içlerinden politik figürler çıkarmaya başladılar. Fighting Oligarchy (Oligarşiyle Savaş) adlı grubun iki lideri Bernie Sanders ve göçmen işçi ailesinin çocuğu Alexandria Ocasio-Cortez’in yürüttükleri neoliberal sağ karşıtı kampanya bunun ispatıydı.
ABD’de bile giderek sertleşen emek-sermaye kutuplaşması MAGA yalanını söyleyenleri yeni yeni maceralara sürükledi. 12 Haziran’da İsrail’in İran’a açtığı, ancak İran’ın silah kapasitesiyle İsrail’e acı bir yenilgi tattırdığı mini dünya savaşı, bu denemelerden biriydi. ABD, sürekli güç ve mevzi kaybettiği doğulu kapitalistlerin lider ülkesi Çin’in daha fazla yayılmaması ve dünya pazarlarını kontrol etmemesi için bir koçbaşı olarak kullandığı siyonist İsrail devletini dizginlemek zorunda kaldı. Bogota Anlaşmasıyla2 İsrail’e uygulanma kararı alınan ambargo, İsrail için yaşamsal nitelikteki bazı tedarik ürünlerinin ihracına konulan kısıtlama, erken sonuçlarını vermeye başladı. 7 Ekim’de Hamas provokasyonuyla başlatılan Gazze soykırımı henüz durdurulmadıysa da, Bogota Anlaşmasının kısmi yaptırım gücü bile, 150 kadar insani yardım malzemesi taşıyan tırın Gazze’ye girmesine neden oldu. İnsanlığın yeni Auschwitz’i olan Gazze, artık bomba ve yardım kuyruğunda bekleyen sivillerin vahşice katledildiği bir yer olmaktan çıktı. Çocuk ve bebeklerin maalesef açlıktan ölmeye başladığı, siyonist-faşist İsrail rejiminin bütün barbarlığıyla yüklenirken, başta savaş hukuku olmak üzere, insan hakları gibi evrensel normları yerle bir ettiği yerlerden birine dönüştü. Fransa’nın Filistin’i tanıma kararının ardından İngiltere’nin Eylül ayına kadar adım atmaması durumunda İsrail’e gönderdiği Filistin’i tanıma kararını yine aynı çerçevede değerlendirmek yanlış olmaz.

İsrail’in İran karşısında aldığı yenilginin bilançosu yeni yeni ortaya çıkmaya başladı. İsrail için vazgeçilmez bir örgüt olan MOSSAD binasının vurulduğu ve MOSSAD başkanının saldırı esnasında hayatını kaybetmesiyle, İsrail rejimini de tehdit eden militarist siyonist saflaşma, İsrail’i bir tercih yapmaya zorlayabilir. BOP’da plan tadilatı, işte bu yenilginin kaçınılmaz sonucuydu. BOP’daki plan tadilatı, KOP (Küçük Osmanlı Projesi) ne dönüştü. KOP, esasen Erdoğan’a Trump tarafından uzatılan zarfın içinde yer alan talimatlar bütünüdür. Yeni Orta Doğu genel valisi Tom Barrack ve İntermediate şirketi üzerinden tasarlanan Suriye’nin parçalanması projesinde kurgulanan yeni görev, esasen Neo Osmanlıcılığın yeniden sahne almasıydı. Neo Osmanlıcılığın siyasal islamcı dile yansıyan söylemi ise Türk-Kürt-Arap “Kudüs İttifakıdır.” Suriye’de rejimin yıkılmasıyla oluşan jeopolitik boşlukta kendi kendilerine gelin güvey olan Saray rejiminin aparatları kazın ayağının öyle olmayacağını anladıklarında ortaya çıkan parçalanma ve jeopolitik riskleri nasıl çözecekleri konusunda da herhangi bir fikre sahip değildirler.
Neo Osmanlıcılık: Tabuttan çıkartılan ceset !
Neo Osmanlıcılığın en büyük problemi, tıpkı Türkçü-Turancı ırkçı dış politik hat gibi, sermaye sınıfının çıkarları adına yayılmacı ve müdahaleci bir içeriğe sahip olmasıdır. Bu haliyle Orta Doğu’da etnik ve mezhepsel çatışmaların bir aktörü olunmasını savunan projenin müellifi Davutoğlu gibilerin sorunu, emperyalizmin çıkarları adına üstlenilen alt emperyal rollerin bir sınırı olduğu gerçeğini görememesidir. “Türk-Kürt-Arap ittifakı” bölgedeki etnik parçalanma etnik kimlikler üzerinden kutuplaşma ve sonu gelmez etnik-dinsel mezhebi boğazlaşmaların kapısının açıldığı Birinci Dünya Savaşı yıllarından beri sürdürülen bir politika. Emperyalizmin bu politikasından kurtulmak için geliştirilen Arap milliyetçiliği ile karışık sosyalizm, birincisi biraz daha fazla ikincisi üretim ilişkilerinin geriliği nedeniyle daha az- esasen bütün Orta Doğu tarihini, sınıflar mücadelesini, uluslararası güç dengelerini belirleyen başat bir faktördü.
Arap Ortadoğu’sunda sosyal uyanışla başlayan ve millici özellikler taşıyan bu yönelişin bastırılması, bastırılamıyorsa yönlendirilmesi Emperyalizm için force major (birincil öncelik) haline geldi. Orta Doğu’daki şirketleri Aramco, Standart Oil ve BP üzerinden kurgulanan yağma ve talan rejiminin devamı, bu etnik-mezhepsel parçalanmaya bağlıydı. Siyasal islamcılardaki emperyal kumaşı gören Hitler, İran’da 1953 Ajax Operasyonu ile başlayan ve 2024’te Esad rejiminin yıkılmasıyla devam eden bu emperyal politika zinciri, esasen Standart Oil, Shell, BP ve Aramco’nun enerji kaynaklarını kontrol etme politikasıdır.
Terörsüz Türkiye’nin kökeni: Kesintisiz Amerikancılık!
Bu politika, 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi sonrası Roger Planı’nı kabul ederek Yunanistan’ı NATO’ya girmesine izin veren Kenan Evren ve 4 cuntacısının marifetiyle devam etti. 12 Eylül faşist darbesiyle Türkiye’nin Amerikan emperyalizmine tam yedeklenmesi sonucu yerleştirilen Çekiç Güç, Irak’ın parçalanmasında merkezi bir rol oynadı. Irak ve Suriye’nin parçalanması adına başlatılan politikanın yeni adı “Terörsüz Türkiye” ve “Kudüs İttifakı”dır. Esasen “Terörsüz Türkiye” sözünün politik manada bir karşılığı yok, demagojik bir üslupla ele alınan “Kürt meselesini çözeceğiz iddiası” ise emperyalizmin bölgeye iyiden iyiye yerleştiği ve bu yerleşmede hatırı sayılır bir destek aldığı Kürt Milliyetçiliği ile siyasal islamcı iki koltuk değneğini kullanarak geliştirdiği KOP’un yani Küçük Osmanlı Projesi’nin hayata geçirilmesinden başka bir şey değil.
CHP’nin durumu: Mayınlı Arazide tek başına
Toparlanmasına “yumuşama” ve restorasyon çalışmalarıyla izin verdiği saray rejiminin 19 Mart darbesiyle, mecburen muhalefete yönelen CHP, gün geçmiyor ki bir operasyon yemesin ve önemli kadrolarını kaybetmesin. Darbe ve sonrası hayata geçirilen faşist hukukla, seçilmişlerin hapse gönderilmesi sonucu CHP bir tercihe zorlandı. Tercih, neoliberal yağma ve talan rejimine maruz kaldığı için giderek yoksullaşan ve bunun tepkisiyle, sokağa inen halkın korku duvarını aşmasına neden oldu. Diploma gaspıyla biçimlenen 19 Mart Darbesi, öğrenci yığınlarının İstanbul Üniversitesi’nde başlattığı isyanla CHP’yi daha net bir politik tavır almaya itti. Bu büyük isyan enerjisi, esasen Gezi isyanından bu yana yer yer Cumhuriyetçi tonlar taşıyan ama daha çok sola, adalete, eşitliğe eğilimli bir yeni sol siyaset çağrısından kökenleniyor. CHP’nin arkasına aldığı bu rüzgarın kesilmesi adına atılan adımlardan bazıları, klasik burjuva siyasetinin Ankara merkezli ve dar rotasyon ve yüksek sosyete odaklı özüne geri dönülmesi çağrılarıydı. CHP bu çağrılara uymayacağını miting ve kampanya programlarıyla gösterdi.
Ancak eninde sonunda bir düzen partisi olan CHP’ye yönelik kurulan yeni tuzak da burada belirginleşiyor. Kaleşnikof mangal partisiyle başlatılan “Terörsüz Türkiye” propagandası, esasen MİT ve PKK arasında kesin bir anlaşmayla sonuçlandığı her halinden belli olan bir tasdik mekanizmasına ihtiyaç duyuyor. Her tarafından bir ABD projesi olduğu sırıtan ve halktan gizlenen arka kapı diplomasisiyle inşa edilen “sürecin” KOP ile bağlantısı burada belirginleşiyor. Komisyon masasının, bir noter makamı ve tasdik kurumu olarak tasarlandığını ağzından kaçıran Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, “Terörsüz Türkiye” demagojisine karşı ağzını açanları hapse atmaktan başlayarak, olası bir başarısızlıkta kendi suçlarına ortak edebileceği yeni bir suç ortağı arıyor. CHP ise içindeki liberallerinin dilinden komisyona bir itiraz göstermezken, “nitelikli çoğunluk” gibi yüzeysel itirazları dışında masaya oturabileceğini ima ediyor. CHP’nin içine düşürülmeye çalışıldığı bu tuzağın neye benzediğinin en somut halini anlamak için. 1. çözüm sürecinde Kürt meselesi üzerine akademik makaleler ve kitaplar kaleme alan ve bu birikimiyle sürece katkı sunmaya çabalayan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in bugün Silivri’de yaşamakta olduğu tutsaklığı hatırlatmak yeterlidir. Bütün bunlara ilaveten Türkiye bütçesini bile oluşturma yetkisinin elinden alınan ve tek adam rejiminden beri itibarı sıfırlanan TBMM’de oluşturulan komisyonun ne gibi bir işlevi olacağı da merak konusudur.

Hiçbir hukuki güvenceyle toplanmayan MİT, PKK ve Saray rejimi arasındaki gizli anlaşmanın noter makamı olacak komisyon masası, esasen halk düşmanı rejimin karakteristik anti-demokratik özelliklerinin bir yansımasıdır. AKP’nin yetkili ağızlarının demagojik ve solu taklit eden üslubuyla, bütün bu açılım sürecinin, yani Terörsüz Türkiye oltasının, “Emekçi halkın daha da yoksullaşmasına neden olan çatışmayı sona erdireceğini ve devletin operasyonlara ve silahlanma bütçesine ayırdığı kaynakları eğitim ve sağlığa ayıracağı” yalanını söyletebiliyor. Söylemden çok eyleme ve pratiğe bakmamız gereken bu aşamada, aktörlerin hiçbirinin böyle bir derdi olmadığının en somut delili, neoliberal yağma ve talan operasyonunda üstlendikleri rollerdir. Türkiye’de Saray rejiminin son 6 ayda gerçekleştirdiği bütçe açığının 1 trilyon liraya ulaştığı gerçeği hatırlanırsa, ne demek istediğimiz daha net anlaşılacaktır. KOİ ödemeleri, KKM ve yüksek faiz vermek adına Hazineye herkesin cebinden ödenen bütün vergi kaynaklarının, yüksek faiz yoluyla servet transferiyle yarattığı büyük kara delik, toplanan vergilerle yamanamadığı gibi, halkımızı bizar eyleyen yoksullaştırma politikasının derinleşmesine neden oluyor. Dolayısıyla temel sorun neoliberal sömürü düzeninden kurtulmaktır.
***
Son orman yangınları ile neoliberal şirket devletin, keynesyen dönemden miras kamusal örgütlenmeleri bütünüyle tasfiye ettiği görüldü. İnsanlar ve gönüllüler -bütün iyi niyetleriyle- ellerindeki damacana su bidonlarıyla yangın gibi çok profesyonel eğitim verilmesi gereken afete müdahale etmeye çalıştılar. Müdahale çabası sırasında, eğitimsizliğin kurbanı olanlar da ekoloji bozulmasın ülkenin ormanları ve ormanlarda yaşamını idame ettiren canlıları yok olmasın diye canını dişine takan emekçilerdi. Emek-sermaye çelişkisinin en net görülebildiği yer olan orman yangınları, sermaye partisi AKP’ye bağlı Orman Bakanlığı’nın ormanların yanması adına hiçbir yatırım yapmadığının hatta tam tersine yağmaya çanak tutacak şekilde davrandığının bütün kanıtlarıyla gözler önüne serildiği bir öğretici süreçti. Böyle olunca “Terörsüz Türkiye” propagandasının eğitim, sağlık ve sosyal refaha yönelik politikaların önünü açacağı yönündeki yalanın teşhir edilmesi devrimci siyasetlerin görevine dönüşüyor.

Emperyalizmin Türkiye’de tasarladığı saray rejimi, her tarafından dökülüyor. Ne onu iktidara taşıyan ve artık esamesi bile okunmayan Birikim, Radikal, Açık Toplum Vakfı, Yetmez Ama Evetçi gibi liberal yandaşları, ne de muarızıymış gibi görünen ama aslında kendilerindeki otoriter başkancı “serok” zihniyeti nedeniyle kendi suretlerindeki tam bir yansıması olan Kürt Milliyetçi hareketinin, yaptıkları hatalar nedeniyle Türkiye’nin geleceği hakkında söz söyleme hakkı kalmadı. Türkiye’nin bir geleceği varsa, bu emekçi sınıfların kendi sözünü özgürce söyleyebildiği, kendi emekten yana pratik siyasetlerini hayata geçirebildiği sendikaların, öğrenci öz örgütlenmelerinin özyönetim kurarak üreten yönetmelidir ilkesini hayata geçirdiği halk demokrasisiyle mümkün olabilir. Bunun dışında emperyalizmin zarf içinde verdiği alt emperyal roller ve BOP’un güncellenmiş haliyle KOP projesinin de esasen çatışmaları ve şiddet sarmalını besleyerek zarfı veren emperyalizme hizmet edeceği defalarca kanıtlandı. Neoliberal şirket devlete bağlı saray rejiminin ömrünü uzatmaya yönelik her adım, sadece emekçileri daha fazla yoksullaştırmakla kalmayacak, emperyalizmin ve siyonizmin bölgedeki amaçlarıyla örtüşerek gericiliğe hizmet edecektir. Bu adımlara dış destek babında Suriye Genel Valisi sömürgeci Barrack tarafından dolaşıma sokulan “Osmanlı millet sistemi” söylemi boşuna sarf edilmiş bir söz olmadığı, emperyalizmin etnik ve dinsel aidiyetleri birbirine kırdırmaya çalışan amacıyla matuf olduğu anlaşılır.
Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasıyla ortaya çıkan jeopolitik boşlukta payı bulunan sömürgecilerin Suriye petrollerini yağmalamaktan dolayı Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nde 1.7 milyar dolar ceza aldığı, Bogota yaptırımlarına maruz kaldığı bu aşama, uluslararası hukukun mecburen devreye gireceği bir sürece dönüştü bile. Neoliberal yağmayı savaş, etnik parçalanma ve zor üzerinden kurma denemelerinin başarısızlığa uğradığının netleşmeye başladığı bu siyasal evrede, “reform” ve “dönüşüm” taleplerinin yükselmesi beklenebilir. Olabilecek en kötü senaryo ise Pentagon’un Churchill’in sömürgeler bakanı olduğu sırada sarf ettiği politikayı hayata geçirmektir: “Düzen getirmeye gerek yok, aşiret ve cemaat yapıları dursun. Bir isyan olursa iyi korunan, birkaç büyük üsten hareketle havadan imha yoluyla, karadan zırhlı araçlarla bastırırız” 3Churchill’in sürekli askeri müdahale ve kuşatma politikasını sahada tatbik eden siyonist İsrail devleti, emperyalizmin bu kirli işini yerine getiriyor. Lakin ne de olsa bir ülkeyi sonsuza kadar askeri baskı ve müdahalelerle yönetemezsiniz. Emperyalist bile olsanız geri adım atmanız, reforma ve “restorasyona” yürümeniz gerekebilir.
Ancak burada hatırlanması gereken şey “reform” ve “hukuki adımların” hemen tamamının, Emperyalizmin bir başka yüzü “yumuşak gücü” olduğu gerçeğidir. Emperyalizm, silah ve savaşla alamadığı sonuçları, zaman zaman yöntem değiştirerek, detanta (yumuşamaya) giderek dener. Bu yanıltmaca, özünde sömürü düzeninin bekası adına atılan taktik adımlardır. Ülkemizin ve Orta Doğu’nun çökmeye başlayan kapitalizmin enkazı altında kalmaması için yapılacak şey bellidir: Anlamsız sınırları ve sınır kapitalizmini ortadan kaldıran, sanayileşme ve ortaklaşa bir hayat için kaynak ve insan gücü paylaşım öncelikli, ortak gizli anlaşmalarla Amerikan üslerinin ve silahlanma dayatmasının sınıfsal içeriğinin kesintisiz bir biçimde teşhir edildiği, anti emperyalist, anti kapitalist emekçi ittifakı. Bu ittifak ve mücadele Lübnan’ı, Suriye’yi, Irak’ı etnik ve mezhebi parçalanmalara sürükleyen emperyalizmin ve onun yedeğindeki gerici güçleri sürekli geri adım atmak zorunda kalacakları bir sürece doğru evrilebilir. Bize Sultan, Molla, Serok, Ağa ve Papazın lazım olmadığı, “bizleri kurtaracak olanın kendi kollarımız olduğunun” bilince çıkarılması, bilincin eyleme dönüşmesi bu yüzden çok kıymetlidir.
12008 yılındaki Büyük Kurtarma (Bailout), özellikle ABD’de mortgage piyasasında başlayan ve küresel finans sistemini derinden sarsan bir krizle mücadele etmek için hükümetlerin ve merkez bankalarının uyguladığı devasa müdahaleleri ifade eder. “Yüzyılın krizi” olarak da anılan bu kriz, 1929 Büyük Bunalımı’ndan bu yana yaşanan en ciddi finansal şoklardan biriydi.
2Elektronik Erişim: https://www.evrensel.net/haber/561884/turkiye-israile-karsi-6-maddelik-somut-eylem-planina-imza-atmadi
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır