ZORBALIK NASIL YENİLİR ?

 

Taner Renda / 10.03.2026

@RendaTaner

1979 yılının 1 Mayıs’ında CHP azınlık hükümeti sıkıyönetim ilan edip, sokağa çıkma yasağı koymuştu. Türkiye İşçi Partisi, bu yasağı tanımadı ve başta Genel Başkanımız Behice Boran olmak üzere İstanbul’un pek çok ilçesinden Taksim’e 1 Mayıs’ı kutlamak için yola çıkılmıştı. Askerler ve polisler, bu çıkışı çok sert biçimde özellikle de Behice Boran’a yönelik şiddet uygulamışlardı. Ve mahkemede hakim sorguya doğal olarak eylemi yönlendiren TİP Genel Başkanı Behice Boran ile başlamıştı. Sorgusu bittikten sonra geriye kalan yüzlerce parti üyesinin sorgusu ise “Genel Başkanımızın söylediklerine aynen katılıyorum” şeklinde devam edilip; bitirilmişti. Ve o güne kadar hapiste yattığımıza karşılık, salınmıştık.

(TİP 1 Mayıs Korteji – Merter / Fotoğraf Tüstav Arşivi)

Bunu niye yazımın başında anlattım: Avukat değilim ama 1979’un sıkıyönetim dönemin de bile o günler için sosyalizmi hedefleyen partimize ve üyelerine uygulanan usul, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olan İBB’nin Başkanı Ekrem İmamoğlu’na bugün nedense uygulanmak istenmiyor. Mahkeme hakimlerinin bilgisizliği mi var burada? Asla. Peki, nedir yaşatılan? Zorbalık, yani “düşmanına” boyun eğdirmek. Düşman kim? Bu ülkenin kurucu partisi ve o partinin bir üyesi. Aynı zamanda İstanbul’da, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidarın her türden usulsüzlüğüne karşın defalarca seçimlerde yenmiş olan ve yakın zamanda yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde karşısına Erdoğan dahil kim çıkarsa yenebilecek olan kişi.

Aslında zorbalık bu mahkeme ile başlamadı. Zorbalık bir sene önce sabahın köründe CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını azılı seri katil gibi evinden apar topar alıp, bir sene boyunca 12 metrekarelik tecrite koyduklarında da başlamadı. Zorbalık, ülkemizdeki yasalara uygun biçimde alınan 4 yıllık yüksek öğretimin başarıyla tamamlanıp; verilen diplomanın otuz sene sonra yok sayılması ile de başlamadı. Asıl zorbalık: Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığa aday olmanın en temel şartının yani 4 yıllık yükseköğretimi bitirmek yerine getirilmediği halde, Devlet tarafından bitirmiş gibi kabul edilmesi ile de başlamadı.

Hani hep hatırlatıyoruz ya şu “Sarı Öküz” hikayesini. Hah, işte orada başlamıştı zorbalık. Ardından, Yenikapı Mitingine giden CHP ile devam etmişti. Dolmabahçe Mutabakatının aniden yok sayılması, Kürtlerin kazandığı belediye başkanlıklarına kayyum atanması, “seni başkan yaptırmayacağız” diyen Demirtaş’ın zindana atılması, seçimlerde AKP tarafından yapılan usulsüzlüklerin üzerine gitmeyen Kılıçdaroğluna karşı çıkmayan/çıkamayan CHP’nin ileri gelenlerinin “görevlerine” hala devam ettiriliyor olması ve de iktidarın hiçbir yasa, hukuk, adalet gibi kavramları paspas gibi çiğnemesine karşın, “yüce Devlet” kavramına yasallık adına sahip çıkılarak: Bu iktidarı yeneceğini zanneden CHP’nin pısırık tavrıdır.

Ama işin asıl vurucu yanı Kürt Sorununa, Devlet’in Bahçelisinin sahip çıkmasından sonra hala sahip çıkmakta tereddüt eden CHP’nin korkak tavrıdır.

Hamiş 1: Bu tarihi dava Silivri’nin karanlık delhizlerinde kalmaması için, TRT’den canlı yayınlanması doğru bir taleptir. CHP’nin bu talebinin arkasında her ne pahasına olursa olsun duracak planı olmalıdır. Sermayenin, AKP+MHP’nin neopatik iktidarına karşı kendi içinde harekete geçmesinin önünü de açabilir.

Hamiş 2: İktidar, belki CHP’yi belli bir çemberin/yasallığın içinde tutabiliyor. Ama Ekrem İmamoğlu, bu işin nasıl yapılıp, yapılmayacağını, son bir senede zindanda yatarak öğrenmeye başlamış. Geriye kalan tek şey: başta CHP Genel Başkanı ve diğer yönetim kademesinin de bunu benimsemesi ile hallolabilir.

Diğer Yazılar

KİTAP TANITIM: MARX VE YERYÜZÜ: BİR ANTİ-ELEŞTİRİ ANALİZİ

Egemen Güngör / 06.03.2026 Yazıportal Okurları, Netflix’te yayına giren “Hayatı Zehir Olan Çocuklar” adlı dizinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir