KÜRT SORUNUMUZ ARTIK ULUSLARARASI BİR SORUN HALİNE GELDİ

Taner Renda / 11.06.2025

@RendaTaner

Ülkemizin halini soranlara “Uçurumdan aşağı yuvarlanmaya doludizgin koşuyoruz” diye tarif edebiliriz. Peki, buradan dönüş/çıkış var mı? Ne yaparsak veya ne yapmazsak bu çılgınca gidişi durdurabiliriz?

Öncelikle Uluslararası Politika Yapıcılarının ne yapmak istediğini bilmek zorundayız. Ülkemizin Güneydoğu’sundaki nüfusun çoğunluğunun Kürt kökenli olduklarını ve bunların başta Ana Dilde eğitim olmak üzere pek çok konuda istekleri olduğunu bilmek ve bunlara ilişkin isteklerini karşılayacak bir düzine sorunu çözme konusunda neredeyse yüz yılı aşkın bir süre görmemezden gelmeyi artık terk etmeliydik. Ama artık ok yaydan çıktı ve bizim sorunumuz olan Kürt Sorunu, artık uluslararası bir sorun haline geldi. Ve bunun aktörleri de haliyle artık sadece Devlet olmaktan çıktı. Özellikle Trump’ın seçilmesi ile yeni dönemin en temel sorunlarına, zücaciye dükkanına dalan fil misali çözümler üretilmeye başlandı.

Önce, Suriye taşeron bir İslamcıya verildi. Ardından da İsrail, yeni Suriye’nin koruyucusu ilan edildi ve Türkiye’ye de İsrail’in yancısı görevi verildi. Ama bu görevin yanı sıra, Suriye’nin kuzeyinde konuşlanmış olan ağırlıklı Kürtlerden oluşan SDG’nin ileriki bir tarihte İran’a yönelik planlarda kullanılması zorunlu olduğu için, Türkiye’nin buraya elleşmemesi konusunda Erdoğan uyarıldı. Dedik ya: sen kendi sorununu içinde çözmezsen; sorunu Uluslararası Politika Yapıcılarının (UYP) isteği doğrultusunda çözmek zorunda kalırsın. Ve üstelik “En iyi Kürt, ölü Kürt’tür” anlayışının sahiplerine de bu sorunu uygun bir biçimde çözmek görevi verirler.

Devletimiz, 70’lerin başlarında artık saklanamaz bir boyuta ve bilince ulaşan Kürtler, haklarına barışçıl biçimde sahip çıkacak örgütlenmelerle seslerini duyurunca; kendi planını uygulamaya koymak üzere Abdullah Öcalan’ın PKK’yi kurmasına ses çıkarmadı. PKK’nın ilk yaptığı: Kürt Sorununa barışçıl yoldan çözüm getirmek üzere örgütlenen bütün yapılara, bu işin nasıl yapılacağını bizzat onları ortadan kaldırarak gösterdi.

Gün geldi, artık bu yöntemler, UPY’nın pek işine yaramaz hale geldiği için Öcalan, Türkiye’ye elden teslim edildi. Ve Öcalan da uçakta gözlerindeki bağ çıkarılınca; “Üzerine düşen ne görev varsa; yapmaya hazır olduğunu” Devletin görevlilerine bildirmişti. İşte şimdi de üzerine düşen görevi en iyi biçimde yapmaya soyundu.

Bugün, AKP+MHP iktidarının ülkeye yaptıklarına baktığımızda bizler olan bitenin nereye gideceğini görebiliyorsak; Abdullah Öcalan’ın bunu göremediğini düşünmek aptallık olur. Ama sana tahsis edilen şeride girdiğinde; kolay kolay şerit değiştiremezsiniz. “Böl ve yönet” her zaman işe yaramıştır. Son yirmi sene Kürtler ve Türk Solu birlikte hareket etmeyi öğrenmeye başlamıştı. Özellikle, 2024 Yerel Seçimlerde Kent İşbirliği ile AKP+MHP kliğine ülke bazında büyük bir yenilgi yaşatılınca; değişim de kaçınılmaz olmuş ve CHP’nin başından Kılıçdaroğlu kliği sökülüp atılmış ve Özgür Özel/Ekrem İmamoğlu ikilisi muhalefete taze kan getirmiş ve Ana Muhalefete biçilen korkak siyaset terk edilerek, ezilen geniş halk kitlelerini de harekete geçirmişti.

ABD’de Trump’ın Başkanlık seçimlerini kazanması; Özel/İmamoğlu ikilisine pek yaramadı. Trump’ın yerleşik normlara pek uymaması ile Erdoğan’ın 19 Mart operasyonlarını başlatmasının önü açtı. Trump, İsrail’in güvenliğini sağlama aldıktan ve SDG’nin kontrol ettiği bölgedeki enerji kaynaklarının nimetlerinden faydalandıktan sonra, İmamoğlu’nun dümene ha bir sene sonra, ha üç sene sonra geçmesini dert edecek biri değildi.

Erdoğan da, bugün girdiği yoldan dönebilecek fırsatlara sahip değil. Kürtleri en azından şimdilik muhalefet kanadının altına sokmadı. UPY’nın da istediklerini aldıktan sonra yaptıklarının hesabını sormayacağını da biliyor. CHP’nin elindeki Belediye Başkanlıklarını her aldığında, Özgür Özel, hala mitinglerle kitleleri pasif konumda tutmaya devam ediyor. Eh bundan iyisi Şam da kayısı.

Evet, bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını, yeni bir dönemin başlamak zorunda olduğu kabullenilmeli ama AKP+MHP faşizan kliği ile gidilecek veya yapılacak hiçbir iyi yolun olmadığını Kürt Türk, Alevi Sünni, işçi çiftçi ve özellikle de gençliğe anlatılmalı.

Hamiş 1: Yapılan her miting, Cumhur İttifakı’nın yandaşlarını korkutup; daha da sıkılaşmaya götürüyor. Onların arasına girecek ve onlarla bağ kuracak yeni yapılar oluşturulmalı. Sürecin bir parçası olmalarını sağlayacak dostluklar kurulmalı. 23 yıldır gelinen noktanın sefalete daha da yaklaştırdığı anlatılmalı. Mitinglere onları da katmanın yolu bulunmalı.

Hamiş 2: iktidar değişikliğini getirecek en önemli eylem: Genel Grevin örgütlenmesi ile olur. Şaşkın CHP, İzmir’de, toplu sözleşme görüşmelerini çıkmaza sürükleyen Belediye Başkanına doğru yolu gösteremedi. Aslında balık daha baştan kokmuştu ya. Karşıyaka’da hiç sevilmeyen birini (Tunç’un Kılıçdaraoğlu’nun adamı diye sepetlersen) getirip başkan yaptınız. DİSK, bundan sonra size güvenecek mi? Çağırsanız Genel Grevi size güvenerek örgütlemeye yanaşır mı? aha da önemlisi: işçi sınıfı sizin tutarsızlığınıza bir kez daha şahit oldu.

Diğer Yazılar

Yoksulluk

BİR İSTİBDATIN GÜNBATIMI: YENİ HEGEMONYA BUNALIMI VE SIKIŞMA

Ümit ÖZDEMİR 06.04.2026 MHP’nin stratejisinde örgütlenen saray rejimi, her adımında kendine yeni suç ortakları yaratmak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir