Taner Renda / 27.04.2025

Çincede, kriz ve fırsat aynı kelimelerle ifade ediliyor. Ülkemizin AKP+MHP iktidarı tarafından getirildiği duruma böylesi bir pencereden de bakabiliriz. Ülke insanının paralarıyla yaptırdığı saraydan gitmemek için her türden yasa, hukuk, hatta Anayasayı bile çiğneyerek, ülkenin genişçe bir kesimini yoksulluğa mahkum edip, yaşamımızı bizlere zehir ediyorlar. En küçük bir umuda tutunmak için yaptığımız bir itirazı bile, hunharca bastırmaktan asla kaçınmıyorlar. Ülkenin kaynaklarını son yirmi üç senede yandaşlarına peşkeş çekmekten bir an olsun bile vazgeçmediler. Sadece daha fazla para kazanmak için ülkenin geleceğini sattılar. Hiç bir haklı dava ve itirazı dinlemek lütfunda bile bulunmuyorlar.
İçinde yaşadığımız Kapitalist sistem elbette bunu gerektirir. Sermaye için asla yeterli bir kazanç yoktur. Hep daha fazla kazanabilmek için ellerinden ne gelirse, haklı haksız diye bir kural tanımazlar, kendi koydukları yasaları bile işlerine geldiğinde; eğip bükerler. Dün doğru dedikleri ne varsa, yarın işlerine gelmiyorsa utanmazca aksini söylemekten kaçınmazlar.
Tüm bunları ben anlayabiliyorum. İyi de, bunları savunan ama bu sistemden birkaç kırıntıyı bile almak için, iktidarların saraylarından ekmek dilenenlere ne oluyor? AKP’nin anketlerde hala otuzların hemen biraz altında çıkmasını nasıl açıklayabiliriz?
İşte burada muhalefetin ister bir bütün olarak, isterse de ayrı ayrı verdikleri mücadeleye bakarak; nerede hata ve eksiklikler yapıldığını bulmalıyız. Ülkenin Ana Muhalefet Partisi ve kurucu niteliği olan CHP’ye baktığımızda: uzun yıllardır kurucu parti sorumluluğunda! hareket eden bir tutum sergiledi. Yani, sistemin sınırlarını asla aşmayı düşünmedi, muhalefet etmenin konforlu alanının dışına çıkmayı hiç planlamadı. 12 Eylül de bile kapatılmasına “ülkenin bekası” için ses çıkarmadı. Erdoğan’ı AKP’nin başına getirmek için ahlaksızca hareket etmekten kaçınmayan bir liderin peşinden uzunca bir süre gitmeyi kendine yedirdi. İç ve dış politika yapıcılarının planı olan AKP iktidarına yalandan muhalefet bile edemedi. Ta ki, sarayın CHP’yi bu kez yekten kendisine bağlaması karşısında yine yalandan itiraz edecekken; halkın yoksulluğa ve hukuksuzluğa kendiliğinden direnmesi ve bu dirence özellikle öğrenci gençliğin sahip çıkmasıyla ve de bu kez iktidarı isteyen bir grup ve onun liderliğini üstlenen Ekrem İmamoğlu faktörü eklenince; ömür boyunca saray iktidarını sürdürmek isteyen Erdoğan’ın alarm zilleri bu kez gerçekten acı acı çalmaya başladı.
Erdoğan, girdiği karanlık tünelden geriye dönecek bir anlayışta değil. Üstüne üstlük, en çok korktuğu Kürt siyasi hareketi bu kez ülkenin kaderini elinde tutacak bir plana dahil ediliyor. Kürt siyasi hareketinin, Erdoğan’ın planına evet demese bile, hayırhah kalması bile ülkeyi kapkaranlık tünele sokmaya yetecektir. Kürt siyasi hareketinin yöneticileri bunları göremiyor mu? Elbette görüyorlar. Onlarda biliyor ki: Erdoğan istediğini aldığında; ne türden tavizler vermiş olursa olsun; hepsini bir çırpıda geri alır. Faşizan bir yönetim altında ne Kürtlere ne de ülkenin geri kalanına insanca yaşama düşüncesi bile verilmez. İyi de neden Kürt siyasi hareketi muhalefetin verdiği mücadeleye destek vermiyor? Sanırım, ülke ile bütünleşmiş Kürt sermayesinin artık olaylara kendi sınıfının çıkarlarını kollamak sırasının geldiğini düşünüyor. Ve Türk sermayesi ile birlikte hareket etme noktasını da çoktan geçmişe benziyor.
Hamiş: Aslında bu da iyi bir şey. Kürtlerin de artık olaylara sınıfsal bakma zamanının geldiğinin farkına varması gerek. Önümüzde duran gelecek: sınıf savaşlarının her zamankinden daha da keskinleşeceği ve umudun/kurtuluşun artık küçük bir azınlığın, geniş halk kitlelerine vereceği hiçbir mutlu gelecek olmadığının anlaşılmasını sağlayacaktır. Erdoğan’dan kurtulmak isteniyorsa; ülkede üretim durmalı. Yani Genel Grev olmadan; Erdoğan asla bu saraydan ayrılmaz. Sen istediğin kadar mitingler yap. O, istediklerini parça parça olsa da almaya devam edecektir. Ve hedefsiz, programsız halk sonunda yorgun düşecek ve vaz geçecektir.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır