Ümit ÖZDEMİR / 04.06.2025

Saray rejiminin ikinci “yumuşama” hamlesi Erdoğan’ın adaylık tartışmalarına verdiği “Yeniden seçilme derdim yok” mesajıydı. Bu zemin yoklama mesajıyla Erdoğan, kamu oyunu yoklamayı denedi. Mezar sessizliğine tek yanıt Devlet Bahçeli’nin “koalisyonu bozamazsın” minvalindeki cevabıydı. Devletin verdiği mesajla aynı anlama gelmek üzere sürdürdükleri barış görüşmelerinin de tıkanma emarelerinin belirmesi sonucu geri dönüşsüz bir sürecin, amok koşusunun hızlandığı görülüyor. Barış sürecinin çökmesinde bilinen ve artık herkesin dinlemekten sıkıldığı aynı yöntemleri deneyip farklı bir sonuç elde etme işgüzarlığının büyük payı olduğunun altını çizelim.
Tam bu esnada AKP’nin muhafazakar kanadının gazetesi Yeni Şafak’ın manşetine taşıdığı “Ekonomide Rasyonel Çöküş” haberiyle istibdat gemisinin yelkenlerini dolduran rüzgarın kesildiği, geminin su almakta olduğunu idrak ettik. Geminin tayfaları yani AKP’yi ve diğer siyasal islamcıları iktidara taşıyan, kadro devşiren ve iktidar yolunda mobilize eden yani küçük ve orta ölçekli sermaye gruplarının Mehmet Şimşek ve yağma politikasını hedef alan cümleleriyle Yeni Şafak, gemiyi terk etmeye hazırlanan tayfanın sesi oldu. Erdoğan’ın , KGF yani halktan toplanan vergilerle yeni borçlandırma mekanizmaları yaratalım fantastik cevabı, koşulların 2011’deki gibi ucuz kredilendirmeye müsait olduğu zannıyla yapılan bir açıklamaydı. Oysa koşullar ne 2011 gibi, ne de kurdukları saray rejiminin 2011’deki görece demokratik rejimle bir ilgisi var. Erdoğan 2011’de bu mekanizmayı kurmuş ve bütçe kaynaklarını KGF ile muhafazakar küçük burjuvaziye aktararak siyasi ömrünü uzatmıştı. Yeni Şafak’ın ve diğer sosyal medya hesaplarından Mehmet Şimşek’e yönelen saldırı kampanyası, AKP’yi Saray rejiminden ayırıp Erdoğan sonrasına yönelik bir takım siyasal mühendisliklerin ürünü olduğu kesin. Ancak bu sağ siyasetin ufku ve menzili günah keçisi yaratıp yaşanan çöküşten sorumlu diğer aktörleri aklamaktır. AKP’nin iç bülteni olarak Yeni Şafak gazetesinin bu yayın çizgisi, esasen bu amaca hizmet ediyor.
Öyle görünüyor ki saray rejimi, uyguladığı koyu istibdat rejimiyle her gün bir yenisini eklediği tutuklama, el koyma, uydurma delil yaratmayla bütünleşen İBB operasyonlarının derinleştirdiği çürümüşlüğüyle istibdat gemisini yüzdürebileceğini sanıyor. Oysa ki gemi çoktan yelkenleri indirdi, dış dünyadan desteğini de yitirdi. Suriye meselesinde kendini aktör zannederken figüran olduğunu gördü. Görmediği şey, rejimi oluşturan ve yağmadan irili ufaklı paylar peşinde koşan paraziter unsurların birbiriyle giriştiği kavga. Kavga, zaman zaman çekilen ayarlar, nasihatler ve tehditlerle yatıştırılmaya çalışılsa da çöküş sürecinin derinleşmesiyle birlikte sadece saray rejiminin yıkılmasını hızlandırmakla kalmıyor, halkımıza başka hiçbir şey anlatmadan bunun nasıl bir soygun düzeni olduğunu gösteriyor.
Soygunun ve yağmanın vardığı nokta, Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Harun Çiftçi’nin kendisine döner sermayeden 1.2 milyon lira maaş bağlatmasıyla ortaya çıktı. Herhangi bir etik değeri olmadığını her haliyle gösteren Çiftçi, öğretim görevlilerinin şikayetiyle görevden alındı. Çifçi’nin bu durumu, üniversitenin eğitim faaliyetleri için kullanılması gereken kaynağın kişilerin özel servet birikimi adına heder edilmesinin bir başka örneği bu aynı zamanda AKP döneminde kurulan üniversitelerin neye benzediğini de gösterdi. Süratle zenginleşme, buna mukabil derinleşen yoksulluk işsizlik ve her tarafı saran dolandırıcılık öyküleri rejimin sadece çökmediğini, çökerken inanılmaz bir yozlaşmaya neden olduğunu gösteriyor. Son olarak lisanslı Papara adlı online ödeme sisteminin kara para soruşturması nedeniyle kapatılmasıyla binlerce mağdur yaratılması yozlaşmanın boyutlarının vardığı son nokta. Sosyal medyada binlerce mağdurun ev kirası, fatura vb gibi zorunlu harcamalarını yaptığı bir platform olarak Papara’nın işlemlere kapatılması keyfi-otoriter rejimin varlıklara el koyan son uygulamalarından biri.
CHP’nin İzmir Greviyle İmtihanı: Grev kırıcılıktan, yalan ve dezenformasyona
Tam bu esnada İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde eşit işe eşit ücret talebiyle greve çıkan 23 bin işçi CHP’nin müstakbel iktidarında işçi hakları konusunda nasıl bir tutum takınacağının sınavına dönüştü. CHP kurmayları siyasetsizliklerini korurken, kendisine yakın medya ve sosyal medya hesaplarından hakkını arayan işçilere kin ve öfke kusan mesajlar yayınlamayı ihmal etmediler. Yükselen enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında ezilen Türk-İş üyesi işçiyle aynı işi yaptığı halde, neden daha az ücret aldığı sorgulanmazken, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın grev kırıcılığına soyunarak ortaya koyduğu sınıf düşmanlığı, sosyal demokratların kriz anlarında nasıl sağcılaştığının somut örneği olarak kayıtlara geçti. Emekçi düşmanı koronun temel argümanı ise grevin “AKP’ye yaradığı”, grev ve hak arama mücadelesinin operasyon üzerine operasyon yiyen CHP’yi saray rejimi karşısında güç duruma düşürdüğü yolundaki suçlamalardı. Saray rejiminin neoliberal debtokratik rejiminin yoksulluğa ve borçlanmaya ittiği emekçilerin durumunu düzeltmek ve toplu sözleşmeden doğan haklarını tanımak yerine, emekçileri suçlayan koronun en pespaye örneklerini muhalif kılıklı Ece Üner’den, çeşitli cins ve ebatta CHP trolüne birer ikişer sergilediler. Emekçilerin bordrolarını sosyal medya üzerinden ifşa eden İzmir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın işçilerin halen 60 bin lira maaş aldığı iddiası ise evlere şenlikti. Tugay’ın “zaten çalışmıyorlar” yollu açıklamaları ile suçladığı işçilerin bordrolarındaki bilgilerden süzülen durumu, sosyal medyada konunun uzmanlarının ortaya koyduğu somut delillerle yalanlandı. Evrensel Gazetesi’nden Fırat Turgut ve Murat Uysal’ın haberinden yansıyan somut bilgi ise işçilerin günlük ücretlerinin 1161 lira olduğu ortaya çıktı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin teklif ettiği % 29.16’lık zam oranı yeterli bulmayan DİSK Genel İş’e bağlı grevci işçiler, Türk-İş’e bağlı Belediye İş’in sözleşmesindeki gibi günlük ücretlerinin 1740 liraya çıkarılmasını, yani eşit işe eşit ücret istediklerini bildirdiler.1

Bütün bu toplam, kriz anlarında burjuva partilerin emekçi karşıtlığını sergilemesi bakımından oldukça öğreticidir. Öğretici olan bir başka konu ise saray rejiminin düzenlediği operasyonlarla her gün birkaç kadrosunu cezaevine göndermek zorunda kalan CHP’nin, bu cendereden sadece mitinglerle kurtulamayacağı gerçeğidir. CHP, bütün ülkede örgütlenecek iş yavaşlatma, grev, sakal uzatma toplu viziteye çıkma gibi muhtelif eylemlerle büyütülecek bir genel grev dalgasının tarafı olmak zorundadır. Toplumsal muhalefetin gerisinde kaldığı için harekete geçmek zorunda kalan, İzmir belediye işçilerinin grevi karşısında aldığı menfi tutumla kendi sonunu hazırlaması kuvvetle muhtemel CHP, bu sağ tutumunu devam ettirmesi durumunda 19 Mart sonrası kurulan darbe karşıtı koalisyonu dağıtması olasıdır. Koalisyonun ortağı ama asla öncüsü olamayan CHP’nin emek karşıtı politikalar yerine sosyal adaleti, gelir eşitliğini savunan bir çizgiye gelmesi, şüphesiz CHP’yi saray rejiminin baskısı ve kayyım ihtimaline karşı daha da güçlendirecektir. Saray rejiminin elindeki bütün imkanlara ve yargı sopasına rağmen İBB’ye kayyum atayamaması darbe karşıtı koalisyonun eylemleri sebebiyledir. Emekçi sınıflar için iyi olanın toplumun sömürüden ve baskıdan beslenen paraziter burjuvazi hariç, bütün kesimleri için iyi olacağının farkına varılması, sosyalist hareketle birlikte CHP’yi de büyütme potansiyeline sahip bir olgudur.

Sınıfın talepleri ise genel olarak ücretler genel seviyesinin arttırılması. CHP’nin mitinglerde dile getirdiği ücretlerin arttırılması talebi, İzmir pratiğiyle yanlışlansa da genel olarak olumlu olmakla birlikte, bazı eleştirilerimizi de gündeme getirmemize engel değil. CHP’nin dile getirdiği asgari ücrete ara zam ve emeklilere seyyanen zam gibi talepler, açıkçası pansuman çözümlerdir. Asgari ücret yasaklanmalı ve çeşitli ülkelerde gördüğümüz üzere sadece işe başlama deneyim kazanma ve staj ücreti olarak ödenmelidir. Ücretlere yapılacak artışlar ENAG’ın açıkladığı enflasyona göre aylık bazda eşel mobil (oynak merdiven) biçiminde ele alınmalıdır. Emeklilere seyyanen zam yerine, onları çalışmak zorunda bırakmayacak ABO oranları düzeltilerek maaş farkları yeniden ele alınmalıdır. Toprak ve tarım emekçileri acilen sigortalanmalı sigortasız kaçak işçi çalıştıranları caydırıcı cezalar verilmelidir. Güvencesiz, kaçak istihdam yerine tam güvenceli, iş güveliği tedbirlerini önceleyen bir emek rejimi kurulmalıdır. Bu ve bunun gibi pek çok başlığın tartışılacağı bir emekçi kurultayı, ikili ve üçlü görüşmeler yerine, kamu oyuna açık bir toplantı ve seminer dizisiyle ele alınmalı ve burada dile getirilen öneriler bir kampanyanın konusu haline getirilmelidir. Ekonomik yıkımın don ve diğer doğa olaylarının vurduğu çiftçilerin sorunları da aynı toplantı, seminer, kurultay dizilerinin konusu haline getirilebilir.
Bütün bu önerilerden muradımız, siyasetin partilerle sınırlı, siyasi partiler ve sendikalar arasındaki görüşme trafiğinden ibaret bir şey olmadığı, alınan her kararın eninde sonunda bütün ülkeyi ve sınıfları etkilediğine göre onların rızası ve önerileri alınarak verilmesi gerektiğidir. Demokratik siyaseti salı günleri güzel hoş grafikler, meclis kürsüsünden verilen vaazlar, youtube yayınlarından üfürülen çok bilmişlik gösterilerinden kurtarmak istiyorsak, siyaseti ve toplumu ilgilendiren her konuyu, herkesin gözü önünde tartışma kararlılığını göstermeliyiz. Cumhurbaşkanının kim olacağından ziyade, halkın sesinin ve taleplernin siyasette, yönetimde, eğitimde yankısını bulmasıdır söz konusu olan. Bu ses bir yankı etkisi yapmadan toplumun bütününde bir tartışma, tutum alma politik mobilizasyon haline gelebildiği ölçüde Türkiye’de demokratik dönüşüm başarılacaktır. Demoratik dönüşüm siyasi partilerin vaazlarından ziyade, halkın, emekçi sınıfların ve artık yarı proleterya dediğimiz öğrenci sınıfının aktörü olduğunda anlamını ve siyasi içeriğini bulur. Sözün, yetkinin kararın hangi toplumsal birimde olursa olsun o birimdeki insanların yönetiminde olduğu özyönetim ve doğrudan demokrasi denemeleri, Cumhuriyet meselesinin de nihayet sınıfsal biz zeminde ve doğru bir biçimde ele alınmasına neden olabilir. Elimizde test edilmiş mükemmelen çalışan siyasi bir sistem yok, öneriler, pratikler ve son 22 yılda acı bir biçimde tecrübe ettiğimiz neyin yapılmaması gerektiği bilgisi var. Bu bilgi ve deneyim, mutlak biçimde kapitalizmin çöküş aşamasına geldiği evrede Medusa’nın salında mahsur kalmış kazazedeleri yani bizleri kurtarabilir…
1Haberin tamamı için elektronik erişim: https://www.evrensel.net/haber/556050/grevdeki-isciler-ne-aliyor-ne-istiyor
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır