NE İRAN MOLLALAR REJİMİ NE İSRAİL SİYONİZMİ?

Mert Yıldırım / 14.06.2025

Devrimci savaşlar dışında tüm savaşlar haksız ve dolayısıyla gericidir.

Bölgesel ve uluslararası güçlerin hegemonya savaşında devrimci iç savaş yaşanmadığı zaman kaybeden halklar olur.

İran mollalar rejiminin gerici olması siyonist İsrail rejimini ilerici yapmaz.

İsrail’in siyonist rejimi İran’ı anti emperyalist, anti siyonist yapmaz.

İsrail’in amacı Kürtlere ve Belücilere özgürlük, İran halklarına demokrasi getirmek değil, bölgesel hegemonya mücadelesinde başlıca rakibi olan İran’ı dize getirmektir.

İsrail’in İran’da her gün idam edilen Kürtler, Kadınlar ve demokratlar için bir tepki verdiğini duydunuz mu?

1991 yılında Irak’a, 2011 yılında Suriye’ye yapılan müdahale sonucu ortaya çıkan Kürt statüsü nedeniyle şimdi sıra İran’da, ardından sıra Türkiye’ye gelecek demek hem mekanik hem de sorunludur.

Mekaniktir, çünkü siyaset her zaman matematikte olduğu gibi iki kere iki dört etmiyor.

Olası imkanları değerlendirmek başka, ama imkanları hep dış dinamiklere bağlamak hem siyaseten hem de ahlaken sorunludur.

Umudunu İsrail’in ve ABD’nin müdahalelerine bağlayanlar, özgücüne güvenmeyenler ve her defasında uluslararası ve bölgesel güçlere dayanarak siyaset yapanlar özgürlükçü değildir. Sahici yurtseverlik ve sahici devrimcilik başkasının ezilmesi üzerinden özgürlük beklemez.

Şimdilerde İsrail’nin ve ABD’nin müdahalelerini alkışlayanlar 1980 öncesinde Sovyetlere umudunu bağlamıştı. O zaman ortodoks sosyalist olan bu ilkel milliyetçiler şimdi sosyalizmi savunmanın Kürtlere zarar verdiğini ileri sürmektedir. Bunların ideolojik ve etik ölçüleri yoktur.

Birileri bir yerleri bombalarken sadece askeri hedefler vurulmuyor, bununla birlikte kentler bombalanıyor. Kentler bombalanırken kadınlar, çocuklar ve sivil İnsanlar ölüyor. Bu manzara karşısında “Sonuçta ben kazanacaksam, kime ne olursa olsun” demek gayri ahlaki, gayri insani bir yaklaşımdır.

Bir de anti emperyalizm ve anti siyonizm adı altında gerici İran rejimini “Direniş cephesi” olarak gören solcu kılıklı ulusalcılar var. Ne gerici İran rejimi ne İsrail siyonizmi demek yerine “Kahrolsun ABD emperyalizmi”. “Kahrolsun İsrail siyonizmi” paylaşımları yaparken dolaylı olarak gerici İran rejimine destek vermekteler. Bunu yapanların içinde eski sol-sosyalistlerin olması tam bir ideolojik sefalet örneğidir.

Bunlar 1979 yılında iktidarı ele geçiren mollaların, ilk icraat olarak sol-sosyalist hareketi ve Kürt ulusal demokratik güçlerini katliamdan geçirdiğini unutmuş görünüyorlar. İran mollalar rejiminin bir karşı devrim rejimi olduğunu görmüyorlar.

Oysa İran mollalar rejimi 1979’da karşı devrimi gerçekleştirdikten sonra karşı devrimi Ortadoğuya ihraç etmeye başlamıştır. Şeriatçı Şii ideolojisi temelinde bölgesel güç olmaya çalışırken, ilerici ve devrimci dinamikleri ezmiştir. Irak’tan başlatıp Suriye’ye, Lübnan’a, Filistin’e ve Yemen’e kadar yaydığı Şii koridoru kimi çevrelerin iddia ettiği gibi anti emperyalist ve anti siyonist bir direniş cephesi değil, bir karşı devrim cephesidir.

Anti emperyalist, anti siyonist olmak mevcut gerici statükoyu savunmak değildir. İran’ı savunmak hiç değildir.
Birilerinin kutsal metin gibi sarıldıkları Misaki milli sınırları dahil, mevcut Ortadoğu statükosu birinci paylaşım savaşının bir sonucu olup, İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği emperyalist bloğun eseridir. Bu statükoyu savunmak sol-sosyalist ve demokratların görevi değildir. Kürtlerin hiç değildir.

Post Modern Üçüncü Dünya Şavaşı!

ABD ve İsrail, İran Şii gücünü parçalamak ve yok etmek isterken, dolaylı olarak Rusya ve Çin’in başını çektiği ittifakı parçalamak istiyor. Bu post modern bir üçüncü dünya savaşıdır. Ukrayna-Rusya Savaşı bunun başlangıcıdır. Hamas-İsrail, Hizbullah-İsrail savaşı ve ardında Cihatist HTŞ’nin Şam’da iktidar olması, devam eden İsrail-İran savaşı üçüncü dünya savaşının parametreleridir. Bu anlamda sadece Kürt penceresinden bakıp “Otoriter rejimler bir bir yıkılıyor” demek büyük bir yanılgıdır. Çünkü ABD’nin, AB’nin ve İsrail’in otoriter rejimlerle bir sorunu yoktur. Öyle olsaydı Ortadoğunun en gerici ve otoriter rejimleri olan Körfez devletleriyle stratejik ittifak kurmazlardı. Aksine ABD’nin ve İsrail’in sürdürdüğü operasyonlarda en büyük destek Körfez ülkelerinden gelmektedir.

Ortadoğu’nun Statükosu Değişiyor!

Bunun karşısında yapılması gereken mevcut statükoyu savunmak değil, kurulacak yeni statünün demokratik olması için mücadele etmektir.

Bu noktada en avantajlı görünen Kürt halkıdır. Avantajları sahip oldukları örgütlülükleri ve savundukları demokratik, seküler ve çoğulcu programdan gelmektedir. Bunun en yakın örneği Rojava’dır.

Rojava güçleri bir tarafta kendisine karşı vekaleten saldıran Cihatist çetelere karşı ,savaşırken, bir taraftan da çoklu ilişkiler sürdürerek hem geniş manevra alanlarını bulmuş hem de zaman kazanmıştır. Bunun bir adı “Dengelerden istifade etmek” iken, bir diğer adı “üçüncü yoldur”.

2011 yılında başlayan Suriye iç savaşında ABD ve Türkiye, Kürtleri Esad’a karşı harekete geçirmeye zorlamıştı. Kürt hareketi ise bir taraftan Türkiye ve ABD ile görüşürken, bir taraftan da Rusya ile görüşüyordu. Esad ile direk çatışmadan kaçınıyordu. Ama öte yandan senaristi ABD ve Türkiye olan Cihatistlere karşı destansı bir direniş içindeydi. Kürtler bir güç haline gelince ve dünyada Cihatistlere karşı öfke oluşmaya başlayınca ABD öncülüğünde “İŞİD karşıtı koalisyon” kuruldu.

Bütün bunlara değinmemizin nedeni Rojava gerçeğinin serüvenini hatırlatmak ve İsrail-İran savaşında izlenmesi gereken tutumu anlamaktır.

Diğer Yazılar

GELİŞME VE ESTETİK / YALÇIN KÜÇÜK

(Editörden-Önceki gün vefat eden sevimli profesörümüz ve sosyalist aydınımız Yalçın Küçük’ün bu yazısı, pek çokları …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir