Taner Renda / 22.06.2025

Adına ister savaş, ister çatışma her ne derseniz deyin. Irak ve Suriye’den sonra sıra İran’a geldi. Ve planın son aşaması olan Türkiye de sırada. Son on gündür İsrail’den İran’a, İran’dan da İsrail’e füze ve bombalar yağıyor. Ölenlerin dini, milliyeti ve cinsiyetine bakmadan, dünyaya karşı almış olduğumuz tutuma göre ya seviniyoruz ya da üzülüyoruz. Alman faşizminin yeryüzünden silmeye çalıştığı Yahudi halkının, kendisine uygulanan soykırımdan daha da beterini, komşularına uygulamasına ne ad vereceğimizi, yargılayıp yargılayamayacağımızı tartışa dururken; son kırk altı yıldır ülkeyi baskıcı bir biçimde yönetenlerin ülkesinde ise kadınların saçının görülmesine bile tahammülleri olmayan gericilerin Çin ve Rusya’dan temin ettikleri ölüm silahlarını, Yahudi halkının başlarına boca etmesine haklı bir neden yaratmaya çalışmamızın ahlaksal sonuçlarını nasıl, özellikle kendimize nasıl anlatacağımızı bilememenin ikilemi içindeyiz.
Temel ilkedir: savaşın kazananı sadece silah tüccarlarıdır. Bir yanda ABD, diğer yanda Rusya ve Çin. İki ülke halkına sormaya bile tenezzül etmeden, yarım ağızla masaya oturtmaya çalıştıkları iki ülkenin liderlerini nedense bir türlü razı edememenin derin üzüntüsü! içinde ( özellikle bu üç ülke, silah stoklarının sonuna gelmeden; yalandan barış elçileri gibi ortalarda dolaşacaklar) ellerini ovuşturuyorlar. Barışı en çok isteyenlerin başında da ölene kadar Saray’ında kalmak isteyen bizim Resimiz geliyor. Eh adam haklı. Öyle ya da böyle sıranın bugünden yarına ülkemize geleceğini bilmenin tereddüdü ile telefon başından kalkamıyor.
Evet, ben de biliyorum. Üstüne düşen görevleri sonuna kadar yerine getiriyor Reisimiz. Amma Vaşingtonda oturan delinin sağı solu saat saat değişiyor. İsrail/İran savaşının suçlusunun Netanyahu olduğunu günün sonunda ilan edeceği gibi, Reisimizi de bu suçlamaların peşine takmaması için hiçbir neden yok (Elon Mask’ı da işi bittikten sonra Saray’ından kovan biri; bizim Reisimize neler yapmaz ki).
İç Cephede ise Saray, hiçbir kurala bağlı kalmamaya devam ediyor. Aslında Kaosa göre geriye gidemeyeceği için daha da içlere doğru gidebildiği kadar gitmek zorunda. Bu anlaşılır bir tutum. İyi de CHP, ancak mızrağın sivri ucu kendilerine batınca hiçbir kararı tanımayız mı diyecek? Daha baştan o “Sarı Öküzü” yani Ekrem İmamoğlu’nu verdiğinizde; benekli öküzü de, boynuzu kırık öküzü de, kuyruğu kısa öküzü de isteyeceğini bilmiyor muydunuz? Yahu HDP’ye de aynı işlemler hem de bu sıra ile yapıldığını görmediniz mi? Hadi siz uyku mahmurluğu içinde gözlerinizi açamamıştınız. Pek çok yazar sizi defalarca uyarmıştı. Hatta eski Genel Başkan Kemal Efendi, HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına, doğru değil ama EVET diyeceğiz dediğini de mi hatırlamıyorsunuz? Haklısınız. O sırada siz Grup Başkan Vekilliği ile ödüllendirilmiştiniz.
Özgür bey, bundan sonra verecek “hiçbir Sarı Öküzünüz” yok. Anayasa ve yasaları hiçe sayan iktidara; aynı ölçülerle cevap vermek zorundasınız. Hiçbir mahkemeye çıkmama. Çıkılmak zorunda kalındığında da hiçbir soruya cevap vermemek. İtaat etmemek yerinde ve doğru kullanıldığında; pek çok mitingden daha fazla etkili bir yöntemdir. Eğer iktidar, hiçbir kural ve yasa tanımıyorsa; sizin de, aynısını yapma hakkınız doğar. Ve bu kısasa kısas hareket tarzı; topluma yayılır. Ama direnme hakkınızı kullanmazsanız: size umut bağlayan geniş halk kitleleri de, sizden desteğini geri çeker.
Hamiş: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına Cemil Tugay seçildiğinde; iyi bir dostuma kehanette bulunmuştum: bu kişi ilk fırsatta AKP’ye geçerse şaşırmayalım demiştim. İlk adım olarak işçilere haklarını vermemek için sonuna kadar direndi. Çünkü etrafında beslediği pek çok işe yaramaz insanları da düşünmek zorundaydı. Özgür bey, arkanı kolla. Yoksa AKP’nin yapamadığını, bu arkadaş gönüllü olarak yapacak.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır