DARBE MEKANİĞİ VE MÜZAKERE!

Mert Yıldırım / 02.06.2025

Yaklaşık on yıl önce başlayan darbe mekaniği yakın bir zamana kadar daha çok Kürt coğrafyasında cereyan ediyordu.

1 Ekim 2024 yılında Bahçeli’nin uzattığı elin ardından başlayan sürecin üstünden bir ay geçmeden Kent uzlaşısının adayı Ahmet Özer tutuklandı. Esenyurt belediyesine kayyum atandı. Bu arada Dem Parti’nin belediyelerine yönelik yer yer kayyumlar devam etse de demokratik siyaseti hedefleyen operasyonların yönü İmamoğlu’nun olduğu İBB’ye ve ilçelerine çevrilmişti. İBB’ye yönelik dalga dalga devam eden operasyonlarla birlikte 31 Mayıs şafağında İstanbul’un kimi ilçe belediye başkanlarına yapılan gözaltı operasyonları Çukurova bölgesinde bulunan ilçe belediye başkanlarını da kapsamış durumda. Demokratik siyasete yönelik operasyonlar öğrenci gençliğe ve gazetecilere yönelik baskı ve tutuklamalar diktatöryal yönetime daha da ağırlık verileceğini gösteriyor.

Bir taraftan diktatoryal yönetimin taşları döşenmeye devam edilirken, diğer yandan Kürt hareketi ile olan müzakere süreci devam ediyor.

Bir yandan müzakere bir yandan diktatöryal yönetim olur mu?

Tezat gibi görünüyor, ama darbe ve müzakere süreci birlikte yürütülüyor.

Elbette bunun birden çok hesapları bulunuyor. Genel olarak sahaya bakılıyor. Ama belirleyici olan Suriye’deki gelişmelerdir. Birinci amaç Kürtleri statüsüz bırakmaktır. Bu mümkün olmayacak ise en geri noktaya çekmektir. Bunun için hem içeride mühendislik hesapları yapılıyor hemde HTŞ üzerinden tasfiye planları yapılıyor.

Trump’ın ne yaptığı ve ne yapacağı belli değildir. Bu anlamda kimi ilkel Kürt milliyetçilerinin ileri sürdüğü gibi “ABD ve İsrail’in bir Kürt planı var” tezlerinin gerçekleşme olasılığı çok kuvvetli değildir. Sahadaki gelişmeler ve güç dengeleri ilişkilerin yönünü tayin etmektedir. Kürt hareketi ve önderliği bu riskleri gördüğü için hamleler yapmaya çalışıyor. Öncelikli olarak artan belirsizlik ortamında zaman kazanmak ve mevcut posizyonunu korumak istiyor.

Müzakerede güven ve güvensizlik gibi kavramlara yer yoktur!

Birbiriyle hasım olanlar güven ve güvesizlik, samimiyet ve samimiyetsizlik üzerinden masaya oturmazlar. Koca koca insanların “Bu devlete güven olur mu?” “Erdoğan’a güven olur mu?” demesi savaş meydanlarında olanlar için son derece absürttür. Savaş meydanlarında olanlar geldikleri yerin gereği olarak müzakereyi ve mücadeleleyi pekala birlikte yürüyebilirler. Üstelik bu yeni birşey değildir. Müzakere ve mücadele 1993 yılından beri inişli ve çıkışlı olarak devam etmektedir. Köşeli lafları etmek yerine genelde dünya halk hareketlerinin, özelde Kürt hareketinin tarihine bakmalı.

Darbenin başlangıcı 19 Mart mıdır?

CHP ve kimi muhalif kesimler 19 Mart’ta başlayan ve devam eden operasyonlara “Siyasal Darbe” adını vermektedir.

Darbe süreci olduğu doğrudur, ancak darbenin 19 Mart’ta başladığı doğru değildir.

Çünkü darbe süreci 19 Mart’ta başlamamıştır. Darbe süreci 2014 yılının Ekim ayında yapılan MGK toplantısında karar altına alınmış, 2015 Haziranından sonra yürürlüğe sokulmuştur. Kürt hareketi ve onun önderliği buna “Darbe mekaniği” adını verdiğinde çok az bir kesim anlamaya çalışmıştır.

Darbe mekaniğinin esas amacı içeride ve dışarıda Kürt hareketini çökertmekti. Bunun için devlet yukarıdan aşığıya yeniden organize edildi. İktidar kombinasyonu yenilendi. MHP’nin yüz seksen derece çark ederek sürece dahil olması devletin yeni dönem konseptinin bir sonucuydu.

Darbe mekaniğinin fitili Ceylanpınar’da iki polisin infazıyla tutuşturuldu, Ankara Gar katliamı ile harlandırıldı. Savaşa ve operasyonlara karşı miting yapan devrimci-demokratlara bombalı saldırı yapıldı. 103 devrimci-demokrat hayatını kaybetti. Yüzlercesi yaralandı.Türkiye’nin dört bir yanına cenazeler gitti. Böylece toplumsal dehşet Türkiye’nin dört bir yanına ihraç edildi.

Diyarbakır, Mardin ve Van başta olmak üzere bölgenin tüm belediyelerine iki kez kayyum atandı. Belediye eş başkanları ve meclis üyeleri tutuklandı. Demokratik siyaset alanında binlerce kadro ve yönetici hapishanelere atıldı. Binlercesi mülteci olmak zorunda kaldı. Demokratik alan tamamen kriminalize edildi.

Kürt hareketiyle yana yana duran ve dayanışma içinde olan Türkiye sol-sosyalist hareketleri de darbe mekaniğinden nasibini aldı. Başta Suruç’ta ve Ankara Gar’da olmak üzere onlarca Türkiye’li devrimci katledildi. Yüzlercesi hapishanelere atıldı.

Ulusal Solun Bitmeyen Kürt Fobisi!

“Rejim elden gidiyor” deyip kıyamet koparanlar hem kendilerini hem de kitleleri aldatıyorlar. Eğer rejim rayından çıkmış ise bu Erdoğan ile başlamamıştır. 1980 askeri derbesinin yarattığı İslami ideolojik-kültürel zeminin yanında, Erdoğan’ın Siirt’te vekil seçilmesine kim vesile oldu? 7 Haziran seçimlerinde bir hafta dışarı çıkmayan Saray başını ilk ziyaret eden kimdir?

En büyük desteği Kürtlerden alan ama kapalı kapılar ardında Ümit Özdağ gibi ırkçı çevrelerle gizli protokolü imzalayan kimdi?

HDP’nin eş başkanlarının ve vekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıp tutuklandığında bugünlerde “Kürtler bizi satıyor” diyenlerin sesi ne kadar çıkmıştı? Aksine kimisi açıktan kimisi üstü örtük bir biçimde destek vermemiş miydi?Dokunulmazlıkların kaldırılması sırasında “Anayasaya aykırı ama evet” denilmemiş miydi? Cihatist çetelere karşı savaşan Rojava Kürtlerine defalarca saldırılar yapılırken, buğday ve su depoları bombalanırken ulusalcıların sesi çıkmış mıydı? Bilakis Gre Spi, Serekani ve Efrin başta olmak üzere bölgeye yapılan operasyonlara destek verilmişti. Bölgeye gönderilen füzeler üzerinde destek mesajlarını yazan muhalif Belediye başkanını Kürt halkı unutmadı. Ancak bu kadar kabarık sicile rağmen Kürtler kaba bir kin gütmemiş, “En büyük tehlike en yakın tehlikedir” diyerek 2019 yerel seçimlerinde muhalefet adaylarına destek vermiştir. Buna da demokratik mücadeleye destek adını vermiştir. Aynı tutumunu 2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve en son 2024 yerel seçimlerinde ortaya koymuştur. Bunun sonucu başta İstanbul olmak üzere bir çok büyük şehirde ve ilçede Saray rejimine kaybettirmiştir. Muhalefet otuz yıl sonra başta İstanbul olmak üzere bir çok yerelde iktidar olmuştur. Bütün bu tarihsel gerçeklere rağmen “Dem Parti Cumhur ittifakı ile işbirliği yapıyor.” “İmamoğlu’na sahip çıkmıyor” gibi lafları edenler bilgi ve tarih fukarası oldukları gibi, büyük bir sorumsuzluk içindedirler. Demokratlığı ve muhalifliği Erdoğan karşıtlığı ile sınırlı gören bu iflah olmaz sosyal milliyetçiler, 12 Eylül faşist Anayasasını savunacak kadar çarpık bir muhalifliğe sahipler.

Kürt hareketi dar ulusalcılığın ötesindedir!

Kürt hareketi sadece bir Kürt hareketi değildir. Aynı zamanda devrimci-demokrat bir harekettir. Elli yıldır Kürtlere özgürlük Türkiye’ye demokrasi demesi onun sadece bir ulusal hareket olmadığının göstergesidir. Kemal Pir’lerden ve Mazlum Doğan’lardan süregelen bu gelenek hem yurtsever hem de devrimci-demokrat bir damarı temsil etmektedir. Bunu elli yıllık mücadele pratiğinde ortaya koymuştur.

Her yanı gericilikle kuşatılmış Ortadoğu’nun bir bölgesi olan Rojava’da ortaya koyduğu çoğulcu, özgürlükçü ve demokratik program tüm dünya ilericiliğinin dikkatini çekmektedir. Ortaya konulan model ve sergilenen pratiğin sadece Kürtler için değil, bölgenin bugünü ve yarını için bir model olabileceği tartışılıyor.

Yıllardır bu alanı ve modeli boğmaya çalışan, bunun için geçmişte El Nusra ve İŞİD gibi çeteleri saldırtan, şimdilerde ise HTŞ’yi destekleyip besleyenler bellidir. “Kürtler bizi sattı” diyenlerin bütün bunlara ilişkin bir itirazı oluyor mu?

Sahi herşeye Ankara ve İstanbul’dan bakanlar, Kamuşlo’daki Kürtlerin derdini kendisine dert ediyor mu? Kürtlerin dörde bölünmüş bir coğrafyada yaşadığını ve her bir parçanın kendine özgü olduğunu ufku Ankara ve İstanbul ile sınırlı olanlar görebilir mi?

Bunun için önce empati kurmasını bilmemiz lazım.

Diğer Yazılar

Yoksulluk

BİR İSTİBDATIN GÜNBATIMI: YENİ HEGEMONYA BUNALIMI VE SIKIŞMA

Ümit ÖZDEMİR 06.04.2026 MHP’nin stratejisinde örgütlenen saray rejimi, her adımında kendine yeni suç ortakları yaratmak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir