Taner Renda / 04.07.2025

Erdoğan, son hamlesini yaptı: CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırılmasını içeren dosyayı, TBMM’ne yolladı. Bu sıradan bir hamle olarak okunulmamalı. Erdoğan, artık gemileri yaktı. Sonuna kadar ve bu son nerede bitiyorsa; oraya kadar gidecek. Eğer birileri (bu birilerinin kim veya kimler olduğunu bilemiyorum), bu amok koşusunun sonundan hayırlı bir şeyler çıkabilir düşüncesindeyse; bana göre büyük yanılgı içindedir. AKP+MHP iktidarının son zamanlarda canını sıkan CHP’nin, majestelerinin ana muhalefet partisi konumundan vaz geçtiğini ve iktidarı inatla ve her ne pahasına olursa olsun istediğinin göstergesi olarak, Ankara’dan siyaset yapmayı bırakıp; eylemliliği, hem de sürekli eylemliliği seçmelerine bile bakarak, hayırlı bir son olmayacağını görürüz.
Oysaki İslamo faşist AKP+MHP iktidarı, yepyeni bir Anayasa yapıp; Kürt sermayesine özgürlük alanı açıp, kimlik sıkıntısını bitirmek ama bunun bedeli olarak da, CHP ile bağlarını koparmış bir Kürt siyasi hareketi görmek istiyor. Şimdilik onlar için işler yolunda gidiyor gibi görünüyor. CHP, tek başına mitingler düzenliyor. Ama neredeyse de her hafta bir belediyesine de darbe yemekten kaçamıyor. Ve CHP, burada DEM’i yanında görememesinin sıkıntısını ciddi anlamda hissediyor (binlerce kez söylendi: HDP’nin Eş başkanları olan Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ , Erdoğan tarafından partilerinden koparılırken: CHP ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, timsah gözyaşları döküyordu).
Şimdi ise değişen iç ve dış şartların gerektirdiği yeniden yapılanma; Kürtlere bir şeyleri değiştirme fırsatı tanımanın eşiğine geldi. Ne var ki, onlar da biliyor ki; bu iktidarın niyeti, başta Kürtler olmak üzere ülke halklarına en ufak bir demokratik hak tanımamak. İçeride bu İslamo faşist ittifaktan iktidardan uzaklaştırılmadan da bir şeyler belki elde edilebilir. Ama asla kalıcı olmaz. Erdoğan, HDP’ye yaptığı tam saha baskıyı, bu kez Özgür Özele ve Genel Başkanlığındaki CHP’ye yapıyor. DEM, bir an için ondan beklenen adımları atmaktaki tereddüttü gösterse; Erdoğan/Bahçeli ikilisinden de önce İmralı’nın kaşları çatılır. Kısacası mevcut durum bir hayli grift ve kilitlenmiş gibi duruyor.
İyi de ağlamanın dışında ne yapılabilir? Aslında geniş halk kitleleri yokluk ve yoksulluğun pençesinde bir sonraki güne sağ salim çıkmanın hesabını yapıyor. İşçiler, memurlar, çiftçiler, küçük esnaf hatta Sarayca sevilmeyen sermaye bile ayakta kalmakta zorlanıyor. Tam da bugünlerde başta DİSK, Türk İş ve Hak İş sendikaları hak arama mücadelesinde isteksizce de olsa yola düştüler. Sol sosyalist partiler ve CHP’nin de destekleri ile bu çıkış büyütülebilir. Hapishanelerdeki CHP’liler, İmamoğlu’nun yaptığı gibi duruşmalara çıkmamak, polislere ve savcılara ifade vermemek ve uygun olursa; açlık grevleri başlatarak bu iktidarın kanunsuz uygulamalarını tanımadıklarını gösterebilirler. Ve CHP, Erdoğan’ın bir sonraki hedefi olacak olan belediye ve başkanını, ne polislere, ne de başkaca kolluk kuvvetlerine asla ama asla vermemeliler. Canları pahasına, onları korumalılar ve de halktan da yardım isteyerek, Erdoğan’ın planını bu kez uygulatmamalılar. Ana Muhalefet partisinin böylesine kararlı ve tavizsiz duruşu ile halkta da güven ve moral üstünlüğü sağlanır. Bütün mesele korkuyu ve kaybedeceklerimizi bilip; kazanabilme olasılığına inanmayı seçmemizde yatıyor.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır