Ümit ÖZDEMİR
06.04.2026

MHP’nin stratejisinde örgütlenen saray rejimi, her adımında kendine yeni suç ortakları yaratmak zorunda. Sol liberalizm yazımızda okuduğunuz üzere bu dün, Yetmez Ama Evetçiler ve liberallerdi bugün ise DEM Parti ve Kürt seçmenler. MHP’nin açılım ya da “terörsüz Türkiye” stratejisi, milliyetçilerin öne sürdüğü üzere Türkiye’yi “bölmek” değil, tam aksine muhalefetsiz Türkiye ve Azerbaycan tipi tam bir diktatörlük rejimi kurmaktır. Kürt siyasetlerinin burada soldan yana bir karar vermesi, Kürt siyasetinin Amerikan ekseninden ve dolayısıyla AKP-Saray rejiminin oltalamasından kurtulmasıyla mümkün olabilir. Benzer bir durum milliyetçi-muhafazakar seçmen ve taban için de geçerlidir. Küba’ya yönelik vahşi ambargoya gösterilen Saadet Partisi duyarlılığının onda birini Türk halkının ezilen büyük çoğunluğu yani işçiler ve emekçiler hak etmiyor mu ? Milliyetçiliği Amerikan emperyalizmine biat eden MHP’nin Türk-İslam sentezi gibi algılamayan, yurtsever de olmayan ama MHP’nin gericiliğine uzak duran milliyetçiler de bilmelidir ki, saray rejiminden kurtulmadan onlara da rahat “huzur” yoktur. 14 Mayıs 2023 seçimlerinde Sinan Oğan’ın “planını” yutanlara sormak yerindedir. Plan çok belli olmadı mı ? Midede bir ekşime yok mu ?
Saray Rejiminin Rubik Küpü: Ekonomik Çöküş
Peki bunun önündeki engel nedir ? Elbette bu rejimin finansmanı ve ABD-İsrail şer ekseninin bataklığa ve sendroma dönüşen İran savaşı. Hegemonya bunalımını ise militer Cumhuriyetin Doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın yerinde tanımlamasıyla Paşakrasinin neoliberal versiyonundaki derin çatlak oluşturuyor. Bütün dikta rejimleri halkın rızasını alırken aynı anda onu açlık seviyesine kadar yoksullaştırmaz. Eşyanın tabiatına aykırı bu durum, Hitler Almanya’sında ve Musollini İtalya’sında görülmedi. Dikta rejimlerinin finansmanını doğal kaynaklar üzerinden geliştiren Suudi Arabistan, Rusya gibi doğu despotizmlerinin geleceğini de doğal kaynak arzı belirler. Yani onların da geleceği talebin kesintisizliğine ve hidrokarbon yataklarının güvenliğine bağlıdır.
Saray rejimi bu yüzden büyük bir açmaz ve hegemonya bunalımı ile karşı karşıyadır. MHP’nin strateji ve taktiğine Fetullahçı suç ortağının darbesine 20 Temmuz karşı darbesi sonrasında boyun eğen AKP, bürokrasinin faşistleştirilmesiyle kendi seçmen tabanını bile rahatsız eden bir yolsuzluk deryasının kapılarını açmıştır. Bu öyle bir yolsuzluktur ki artık izaha muhtaç olmaktan çıkıp belgeli, kanıtlı 16 tapulu bakanından orta düzey bürokratına bütün Türkiye’yi süratle yoksullaştıran bir çürümenin kapılarını sonuna kadar açmıştır. Türkiye’nin ABD-İran İsrail savaşında barıştan yana olduğu ise tam bir safsatadır. Saray uydurmasıdır, neden saray uydurmasıdır çünkü Rusya ve Çin’in desteğiyle psikolojik üstünlüğü ele geçiren İran, ABD’yi izole etti. Bu izolasyon, “dostu” Trump’la her türlü kafa kol ilişkisini sergilemekten çekinmeyen, bu arada Halkbank yolsuzluk dosyasını da sümen altı eden saray rejimini de ciddi sıkıntıya sokmuştur.
Emperyalistlerin vekil kullanmadan doğrudan tertiplediği İran saldırısı, İran-Çin ve Rusya tarafından püskürtülmekle kalmamış, aynı zamanda BOP adlı emperyal projenin suç ortaklarını da sıkıntıya sürüklemiştir. Bu sıkıntı ve hegemonya bunalımı bombalanan ve yerle bir edilen Körfez ülkeleriyle sıkı ticaret yürüten iktidara yakın sermaye gruplarının düşen ihracat hadlerine yansımaya başladı bile. Nefes Gazetesi’nden Şehriban Kıraç’ın haberine göre, Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle toplam ihracatı Mart ayının ilk 13 gününde % 39 azaldı. 1600 bin istihdam kaybeden işçi sınıfımıza yönelik yeni tenkisat bahanelerinin önünü açan bu savaş, bu yüzden protesto edilmek zorundadır. Ekmeği küçülten savaş nedeniyle akaryakıt fiyatlarına zam üstüne zam yapan saray rejimi, bunalımın adresidir. Savaşta ezilenlerin hiçbir çıkarı olmadığının anlaşılması için bundan daha açık örnekler yoktur. Milliyetçi ve mukaddesatçıların güvenlik nedeniyle saray rejimine yedeklenmelerinin önüne geçilmesi bu gerçeğin hatırlatılmasıyla yakından ilgilidir.
Bu yüzden saray bürokratlarının yolsuzluğunu, yazan gazeteci İsmail Arı’yı hapse atmaktan imtina etmiyorlar, gece gündüz operasyon düzenledikleri belediyelerin artık bir vodvile dönüşen Silivri davalarında elde edilen kanıtların işlendiği iddia edilen suçlarla hiçbir ilgisinin olmadığını aslında hepsinin içinin boş olduğunu itiraf etmek zorunda kalıyorlar. Bütün bu toplam esasen zulmü, soygunu ve zamları ne kadar arttırsa da saray rejiminin derin bir hegemonya bunalımı yaşadığını gösteriyor. Bu hegemonya bunalımının cevap verilmeyen sorunu halk sınıflarının eskisi gibi yönetilmek istemese de, nasıl yönetmek istediği sorununa net, açık ve hayat tarafından doğrulanmış bir cevap üretilememesidir. Bu cevap üretildiğinde ve halk yığınlarının eylemli desteğini aldığında değişim ve devrimin önemli sorunu aşılmış olacaktır. Liberallerin deyimiyle kapsayıcı devlet yerine dışlayıcı devlet pratikleri aslında islamofaşizm denemeleridir. Bu denemelerin ilkini tek parti, tek lider otoriter anlayışıyla militarist Cumhuriyet rejimi atmış, işçi sınıfına Takrir-i Sükun ile sendikasızlık, sigortasızlık dayatılmıştır. İkinci deneme yani DP’nin liberal-Amerikancı diktatörlüğü de rejim bunalımına yol açtığı için askeri müdahaleyle yıkıldı. Üçüncüsü 12 Eylül hepsinin fevkinde tekelci sermayenin bunalımını aşmak için tertiplendi ve halkın celladıydı. Sonuncusu ise otoriter militer Cumhuriyetin islamofaşist tonlamasıdır. Ona bu tonlamayı veren sermaye sınıflarının büyük uzlaşısıdır ! Bu uzlaşıda motorini piyasaya veren Tüpraş rafinerisinin sahibinin neden Koç Holding olduğunu açıklar. Burjuvazinin demokrasi gibi bir derdi, laiklik gibi bir sorunu olmadığı gibi çıkarları uğruna her türlü pragmatizmi sergilemekten imtina etmediği anlaşılmalıdır.
Çözüm bellidir ara seçim gibi pansuman arayışlar peşinde koşmak beyhude bir çabadır. Meclisten çekilip bütün komisyonlardan istifa edip, zaten işlevsizleşen meclisi terk edip barikatı halk yığınları içinde ve önünde kurmaktan başka bir seçenek yoktur. Mecliste “barış” görüşmeleriyle hem “barış” görüşmelerini destekleyip hem de CHP ile ittifak arayan Ertuğrul Kürkçü gibilerin liberal fantezileriyle gidilecek bir menzil de yoktur. Eğer samimiyet testinde geçmek istiyorlarsa bu çizgiyi açıkça mahkum eden bir eleştiri sağanağını kendi saflarında örgütlemek, seçim konusunda bile karnından konuşan Tuncer Bakırhan gibileri sıkıştırmak bu arkadaşların görevidir. O yolun yani sol liberal hayallerin tükendiğini 2010 referandumunda gösterdik. Yine de anlamayanlar olabilir o yolun tükendiğini 19 Mart şanlı direnişimizde barikatları yaran İstanbul Üniversitesi öğrencileri ve Saraçhane’ye koşan halkımız bir kez daha gösterdi. Zor mu kesinlikle oyunu bozar !
Saray rejimi tarafından 18 Mart darbesiyle muhasara altına alınarak işbirlikçi Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin gibi tiplerle bitirilmek istenen düzen içi muhalefetin, mecburen radikalleştiği bu süreç, eninde sonunda enerjisini kaybedebilir. AKP’nin ve saray rejiminin manevralarını boşa çıkarmak için yeni taktikler geliştirmek bu yüzden elzemdir. Konfor alanlarından “sokağa düşen” CHP ve vekilleri, vekaleten aldıkları yetkinin sahibine, halka yüzünü daha fazla dönmek zorundadır. Bu yapılırsa mutlak butlanla tam diktatörlük yolu da dahil, saray rejiminin neoliberal mutlak monarşisine direnmek, direnirken cephe kurmak, sağın hegemonyasını yerle bir edip karşı hegemonyayı sosyal adalet ve eşitlik temelinde kurmak mümkündür. Mitingleri İBB davasında bize edilen zulümler söyleminden çıkarıp, işsizlik ve hayat pahalılığı eksenli tematik mitinglere çevirmek mümkündür. Çünkü artık hepimiz bütün bu tek taraflı saray medyasına rağmen soygunun müsebbiplerini biliyoruz. Sorun artık hem bilmeyenleri uyandırmak hem de kürsüleri halkın sözcülerine terk ederek, halkın sözünün siyasal alanda yankılanmasını sağlamaktır. Üreticilerden, esnafa, çifçilerden, memurlara, emeklilerden ev gençlerine ve proleterlere herkesin sözünü söylediği korku iklimine meydan okuduğu bir siyasal iklim otoriter faşist yönelişin panzehiridir. Bu aynı zamanda siyasal olanın toplumsallaşmasına hizmet edecek bir yaklaşımdır. Ötesi, oyunu saray rejiminin belirlediği alanda oynamak ve kaybetmektir. Siyaset ince bir birleştirme ve ayrıştırma sanatıdır, birleşenler aralarındaki geçici anlaşmazlıkları yolu yürümek ve cendereden kurtulmak için erteleyebilirler, yeter ki bir niyet olsun, yeter ki eylem yolu açsın!
1Elektronik Erişim: https://www.nefes.com.tr/savas-ihracata-darbe-vuruyor-111529
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır