Deprecated: EV_Widget_Entry_Views içindeki WP_Widget oluşturucu yordam 4.3.0 sürümünden bu yana desteklenmiyor! Yerine __construct() kullanın. in /home/yaziportal/public_html/wp-includes/functions.php on line 5304
Farklı bir şey yapmadan, farklı bir etken işin içine karışmadan biz bu işin içinden alnımızın akıyla çıkamayız. – YazıPortal

Farklı bir şey yapmadan, farklı bir etken işin içine karışmadan biz bu işin içinden alnımızın akıyla çıkamayız.

@RendaTaner

Artık sağır sultanlar bile duydu: ülkede iktidar artık eskisi gibi yönetmek istemiyor veya yönetemiyor, yönetilenler de artık eskisi gibi yönetilmek istemiyor. Bu duruma ülkemiz birkaç kez geldi. Ama bulunan veya dayatılan çözümler birkaç zaman idare etti. Sonunda yine başa dönüldü. Farklı bir şeyler yapmadan; sonucun değişmeyeceği bilinen bir gerçek. Bugün de yönetenler ve yönetilenler arasındaki çelişki çözülmüş değil. Yine yirmi yıl önceki döneme geri geldik. AKP+MHP koalisyonu ilk seçimde gidecek ve yerine duruma göre değişecek sayıda irili ufaklı partiler bir araya gelip koalisyon kuracak. Ve sonra da politika yapıcılarının en fazla işine yarayan bir partiyi gözlerine kestirmesiyle en uygun zamanda o parti iktidara getirilecek.

İyi ama bu da zaten defalarca denenip, her seferinde sonucu hüsran ile bitmiş bir senaryo olmayacak mı? Bence de büyük bir olasılıkla düşünülen ve şimdiden uygulamaya koyulan bildik senaryo bu. Farklı bir şey yapmadan, farklı bir etken işin içine karışmadan biz bu işin içinden alnımızın akıyla çıkamayız.

Farklı bir şey yapmaktan kastımıza açıklık getirmeliyiz ilk önce. İttihat ve Terakki’den beri bu ülkenin “sahiplenicileri” (kişiler ve yapılar duruma göre ufak tefek değişse de) bu güne kadar değişmeden, pozisyonlarını korumuş ve gelen/getirilenlerin çok fazla suya sabuna dokunmadan ülkeyi yönetmelerine izin verilmişti. Siz buna ister “derin devlet” dersiniz, ister “Ergenekon” , ister “kontrgerilla”. Bu yapının en önemli özelliği: dış dünyadaki değişmelere göre konumlarını/çıkarlarını/değişmez iktidarlarını ayarlayabilmelerindeki esneklikten gelmekteydi.

Artık Dünya’da yeni bir üretim ilişkileri ve onu destekleyen yeni politika yapıları ve onların hegemonyasını sağlayacak yeni bir iktidar anlayışı gelişiyor. Çünkü küresel sermayenin de, Kapitalizm adına vereceklerinin son sınırına geldiğini kendileri de görüyorlar. Yarattıkları her krizden, servetlerini arttırarak çıkan bu çok küçük ve dar grup, ellerinde birikmiş olan muazzam miktardaki servetlerine rağmen, kendilerini güvende ve rahat hissedemiyorlar. İktidarlarını olabildiğince uzatmak ve güvende tutabilmek için bu kez kadim düşmanlarının ellerindeki en önemli kozlarını, kendilerine mal ederek, dipten gelmekte olan dalgayı atlatmanın hesaplarını yapıyorlar.

Ülkemizde, artık, geçmiş yüz yılın başlarından beri iktidarı her şeye rağmen ellerinde tutanlarla hesaplaşmadan, yaptıklarının hesabı sorulmadan, bu ülkeye ve içinde yaşayan halklara çektirdiklerinin hesabı açık mahkemelerde sorulmadan; varacağımız yerin, bir öncekinden farkı olmayacağını herkese anlatılması gerek. Evet, bu AKP+MHP iktidarı gerçekten eşi benzeri olmayan bir yıkıma sürükledi ülkemizi. On binlerce ülke insanı birbirlerine öldürtüldü, ülke açık açık son kuruşuna kadar soyuldu, ülkenin yer üstü ve yer altı bütün kaynakları, ağaçları, suları yani yaşam diye adlandıracağımız ne varsa, yok edildi. Hiçbir geçmiş iktidar tarafından yapılmayan gaddarlıklar, başta kadınlara iğrençlikle uygulandı.

İyi de, bu arada “devlet” neredeydi? Kendilerine ana veya dana muhalefet diyenler neredeydi? Kendi evinin kapısına gelene kadar veya kendi köyü/tarlası ellerinden alınana kadar, özgürlükleri anane, gelenek, din adına yok edilene kadar bu ülkenin halkı neredeydi? Karşı çıkılmadığı için daha da hoyratlaşan, daha da gaddarlaşan “devlet”in sahiplerine ve onların yöneticilerine kızalım. Ama en çok da bu olup bitenleri görüp de, yılanın kendilerine dokunmayacağını düşünenlere ne demeli? Bu AKP+MHP gitsin ama yerine kim gelecek, bu işi kıvırabilecek muhalefet mi var diye kendi katillerinin bıçağını yalamaya devam etmemizi söyleyenler ne olacak?

Yumurta kırılacak kırılmasına da, asıl soru: içerden mi, yoksa dışardan mı olacak?

Yavuz Sultan Selim’den beri Kürtler, kullanışlı bir halk olarak tarihteki yerini hak etmedikleri bir biçimde aldılar. Cumhuriyet’in kuruluşu öncesi ise bu kez içinde yaşadıkları ülkeyi, dışardan ele geçirmeye kalkanlara karşı ölümüne savundular. Cumhuriyet’in kurucuları, verdikleri sözlerden zaman içinde vazgeçmeselerdi; bu gün ülke olarak belki de hayal dahi edemeyeceğimiz bir gelişmişlikte, özgürlükte ve güçte olabilirdik. Ama İttihat ve Terakki ve onun dayandıkları güçler buna izin vermedi. Yirminci yüzyılın tamamını Kürt korkusunu koklayarak kaybettik. Yirmi birinci yüz yılda ise elimize müthiş bir hamle yapma fırsatı geçti. Aslında dış ve iç ortam buna çok uygun olmasına karşın, “yeni bir anlayış”tan/”yeni bir etken”den korkanlar, masayı devirip; yaşam yerine yine ölümü seçtiler.

Eğer ki, “yeni bir etken” olarak Kürtleri işin içine dahil edemezsek; eğer ki, “bu devlet”i ideolojik ve politik olarak denklem dışında bırakamazsak; Garp Cephesi’nde Yeni Bir Şey Olmayacak.

 515 total views,  1 views today

Diğer Yazılar

EMPERYALİST SAVAŞLAR VE SÖMÜRGECİLİK EKOSİSTEMİ YOK EDİYOR (İKLİM KRİZİ-MİLİTARİZM İLİŞKİSİ 3)

Mustafa Durmuş 12 Eylül 2021 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de İkiz Kulelere yapılan terör saldırılarının …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir