BİR İSTİBDATIN GÜNBATIMI: CHP’YE SALDIRI

Ümit ÖZDEMİR / 29.06.2025

@masumlevrek

Film, Meral Akşener parti kursun diye 15 vekilin CHP’den istifa ettirilip İyiparti’ye geçmesiyle başladı. Merkez sağ parti kursun diye atılan bu adım, altılı masanın kurulmasıyla neticelenecek gelişmeleri tetikledi. Düzen siyasetinin sağdaki bütün aktörlerini bir araya getirmeyi amaçlayan bu operasyon aktörleri bir araya getiremediği gibi CHP’nin itibar kaybına yol açtı. Saray rejimi bir seçim daha kazanıp istibdatını derinleştirirken, CHP hem bir seçenek olmaktan çıkıyor hem de muhalif seçmeni, umutsuzluk ve karamsarlığın hakim olduğu bir halet-i ruhiyeye sürüklüyordu…

İkinci stratejik hata “yumuşama” ve “normalleşme” başlıklı Erdoğan’la 31 Mart seçimlerinin galibi CHP arasındaki görüşme trafiğiyle yapıldı. Görüşme trafiğinde ne konuşulduğu sır katiplerinin sır kayıtlarıyla gizlenirken, klasik burjuva siyasetinin dar alanda kısa paslaşmalara dayalı bütün çarpıklıkları gözler önüne serildi. Restorasyon çalışmalarının gönüllü aktörü olarak CHP’nin tarihsel referansları da, böylelikle bir kez daha netleşiyordu. Restorasyon görüşmeleriyle gücünü toparlayan Erdoğan karşı darbelerini örgütleme imkanı elde etti.

CHP’nin üçüncü stratejik hatası, henüz ortada bir seçim takvimi yokken Ekrem İmamoğlu’nun CB adayı gösterilmesiydi. Bu yönelişte Ekrem İmamoğlu’nun siyasi hırsları olduğu kadar, CHP’nin bu adaylık süreci üzerinden inşa etmeyi planladığı seçim kampanyasında acele etmelerinin büyük payı vardı. Seçilmesine “garanti” gözüyle bakılan İmamoğlu’nun tutuklanmasını hızlandıracak gelişmeleri tetikleyen süreç, 19 Mart darbesi ve halkın direnişiyle yepyeni siyasal boyutlar kazandı. Bütün bu iç içe geçmiş çelişkiler yumağı, halkın iradesine de darbe yapılabileceğini göstermesi bakımından öğreticidir. Halkın kendi iradesini, sandığa yansıtarak yönetime katıldığı şeklinde formüle edilen burjuva demokrasisi, esasen burjuva demokrasisinin bile sınıf savaşı gerçeğine yaslandığını anlamamıza imkan veriyordu. Saraçhanedeki çatışmalar burjuva demokrasisini geri kurtarabilmek adına verilirken, burjuvazinin bütün kanatları saray rejimine biat etmekle meşguldüler. Son örneğini sistem çöktü çıkışıyla yapan TÜSİAD, üyelerinin tutuklanmasıyla süratle geri adım attı ve saray rejimine biat ettiler. Bu örnek, burjuva demokrasisinin tekelci sermaye için önemsiz bir ayrıntı olduğunu ve ilk kriz anında feda edilebileceği gerçeğini kavramaktan aciz liberallere yeterince açık bir politik derstir. Saraçhane çatışmaları ve mitingleriyle yükselen siyasi tansiyon sonucu saray rejimi İBB’ye kayyum atayamasa da darbe sürecini zamana yayarak taktik değişikliğe gitti.

Saray rejiminin son operasyonu, “mutlak butlan” (tam kanunsuzluk) adı altında sahnelenen CHP içine kriz başlatacak parti yönetimini ve düzeniçi muhalefeti saray rejiminin istediği ölçüde ılımlı bir çizgiye çekecek Kemal Kılıçdaroğlu operasyonuydu. İktidarda kaldığı her gün halka acı, zam, vergi ve kederden ve Silivri zindanından başka hiçbir şey veremeyeceği gün be gün belli olan saray rejiminin son operasyonunun aparatı olmaktan hiç sıkılmayan Kemal Kılıçdaroğlu ve şürekası, yapılan bütün müzakere ve ikna çalışmalarına rağmen verilen görevi yerine getireceğini aldığı siyasi tutumla ilan etti.

Sosyal demokrasi tarihinin ihanetler tarihi olduğunu bilenler için hiç de şaşırtıcı olmayan bu durumun bir benzerini, CHP lideri Bülent Ecevit üstelik 12 Eylül darbe koşullarında yani parti ve taraftarlarının faşizm koşullarında en çok ihtiyaç duyduğu bir anda genel başkanlıktan istifa ederek yapmıştı. SHP gerek yıldönümüne yaklaştığımız 2 Temmuz Sivas katliamında oturduğu mevkiinin gereğini yerine getirmeyerek, (SHP koalisyon ortağı ve Erdal İnönü Başbakan Yardımcısı idi) aydın-sanatçı katliamının sessiz ortağı oldular. 5 Nisan 1994 kararlarıyla Türkiye neoliberal yeni bir saldırı dalgasıyla fakirleştirilirken “son komünist devleti yıktık” herzesini yiyen Tansu Çiller’in iktidar ortağı Murat Karayalçın, kararları yani neoliberal talanı imzalamaktan imtina etmemişti. Deniz Baykal gibi çağrıldığı her yere koşarak giden ve Erdoğan’ı hapisten çıkaracak Siirt seçimlerine evet diyen liderlerinin siyasi pratiklerinde gösterdiği üzere sosyal demokratlar bizi hiç bir zaman şaşırtmayan bir siyasi çizgi izledi. TESEV’ci Kemal Kılıçdaroğlu Önder Sav’a dayanarak Deniz Baykal’ı, Gürsel Tekin’e dayanarak Önder Sav’ı ve sonunda Erdoğan Toprak’a dayanarak Gürsel Tekin’i tasfiye etti. Tasfiye süreçlerinin sessizlikle izlenmesi, anlamlı bir itiraz gelmemesi klasik sosyal demokrat partilerde görülen makam ve mevkinin her şeyin üzerinde tutulduğu anlayışın ürünüydü. Böyle olunca Kemal Kılıçdaroğlu’nun müstakbel bir kayyum olarak  neden CHP’de eksik bıraktığı “işi” tamamlamaya yeltendiğini anlamak da kolaylaşıyor. CHP’lileri birbirine kırdırma yöntemi, aynı anlama gelmek üzere AKP’nin ve saray rejiminin işini kolaylaştırdı. Sürekli iktidarda olan AKP, operasyonlarını istediği gibi yapabildi. TESEV’ci Kemal Kılıçdaroğlu’nun diğer operasyonu, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun paraşütle aday ilan edilmesiydi. İhsanoğlu adlı siyasal islamcının CHP adayı gösterilmesindeki sorun, sadece CHP’lilerin adayı benimsemesinden kaynaklı değildi. Saray rejimine tahta kılıçlarla yapılan saldırı ve adaylaşma süreci, Erdoğan’a Cumhurbaşkanlığı’nı altın tabakta hediye etti.

7 Haziran 2015’teki seçimlerin AKP’nin iktidardan düşmesini doğuran sonuçlarını, Kılıçdaroğlu’nun Ahmet Davutoğlu ile başlattığı “istikşafi” süreçlerle engelledi. 2015 yazı, içlerinde Ankara Gar Katliamı’nın da yer aldığı bir karanlık koridora girmemize sebep oldu. Karanlık koridor çıkışında yenilenen Kasım 2015 seçimlerinde yaratılan korku iklimiyle gidilen seçimde AKP yeniden iktidar oldu. Erdoğan ve yandaşı basının Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik bu muhabbeti, temelsiz değildir. TESEV’ci Kemal, saraya son “güzelliğini” kendini aday gösterek yaptı. Seçimi kaybetti ve saray rejiminin tam diktatörlüğü için bütün engelleri kamu oyundan ve partisinden gelen bütün taleplere kulaklarını tıkayarak kaldırdı. Kemal Kılıçdaroğlu tam bir AKP fedaisi olduğunu, kayyum operasyonunda yaptığı açıklamalar ve CHP’yi içerden sabote ettirmeye çalışanlara sağladığı hizmetle gösterdi. Lütfi Savaş vakası Hataylıların bile adaylığına dayanamayıp kendisini kürsüden aşağı atmasıyla tamamına erdi. Savaş’ın bu derece bir tepkiyle karşılaşmasının kökeninde, Hatay depreminde binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olan imar aflarının altında imzasının olmasıydı. Kürsüden düşen Savaş, eski bir AKP’li olarak Ekrem İmamoğlu’na “Resmi belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla suç duyurusunda bulunarak yeni görevine hazır olduğunu gösterdi.

CHP’ye kayyum atanması girişimi, en genel planda kapitalist sistemin çöküşüyle yakından ilgili bir dizi gelişme doğru okunduğunda somutlaşan çelişkiler yumağının bir ürünüdür. Bağımlı kapitalist bir ülke olarak Uluslar arası kapitalist sistemin baskı ve yönlendirmeleriyle tasarlanan ve Türkiye üzerinde denenen CB Hükümet Sistemi, esasen bir diktatörlük rejimidir. Burjuvazinin kâr oranlarının düşmesi sonucu önce laikliği, sonra demokrasiyi ve sonunda hukuku feda ederek kurduğu yağma düzeninde burjuva muhalefete bile yer yok. Burjuva muhalefetin bile imhasıyla şekillenecek süreç sonunda, “süreç halinde faşizmin” son noktası da geçilerek kimi siyasi yorumcuların öne sürdüğü gibi “seçimsiz bir demokrasi” (aslında faşist diktatörlük rejimi) deneniyor. Bu denemelerin tarihsel kökenlerine bakıldığında kökenlerini tek parti dikta rejiminden gelen DP döneminde Menderes-Bayar ve çevresindeki aparatların kurduğu yağma rejimiyle somutlaşan despotizm olduğu görülür. Birinci deneme restorasyon ve “çok partili siyasal sisteme” geçildiği ilanıyla sonuçlanırken, ikincisi 27 Mayıs darbesiyle sonuçlandırıldı. Faşist bir rejim için üçüncü deneme için 12 Eylül faşist cuntası beklendi ve “bizim oğlanlar” denilen siyasal islamcıların palazlandırılması için devlet eliyle islamizasyon politikası yürütüldü. Lumpenleşme ve vasatlaşmayla yürütülen islamizasyonun yıkıcı etkileri, cılız toplumsal muhalefet ve Türkiye’nin bütün düşünsel iklimini kurutan liberalizmle taçlandırıldı.

CB hükümet sistemi ve açık dikta rejimi için düzenlenen seri operasyonlar 19 Mart darbesi, butlanlı kayyum ataması gibi operasyonlar bu otoriter-faşist siyasi çizginin devamı niteliğindedir. Çözüm bellidir CHP’nin kaldırması imkansız toplumsal muhalefet rolünü ona vermeden, toplumsal muhalefetin kendi ayakları üzerinde dikilmesi için çalışmaktır. DEM Parti’nin sonu belirsiz ve ümitsiz barış görüşmeleriyle denklem dışına çıkmasıyla büyük bir potansiyeli heba etme riskinin belirmesi, toplumsal mücadelerde çok önemli bir kitle desteği sunması beklenen Kürt siyasi hareketinin dar sekter bir hareket tarzına sürüklemiştir. Bu durumda geriye kala kala genç kuşakların hızla siyasallaşmasını tetikleyecek gelişmeler kalacaktır. Z Kuşağı da denilen genç kuşakların hızla sola kaymaması adına uydurulan Zafer Partisi ırkçılığı, Atsız milliyetçiliği, Kanzi grupları ve İttihatçı tartışmalarının sosyal medyada servis edilmesi ve bunların üzerinden kişileri ve kurumları siyasi pozisyon almaya zorlanması esasen muhalif gibi görünen ama aslında saray rejimine çalışan saray aparatlarının bir eseridir. Türkiye’yi 1. Dünya savaşı gibi bir felakete sürükleyen sorumsuz canilerin memleketi terk edip Almanya’ya sığındığını bile bile onları “kahraman” ilan eden bir idraksizlik, “halkı bir bahçe kendilerini bahçevan” olarak gören bir zihniyetle olduğundan, binlerce Ermeni’yi zorunlu göçe tabi tutan İttihatçı zihniyetin açtığı zorunlu sürgün ve zorla yerinden etme yaralarını anlamaktan da acizdir.

Toplumsal muhalefet bir atılım yapacaksa, bunu giderek belirginleşen sınıf çelişkileri ekseninde yapmayı denemelidir. Halk muhalefetinin halkta karşılığını bulması, ne Gezi isyanı gibi sol liberal tezlerin hegemonyasına terk edilmeyecek kadar değerlidir. Koyu istibdat karanlığı, halkın seçimine bile darbe, kayyum atamalarıyla biçimlenen ve istibdattan beslenen bir avuç haramzadenin Türkiye’yi ve bütün halklarımızı en derin sömürüye tabi tutulmasıyla mümkün olabilmiştir. Bu gerçeğin açığa çıkması, sömürünün ve baskının kapitalizmin bir eseri olduğunun doğru kavratılmasıyla nihayet sınıfsal zemine oturabilir. Toplu İş Sözleşmelerinde Türk-İş tarafından sergilenmesi kuvvetle muhtemel uzlaşmacı sarı sendikacılığın teşhiri ve doğrudan işçilerin kendi inisiyatifleri ile yönetebilecekleri devrimci bir sendika propagandası ile işe başlanabilir. Niyet güzel olduktan sonra akıbetin de güzel olması için verilen mücadelerin bütün halkımıza ve emekçilere kazandırması kuvvetle muhtemeldir, “Hak verilmez alınır” fikrinin bütün herkese işlemesi durumunda yaşanacak siyasallaşmanın siyasi aktörlere yeni siyasal pozisyonlar aldırması da.. Akıbetimizin özgür, demokratik, sömürü ve saray zulmünden kurtulmuş ve artık bu günlerimizin hatırlamak zorunda kalmayacağımız günler olması çok zor değil…

Diğer Yazılar

TÜİK “YÜKSEK ENFLASYONLA YAŞAMAYA ALIŞIN” DİYOR

  Mustafa Durmuş / 3 Şubat 2026   Bu yılın ocak ve şubat aylarında aylık …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir