Mert Yıldırım / 28.06.2025
CHP’ye biri içeride biri de dışarıda olmak üzere iki cepheden operasyon çekiliyor.
Bunun iki nedeni var.
Birinci nedeni iki defa İstanbul belediye başkanlığını kazanan İmamoğlu’nun giderek Erdoğan’a rakip olmasıydı.
İkinci nedeni Özgür Özel’li CHP peltek de olsa demokrat bir görüntü vermeye başladı.
Özgür Özel ve ekibinin memleketin temel meselelerine dikkat çekmesi, özellikle ekonomik krizin nedenlerine yaptığı vurgu, bunun yanında demokratik hak ve hukuktan söz etmesi, Kürt demokratik hareketiyle yan yana gelirken gizleme gereği duymaması sokağın dikkatini çekmeye başlamıştır.
Yerel seçimlerde başta İstanbul büyükşehir ve Esenyurt olmak üzere “Kent uzlaşısı” adıyla Dem Parti ile ittifaka girdi. Bunun sonucu bir çok büyük şehir ve ilçe belediyeleri Sarayın elinden çıktı. Bütün bunların toplamı olarak CHP birinci parti oldu.
Bunun üzerine Saray rejimi düğmeye bastı ve operasyonları başlattı.
İlk operasyon Kent uzlaşısının ürünü olan Esenyurt belediyesine yapıldı. Belediye başkanı Ahmet Özer tutuklandı. Belediyeye kayyum atandı. Böylece memleketin Batı yakası ilk defa kayyumla tanışmış oldu.
Operasyonun İmamoğlu’na uzanacağı belliydi. Bunu hem İmamoğlu hem de CHP okumuştu.
İmamoğlu ve Özgür Özel, Saray operasyonlarına karşı “Alttan almak” yerine kafa tutmaya çalıştı.
19 Mart günü İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan kitle gösterileri hem kitlesel hem de yaygın bir hal aldı.
Buna rağmen Saray rejimi geri adım atmadı ve operasyonlarına devam etti.
Bir yandan yeni müzakere süreciyle birlikte “Doğu cephesini” kontrpiyede bırakırken, bir yandan da içeride operasyonları planladı.
Zaten Müzakere sürecinin bir amacı da buydu. Kürt hareketi ile sol-sosyalist hareket, Kürt hareketi ile muhalefet arasında çatlaklıklar yaratmaktı. Ama bu noktada hedeflerine tam olarak ulaşamadı. Bunda hem Dem Parti’nin hem de CHP’nin yöneticilerinin özenli ve sorumlu yaklaşımlarının rolü belirleyicidir.
Bir başka operasyon ise CHP’ye olan iç operasyondur. Kurultay soruşturması üzerinden Kılıçdaroğlu isminin öne çıkarılması içeride sürdürülen operasyonun bir parçadır.
Saray yanlısı medya Kılıçdaroğlu’nun mağdur olduğunu dillendiriyor. Kılıçdaroğlu ise dört elle buna çanak tutuyor. TGRT gibi yandaş medya kuruluşlarına övgüler yapıyor. Yandaş kanallara çıkıp röportajlar veriyor. “CHP’yi sahipsiz bırakmayacağım” diyerek kayyum için kendisinin aday olduğunu ilan ediyor.
İç operasyonun bir başka örneği Muharrem ince’nin yeniden CHP’ye dönmesidir. Buna yol veren ise bizahati Özgür Özel ve ekibinin olması bir başka garabettir.
CHP son zamanlarda Kürt meselesine ilişkin el yükseltmiş olmasına karşın, meselenin nedenlerini ve çözüm modelini net bir biçimde ortaya koymaması ve içerideki neo İttihatçıların tasfiye edilmemesi hem partinin demokrat bir hüviyet kazanmasını engellemiş hem de demokrasi yürüyüşünü peltek bırakmıştır.
CHP İttihatçıların kuşatması altındadır!
Talat ve Enver ikilisi M. Kemal ile aynı gelenekten gelmekle birlikte, 1920’lerde ayrışmışlardı. Mansur Yavaş ve Sabahat Akkiraz gibilerin Enver Paşa’yı ve Talat Paşa’yı kahraman ilan etmesi, İmamoğlu’nun Topal Osmanı kahraman ilan etmesi Kemalizmle çelişmektedir. Bu aynı zamanda bir kimlik bunalımını ifade eder.
Muharrem İnce’lerin, Sabahat Akkiraz’ların ve Mansur Yavaş’ların olduğu bir parti demokrat bir hüviyet kazanamaz.
Abdülhamitçiliğin alternatifi ne İttihatçılık ne de Kemalizmdir!
Demokrat bir Kimlik ve demokratik bir mücadele için öncelikle geçmişle yüzleşmeyi gerektirir!
CHP devleti kuran bir parti olarak memleketin tüm meselelerinin baş müsebbibidir. 1920 ve 1950 döneminin sorunlarına girmiyorum. Bunun için yakın tarihe bakmak yeterlidir. CHP ve tüm neo İttihatçılar “Rejim elden gidiyor” çığırtkanlıklarını yapıyor, ama buraya nasıl gelindiğini unutuyorlar.
Yeşil kuşak projesi bugünün başlangıcıdır. Yeşil kuşak projesini uygulayan ise yere göğe sığdırılamayan askerlerin yaptığı darbeler rejimidir. Erdoğan’ı Siirt’te seçtirenler, buna yol verenler unutuluyor. Sürekli militarizmi ve milliyetçiliği üreten Kürt operasyonlarına yol veren, bunun için tezkerelere evet diyenler unutuluyor. 7 Haziran seçimlerinden sonra ilk yenilgisini alan ve bunun için bir süre dışarı çıkmayan Saray başını ilk ziyaret edeni unutmak mümkün mü? HDP’nin eş başkanlarının ve vekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması sırasında “Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz” denildiğini halen hafızalarda tazedir. Milliyetçiliğin giderek ırkçı bir hal aldığı konjonktürde İyi Parti gibi neo İttihatçıları meclise taşınmasına vesile olanları hatırlamamak mümkün mü? Bir kaç yıl önce piyasaya çıkan yabancı düşmanlığı üzerinde toprağı hepten kirleten ırkçı bir parti ile yapılan gizli protokolü unutmak mümkün mü? Bütün bu örnekler dururken, faturayı 2010 yılında yapılan referanduma kesmek, “Yetmez ama evet” diyenleri günah keçisi yapmak kendini kandırmaktır. Aldatmacadır.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır