
Ümit ÖZDEMİR / 03.01.2026
İroni için “söylenmemişin söylenmiş üzerine kurduğu hakimiyet” tanımı yapılır. Söylenmemiş her söz, ortaya konduğu halde tartışılmamış her gerçeklik, esasen toplumların kendi tarih ve gelenekleriyle kurduğu, kuracağı sağlıklı ilişkiye engel olur. Türkiye’de Aziz Nesin’in yazdığı her eserin, her çalışmanın Türk insanının duygu ve düşünce yapısını ortaya koymasının, karşımıza çıkan her komik ve kimi zaman çarpık toplum ilişkilerinden kaynaklı vakayı “tam Aziz Nesinlik bir vaka olarak” değerlendirmemiz kökenini bu düşünsel referanstan, yani ironi ile hicvin yüksek veriminden alır. Bütün baskı, sansür ve Türkiye sağının geleneksel aydın düşmanlığına rağmen, Aziz Nesin’in bir deyim olarak dilimize yerleşmesine, hislerimize tercüman olmasına engel olamadığı da bir o kadar gerçek.
İbrahim Zübükzade yükselmek için her şeyi deneyen, her duyguyu başta din olmak üzere istismar edebilecek, çalıştığı devlet dairesinde rüşvet yediği için kovulmasına rağmen, olası bütün yolları ve ilişkileri zorlayarak, siyasi rakiplerini suçlayarak alt eden, hedef göstererek ve herkesi dolandırarak yükselen klasik bir sağ politikacı tipinin acımasız bir eleştirisi. Filmi bu kadar popüler kılan romanın sadece Aziz Nesin’in kaleminden çıkması değil, Kartla Tibet ve Atıf Yılmaz’ın ortak veriminde doğru oyuncu seçiminin nasıl bir doğru sonuca ulaştığını göstermesiydi. Unutulmaz performansıyla ve role bürünmedeki yeteneğiyle İbrahim Zübükzade rolünde Kemal Sunal, salt bir komedyen olarak değil bundan çok daha fazlasını, sağın ülke tarihine verdiği zararların adeta beyazperdedeki bir özeti gibi. Filmin bir yerinde sağ siyasetin at pazarlığının yapıldığı ünlü Güneş Motel pazarlıklarına da yapılan atıfla Aziz Nesin, CHP’nin neden ve nasıl bir sağ parti olduğunu ilan ediyor. Bildiğiniz üzere Güneş Motel pazarlıklarıyla AP’den yolsuzluğa ve rüşvete bulaşmış bütün bakanları CHP’ye transfer ederek hükümet kuran Ecevit, hem partisini bölmeyi başarmış, hem bir süre sonra AP’li devşirmelerin geldikleri partiye geri dönmeleriyle ortada kalakalmış, hem de bu yağmacıları partisine alarak sağın yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarını meşrulaştırarak tarihe geçmeyi başarmıştı !
Zübük burjuva sağ siyasetin bütün kirlerini, yozlaşmışlığını deşifre ederken güce tutunmaya ondan çıkar devşirmeye çalışan kadın karakter Yektane (Nevra Serezli) tiplemesi ile Süleyman Demirel’in eşi Nazmiye’yi imler. Bütün bu benzerlikler tesadüf değil, burjuva siyasetin tabiatı gereği sermaye sınıfının halkın siyasete dahil olmaması için kurguladığı siyasi ve ekonomik ilişkilerinin bir ürünü olduğunun altını çizmemiz gerekir. Zübük bugün televizyonlarda gösterilmiyor. Meraklıları romanı alıp okuyor ama sinema uyarlamasını ancak internetten bulabildikleri çoğu trojanlı, virüslü sitelerden izleyebiliyor. Sermaye sınıfının ve onun devletinin Zübük’ten bu kadar korkmasının ve filmin yapımcısı Türker İnanoğlu Vakfı’nın filmin bir kopyasını Youtube kanalında yayınlamamasının görünür nedeni, eleştirel düşünceden ölesiye korkmalarıdır. Bu öyle büyük bir korkudur ki, filmin yapımcısı Türker İnanoğlu Vakfı’nı elleriyle yaptığını ayaklarıyla yıkmasına kadar götürüyor. Zübük ile Aziz Nesin güldürürken düşündürmeyi ama daha çok ikincisini hedefledi. Aziz Nesin eserinde Türkiye’de burjuva sağ siyasetin her şeyi, emeği, dini değerleri, duyguları istismar eden, sömüren sömürdüğünü ulus ötesi tekellerle bölüşerek halkı fakir ve çaresiz bırakan yapısını acımasızca eleştirdi. Eleştirinin krizden doğduğunu ve krizi beslediğini bilincinde olan herkes için çekilmiş bir film olan Zübük’ün finalinde İbrahim Zübükzade, “hem bu memlekette bir tek Zübük ben miyim, aslında hepimiz birer Zübüğüz. Zübük olmaya zorlanmışız, Zübüklerden kurtulmanın birinci çaresi, önce kendimize bakmak kendi zübüklüğümüzden kurtulmaya çalışmaktır” sözleriyle, kulaklara küpe olacak türden bir öz eleştiri aslında… Filmin politik mesajının tam da bu sahnede özetlendiğini söylemek sanırım yanlış olmayacaktır.

Rüşvet, yolsuzluk, kayırmacılık ve kalpazanlığa bulaşmış her sağ siyasetçi için bir deyim haline dönüşen “Zübük” filmi ve romanı kendimize tuttuğu bir aynadır. Kapitalist üretim ilişkileri içinde biçimlenen sanayisizleşme ve bunun yarattığı işsizlik olgusunun bağrından çıkan lümpen proleteryanın bir kısmının siyasete atılmasıyla daha büyük kaynakları sömürme arzusu, bu uğurda önüne çıkan her ilişkiyi ve durumu istismar etme ve yönlendirme isteği olarak yorumlayabileceğmiz sağ siyasetin hali pür melali filmin ve romanın dramatik ana aksını oluşturuyor. Aziz Nesin ve onun romanını sinemaya uyarlayan Kartal Tibet, bu aynadan yansıyanları gösteriyor bir bakıma. O aynada zahiri olanın gerçeğe dönüşmesi, yani kurgu zannettiğmiz şeyin aslında kendi gerçeğimiz olmasıyla Zübük, müstesna bir film. Halkımızın bütün değerlerinin yağmalanması için tertiplenen 12 Eylül darbesi sonrası binlerce Zübüğün ANAP’ta ve başka sağ-liberal, milliyetçi siyasi partilerde ortaya çıkacağının haberini veren yapısıyla Zübük, eleştirel cesaretin sembolü olarak karşımızda duruyor. Metastaz yapan kanserli bir hücre gibi ekonomiyi ve siyasal alanı belirleyerek hakimiyetini kuran Zübük zihniyetinin, bugün de bürokraside AKP’de “utanmazlığından gurur duyan” çürümüş lümpen artıklarda varlığını sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Türkiye’yi pençesine alan sağ-neoliberal siyasetin neye benzediğinin bir tercümesi olarak yorumlayabileceğimiz Zübük, aynaya bakabilme cesaretini gösterenler nedeniyle, etkisi bugün de giderek artan bir film.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır