Taner Renda / 07.04.2025

İktidar artık eski yöntemlerle ülkeyi yönetemiyor ve yönetmek de istemiyor. Ülke halkı da artık eski yöntemlerle yönetilmek istemiyor. Kısacası” Devrimci Durum” var. Elbette teorik olarak. Bu Devrimci Durumu, pratiğe dönüştürmek içinse; memnuniyetsiz geniş halk kitlesine önderlik edecek Devrimci bir Parti gerekiyor. Ülkemizde böyle bir parti var mı? Bana göre yok. Eee o zaman bu Devrimci Durum toplumsal bir ilerici evreye geçmeden, sönümlenecek mi? Masa başında, oturduğumuz yerden karar verip vermeme meselesinden ziyade buna eskisi gibi yönetilmek istemeyen geniş halk kitlesi karar verecek.
Ülkeyi kesintisiz neredeyse 23 yıldır yöneten AKP/Erdoğan, artık yolun sonuna geldiğini biliyor. Deneylerle de bildiğimiz üzere: iktidardaki otokratlar/diktatörler her ne yolla iktidara gelmiş olurlarsa olsun; iktidar koltuğundan asla “normal” yolla kalkmazlar. Onlarda biliyor ki: yıllarca çalıp çırpmalarının, adaletsizliklerinin, yaptıkları zulümlerin ve yasa tanımazlıklarının hesabı, o koltuklarından kalktıkları gün devralanlardan bağımsız olarak, haksızlığa uğrayan geniş halk kitlelerince sorulacak.
İşte AKP/Erdoğan da bu nedenle o koltuktan kalkmamak için, elinden gelen her türden aracı acımasızca kullanmaktan asla geri durmuyor. Oysa elde ettiği servet, bırakın kendi ailesini, 7 nesil sülalesini geçindirecek miktarda olmasına karşın, o “sihirli koltuğun” verdiği güçten vazgeçemediği için, ülkeyi felakete sürüklemek pahasına her şeyi yapıyor.

“Devrimci Durumun” diğer öğesine baktığımızda: ülkenin kurucu partisi, Dünyada ve ülkemizde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını öncelikle “artık kendisinin Sarı Öküz” olmasıyla ve ezile ezile pelte haline getirilen ülkenin büyük çoğunluğunun artık yeter diyebilmesiyle üst üste çakışması sayesinde bir araya geldiler. Nihayetinde ister istemez can derdine düşen bir CHP’nin önlerine geçmesinin getirdiği uyanış, geniş halk kitlelerinin zincirlerinden boşalmasını getirdi. Süreç içinde CHP kitlelerden öğrendi, kitleler de (öğrencilerin ve gençliğin dinamizmiyle)” halden anlayan” bir parti buldukları için başta CHP olmak üzere, Sol, Sosyalist ve komünistlere yeni eylem biçimlerini öğretmeye başladılar.
AKP+MHP iktidarının geçtiğimiz Ekim ayında “Kürt Sorununu” çözmek istemesinin ardında yatanın aslında, başta CHP olmak üzere, muhalefetin ezilerek yok edilmesi olduğunu şimdilerde daha net gördüklerine eminim. İktidarın, en çok korktukları Kürtler ve onun siyasi temsilcileri olduğunu hepimiz artık anladık. DEM’i muhalefetten ayırdıkları takdirde: gerisi çok kolay bir biçimde gelebilecekti. Kürtlerin bugünkü siyasi temsilcileri olan DEM, bu plandaki yerini şu ya da bu nedenle aldılar. İlk ağızda elde ettikleri en temel olarak yüz yüze Abdullah Öcalan’la görüşebilmek oldu. Buna karşın AKP+MHP iktidarının elde ettiği ise yukarıda anlatmaya çalıştığım ama değişen durumlar nedeniyle elde edememesinin getirdiği şimdilik moral bozukluğunun kıskacında yeni saldırıları planlamak için geri çekilmek oldu.
DEM, bu noktadan sonra kendi yol haritasını gözden geçirmeli. Kürt halkı, yüz yıldır gördüğü zulüm nedeniyle artık daha politik, daha akıllı ve daha gerçekçi. Ülkedeki “Devrimci Durum” un aldığı hale bakarak; özellikle de metropol şehirlerdeki Kürtlerin, DEM’in şimdilik kaydı ile olan bitene karşı bi tarafmış gibi durmasını kabul edeceklerini sanmıyorum.
İktidar, tüm muhalefete yeni saldırılarını planlarken, ona karşı çıkan muhalefetin yanında olmak en çok DEM’e yakışır. Ve eğer DEM bu kavgada yerini doğru belirlerse; şu anki iktidarın Kürtlerin haklarını verme olasılığından daha fazlası, ancak başını CHP’nin çektiği muhalefetin içinde bütün güçleri ile bulunmaktan geçtiğini görmek çok da zor olmasa gerekir.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır