
Yazarımız Mahir Konuk’un pek yakında El Yayınları arasından yayınlanacak olan “Postmodern Milliyetçilik” adlı kitabının önsözü.
“Küreselleşme ile birlikte toplumsal alan, insanlık tarihinin bütününe bakıldığında “göz açıp kapayıncaya kadar” olarak değerlendirilebilecek bir zaman aralığında genişleyince, bu genişlemeyle eş zamanlı ve şiddette olan bir hareketlenme de sanki bir “şimşek hızı” gibi ilerlediği hissini veren zamansal boyutta da hissedildi.
Mekânın genişlemesi ve zamanın hızlanması; bu sürece başlangıçta “uzun süreli krizlerin” ve güncel olarak da bir “yok oluş-yok ediş” hareketinin eşlik etmesi bize, insanlığın henüz tam olarak neyle sonuçlanacağı tam olarak belli olmayan yeni bir doğum sancısı daha yaşamakta olduğunu göstermekte: Her şeyin tıpkı bir doğum sancısında olduğu gibi ani bir şekilde genişliyor ve yine ani bir şekilde kasılarak kompakt bir hale geliyor olmasından belli değil mi? Bütün mesele insanlığın geleceğine karşı gelen bebeğin doğması; normal bir şekilde mi ama sezaryenle mi, fark etmez. Bu saatten sonra bütün mesele bu doğumun illa ki emek-sermaye kutuplu bir sınıf savaşının soncunda olacağı ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının, daha doğrusu olamayacağının, kesin görünüyor olması…
Günümüzde çeşitli yaşam alanlarında ve emek cephesi tarafından çeşitli biçimlerde yürütülen sınıf savaşının baştan beri sürekli güçlenen hedefi neoliberal ideoloji ve onun siyasal plandaki varoluş biçimi olan liberal faşizm oldu. Bu ideoloji ve siyaset, artık insanlık tarihinde kendisine ayrılan zaman mekân aralığı tükenen kapitalist sistemi her şeye rağmen ayakta tutmak için geliştirdiği kendisine özgü bir yöntemi ile insanlığın tanıdığı diğer yöntemlerden ayrılmaktaydı: Yok olmak-yok etmek.
Kapitalist sistemin yok edilmesinin düşünülebilecek başlıca iki biçimi bulunmaktadır: Emek cephesinin yürüttüğü muzaffer bir komünist devrim ve aslında Marks’tan beri bilinen ama Marksistlerin unuttuğu ve herkese unutturduğu sistemin kendi tabiatına bağlı olarak kendisini ortadan kaldırması: Sermayenin üretimden çekilerek bütün insanlığı kendi içinde sömürü yoluyla da olsa entegre edebildiği insan toplumunun varlığının şartlarını ortadan kaldırmak. İnsanlık tarihinin son yarım asra yaklaşan kısmının sermayedarlar sınıfı açısından bir yok oluş-yok ediş mücadelesi halinde yaşandığı artık herkesin en azından deneylerinden yaşayarak öğrendiği bir konu haline gelmiş durumdadır; en başta da olayın biricik öznesi durumunda olan küreselleşmiş sermayenin sözcülerinin. Gözler önüne serilen bu farkındalık, kendisini en yalın bir şekilde hazırlanarak rasyonel bir şekilde adım adım hayata geçirilen ve daha çok bir apokaliptiği andıran bu insani felaketin sözcülerinin ağzından son günlerde şu şekilde dillendirilir oldu: Neoliberalizm dönemi artık sona ermiştir.
Bir ideoloji ve o ideolojinin siyasal planda iktidar olma biçimi olarak neoliberalizmin sonunun geldiğini ilan eden ve daha çok eskiden bu düşünce sistemin amigoluğunu yapanlar, aslında bir toplumsal sistem olarak bir kadavraya dönüşmüş olan kapitalizmin kokuşmuşluğunun had safhaya dönüşerek bütün muhalefet unsurlarını harekete geçirdiğini ilan etmiş olmaktadırlar. Anlaşılacağı üzere bu itiraf, aynı zamanda hepsi birer “cehennem süvarisi” olan bu ideologların yeni durum karşısında kendi çaresizliklerinin itiraf edilmesi yanında, aynı zamanda ortadan kaldırdıkları Ulus-Devletlerinin hayaletlerine sıkı sıkıya sarılmış her türden sahte muhalif ve/veya faşizan milliyetçilerle en son örneklerini Türkiye ve Fransa’da yaşadığımız biçimde güç birliği yapmanın gündeme geldiğinin ilanından başka bir şey olmamaktadır.
Burjuva siyasetin iktidar olabilmesinin, içine sosyal demokrat ve FKP gibi döneklerin de katıldığı yeni biçiminin, eskinin “düşman kardeşlerini” bir araya getirmek” açısından yarattığı ortak payda olarak, aynı zamanda neoliberalizmin bir diğer adı olan “post-modern anlayışın” gündeme getirilmesi ve bunun taraflar tarafından “asgari müşterek” olarak kabul edilmesi olmuştur. Burada öğretisinin eleştirisini yaptığımız Fransız Tarihçi ve antropolog Emmanuel Todd, burjuva cenahta yeni kurulan “kutsal ittifakın” teori ve pratiğini bizce başarıyla yerine getiren bir “burjuva bilim insanı olarak” ön plandadır. Onun bir önceki çalışmamızda eleştirisini yaptığımız ideal-tipik bir neoliberal karikatür olan Harari ile karşılaştırdığımızda özellikle ciddiye alınması gerektiğinin nedeni, işte tam da işini oldukça başarılı bir şekilde yani alışılmış ve neo-liberallere olduğu kadar faşizan milliyetçilere de hitap eden bilimsel teori ve kavramlarla yürütmüş olmasında yatmaktadır.1
E. Todd’un öğretisi üzerine olan bu çalışmamızın bütün bölümlerini her zaman olduğu gibi kitaplaştırmadan önce tefrika halinde “Yazı Portal”de yayınladık. Böyle yaparak kitaptaki son halini almadan önce düşüncelerimizi okuyucuyla buluşturarak, onun eleştirilerini de çalışmamızın içine katmayı planlamaktayız. Şüphesiz, bu kitapta ileri sürülen düşünceler bu haliyle varsayım olarak ele alınmaya ve en azından gelecek çalışmalar için dikkate alınacak şekilde en geniş okuyucu kitleleri tarafından eleştirilmeye devam edecektir… “
1 Bir yanıyla da, bizim Todd’un öğretisine getirdiğimiz eleştir, Türkçe dilindeki ilk çalışmamız da olan “Denge ve Devrim” adlı kitabımızdaki “Gençlik mi, hangi gençlik” adlı makalemizde başladığımız “burjuva tipi sosyoloji” anlayışına getirdiğimiz eleştirilerin devamı niteliğini de taşımaktadır.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır