Ümit ÖZDEMİR / 03.03.2026

Emperyalizmin görüngülerinden ve fenomenlerinden biridir. Senato binası, her dönem liberal Amerikan rüyasını, kurumlarını ve dünyaya verilen “barış” mesajlarının adresiydi. Liberallerin bu “kabesinden” yayınlanan her mesaj, emir telakki edilir ve bu mesajlara göre pozisyon alınırdı. Ta ki 6 Ocak 2021’e kadar. Emperyalizmin bu “saygın” kurumuna Kongre binasına yönelen lümpen faşist güruhun kongre binasını basmasına kadar.. Baskın ve darbe girişimi, birkaç güvenlik görevlisinin hayatını kaybetmesiyle ve olağanüstü rezil görüntülerle sonuçlanırken, darbe girişimi ABD emperyalizminin kültürel kurumlarının göstermeye çalıştığı hiçbir şeyin gerçek olmadığı, her fenomenin gerçeğin aynasında paramparça olduğuna da işaret ediyordu.
Amerika’da senatonun lümpen faşistler tarafından basılması, alttan alta ve yıllara dayalı gerici-faşist Anglosakson eğitim ve sağlık sisteminin bir ürünüydü. Soğuk savaşta yaratılan korku iklimi ve beyaz üstünlükçü fikirlerle beyinleri tam da düzenin istediği biçimiyle etkisi altına alan bu güruh, seçime hile karıştırıldığı iddiasıyla harekete geçirildi. Bu lümpen toplam sadece liberal maskeyi indirmekle kalmıyor, ABD ve tabi onun hegemonik etkisi altındaki bütün dünyada sorular sorulmasına, derin kaygılara neden oluyordu. Girişimler ve “fırsatlar” ülkesi olan ABD’nin giderek gerileyen hegemonik bir güç olması, biten Amerikan “rüyasının” o rüyanın gerçek taşıyıcıları ve üreticileri olan göçmenlere yönelik beyaz Amerikan öfkesinin yeni sahibi olan Trump’ın başarısız darbesi, tarihsel açıdan bir bakıma bir başka başarısız darbe olan birahane darbesine benzetilebilir. Trump’a başarısız darbe girişiminde kışkırtan, azmettiren rolünden dolayı rejimin herhangi bir ceza vermesinin engellenmesi, aynı anlama gelmek üzere Trump’a yeni bir darbe girişiminde buluşalım mesajıydı !
Darbeler, komplolar ve provokasyonlar tarihi olarak okuyabileceğimiz ve kendi siyasal sistemini bile bir iç savaş sonucu kurabilmiş bir ülkede, bu darbenin kendi topraklarında gerçekleşmesine şaşırmamak gerek. Rüzgar ekenin fırtına biçmekle yükümlü olduğunu unutanlara bu somut gerçekliğin hatırlatılması şarttır. Peki ABD’nin bu duruma sürüklenmesinde hangi faktörler başroldeydi ? Yazının geri kalan kısmı bu faktörlerin yakından analizidir.
Üçüncü Büyük Depresyon: Neoliberalizmin alacakaranlığı
2008’de başlayan ve kimi Marksistler tarafından öne sürüldüğü üzere kapitalizmin kesin olarak bir yok ediş, yok oluş sürecine sürüklendiği çöküş, Amerika’da faşist yönelişi anlamak için merkezi önemdedir. Süreklilik ve kopuş açısından daha yakından incelenmesi gereken çöküş, şirketlerin kurtarılması buna mukabil halkın batırılması operasyonlarına yol verildi. Süreki düşen kâr oranları, emperyalizmin bütün dünya kaynaklarına el koymak için yaptığı militarizm harcamalarının dayanılmaz bir noktaya gelmesi, yaratılan neoliberal kara deliğin içine giren her şeyi yutmasına neden oldu.
Amerikalılardan toplanan vergilerin bir kısmı ile eğitim ve sağlığa ayrılması için yasa çıkararak neoliberal kırbaç darbelerinin toplum bedeninde açtığı yaraları kapatmaya yönelen Obama reformlarının “komünist” denilerek yok edilmesi, felaketi hızlandıran diğer sağ politik yönelişlerdir.
Felaketin kreşendosu Ukrayna’da NATO ve Zelenski kuklası üzerinden girişilen ve Rusya’nın devasa ekonomik kaynaklarını savaşa ve silahlanmaya ayırmasıyla sonuçlanacak olan turuncu karşı devrimdi. Turuncu karşı devrim, liberal Avrupa Birliği’nin bütün maskelerini indirmekle kalmadı, aynı zamanda kapitalizm ile demokrasinin neden bir modus vivendisinin, bir ortak noktasının bile olmadığını gösterdi. Savaştan AB ülkeleri ve Almanya büyük bir ekonomik yıkım, göçmen mülteci kaosu, eriyen ve yok olan hegemonya kaybıyla çıktılar. Almanya sanayi üretimi için gerekli ucuz enerji kaynaklarını ABD-NATO müdahalesine izin verdiği için kaybetti. Rusya ve NATO arasında ılımlı bir denge politikası izleyen ve bunda belli ölçülerde başarılı olan Merkel’in şüpheli bir hastalık sonucu iktidardan indirilmesi ve her dönem savaş şovenisti SPD’nin iktidara taşınması, esasen Ukrayna provokasyonu için zemin hazırlama operasyonuydu. Enflasyon ve durgunluk kapanan fabrikalar ve geniş çaplı işsizlikle sonuçlanırken, neoliberalizmin kabusu da biçimleniyordu.
Neoliberalizmden neofaşizme: ABD
İkincil büyük felaket ABD emperyalizminin silah ve bilişim devlerinin onayıyla Trump’ı ikinci defa seçtirmesiydi. Kongre binası baskınını çabukça unutan beyaz Amerikalı orta sınıf, “yeniden büyük Amerika” gerici kara propagandanın etkisiyle içi boş sloganının peşine takılarak üstelik büyük bir çoğunlukla Trump ve neocon faşistlerini yeniden seçti ! Trump’ın seçilmesinin politik anlamı neoliberalizmin saldırılarının yoğunlaşması, çöküşün engellenmesi için içte savaş dışta savaş saldırganlığına yol verilmesiydi. Pentagon, Wall Street ve diğer kapitalist kurumların sessiz onayıyla neoliberal sağın programı aynı dalga boyundaydı. Amerikan sermayesinin bütün bileşenlerinin Google’ın, Apple’ın, Amazon’un, Texaco’nun ve Northrop Grumann’ın destek verdiği Amerikan faşizmi projesi için muhtemelen kongre binasını basan gruptan devşirilen kadrolarla yeni bir güvenlik gücü ICE inşa edildi. Faşizm kurulacaksa bile bunu hayata geçirecek bir kolluk kuvvetine ve ciddi yasal çerçeve lazımdı ! Trump’ın mültecilerin yaşadığı merkezlere ve kendi karşıtı gösterilere Ulusal Muhafızları göndermesi, hukuki sorunlar yaratıyor ve faşistlerin beklediği “verimi” alamamasına neden oluyordu. ICE göçmen karşıtı beyaz Amerikan nefretinin silahlandırdığı, resmi statü verdiği ve bir bakıma Nazi iktidarında tasfiye edilene kadar kullanılan SA’ların bir benzerini hayata geçirdi.
Amerika’da neoliberal faşist terör ve anti-faşist, anti otoriter direniş Minneapolis’te patladı. Renee Nicole Good’un sokak ortasında infaz edilmesiyle başlayan protestolar, Alex Prett’in öldürülmesiyle devam etti ve yoğunlaştı. Bir iç savaş rejimi olarak tasarlanan Amerikan siyasal sisteminin bu iki kurbanının beyaz ve iyi eğitilmiş Amerikalılar olması, Amerikan faşizminin siyahlara yönelik ırkçı terörünün sınır tanımayacağını ve hedefine liberal Amerikalıları da aldığını gösteriyor. Liberal barbarlığın bütün kurumlarının işlevini yitirdiği, hegemonya kurmakta zorlandığı kapitalist rakipleri karşısında sürekli mevzi kaybettiği ABD emperyalizminin adamlarının Venezuela lideri Maduro’yu haydutlama yöntemle kaçırmaları, Amerikan faşizminin uluslararası alanda yarattığı büyük krizlerden biriydi. Kendi patetik, hastalıklı rejimini çok matah bir şeymiş gibi Amerikan rüyası olarak sunmaktan hiçbir zaman imtina etmeyen Beyaz üstünlükçü Amerikan ideolojisinin her şeyi kendine hak gören zulmü, tam da bu kriz anında berrak bir biçimde ortaya çıktı.
Neoliberalizmin neofaşizme dönüşmesiyle ondan kurtulma denemeleri ve manevraların gideceği nokta bellidir. Amerikan emperyalizmi, giderek içten zayıflayacak ve kurduğu neoliberal yağma ve talan sisteminin kurbanı olacaktır. Bu yol 1973’te açıldı. 1982 Volcker Şoku ile ilk sinyallerini verdi 19 Ekim 1987 Kara Perşembesi ile neoliberalizmin menzilinin tam bir çöküş olduğunu ilan etti. Yine de “piyasa her şeyi düzeltir” fikri sabitesine sarılan ve insanı ve haklarını hiçe sayan, piyasacılığın toplumsal bir varlık olan insanı unutan liberal iktisat okullarının sahipleri, efendilerinin dilinden neoliberalizmin “tek yol” olduğu söylemine devam ettiler. Bir dinsel dogmadan farksız olan bu görüşlerin hegemonya kurmasında şüphesiz, üniversitelerin ve iktisat okullarının sermaye adına işlev görmelerinin, sermaye sınıfı için ideoloji üreten aygıtlara dönüşmesinin inkar edilemez payı vardır. Kimi kastettiğim çok açık Daron Acemoğlu ve liberal Özgür Demirtaş sermaye sınıfının ağzı, dili olan neoliberal papazlardır.
Epstein rezaleti neoliberal çağda bütün güvencelerin birer ikişler yıkılmasının gideceği menzilin, neoliberal kara deliğin boyutlarını anlaşılması açısından iyi bir örnektir. Bütün güvencelerden yoksun, sahipsiz bırakılmış çocukların pedofili sapık burjuvaların cinsel sömürülerine maruz kalmaları, neoliberalizmin eşitsizliği sürekli derinleştiren ve insanı onur ve şereften mahrum bırakan yağma ve talan sisteminin kaçınılmaz bir sonucuydu. Pedofili sapıkların tamamının burjuva ve “iyi eğitimli” kişiler olmaları yüksek sosyetenin “saygın” profillerinden gelmeleri, Fransız yazar Gustave Flaubert’in hepimizin kulağına küpe olması gereken şu çıkarımını doğrulamıyor mu: “Burjuvaziden nefret en büyük erdemdir”
Neoliberalizmin menzili: İran Savaşı
İran Savaşını bu çerçeveden okumak yararlıdır. Yarattıkları hayali sermaye üretilemeyen ürünler üzerinden geliştirdikleri spekülasyon, kaldıraç vurgunu ve yağmanın yarattığı kara delik ve borçlanma o kadar büyüktür ki, ABD’nin toplam dış borç faizi, kara deliğin bir başka müsebbibi askeri harcamalardan daha fazladır. Toplamda 35-40 trilyon dolar olduğu tahmin edilen bu devasa borç yükü, petro dolar sisteminin dışında yer alarak çözümler üretmek isteyen ülkeleri de askeri haydutlukla tehdit ederek yeni bölgesel savaşları kışkırtıyor.
Bu yüzden nükleer araştırma faaliyetlerini ve İsrail’in “güvenliğini” bahane edip, İran’a saldırdılar. İran molla rejiminin ömrünü uzatmak ve molla rejiminin koyu istibdatı altında inim inleyen İran halkının acılarını daha da derinleştirmekten başka bir şeye yaramayan savaş, bilinen bütün hukuk kurallarını çiğnemekten çekinmeyen faşist bir zihniyetin ürünüyü. Emperyalist-siyonist vahşetin saldırının ilk gününde konuyla hiç ilgisi olmayan 150 kadar İranlı okul çocuğunu katletmesi, gözü dönmüş kapitalist barbarlığın, kaos düzeninin neye benzediğini hala anlamak istemeyenlere bile yeterince öğreticidir. Bir yandan savaş düzenini oluşturup, bir yandan silah sattıkları Arap ülkelerinin hiçbirini korumayan Amerikan emperyalizmine güvenenlerin hazin sonunun ne olacağı ortaya çıktı. Dünyayı militarizm kıskacına alan Northman Group, Lockheed ve diğer silah şirketlerinin kışkırttığı savaşların ideolojik örtüsü olan Vaat edilmiş topraklar yanıltmacası, sadece İranlı çocukları katletmiyor, Amerika’da ekonomik çöküşü ve işsizliği tetikleyerek duruma sessiz kalan Amerikalı’ları da derinden etkiliyor. Çöken Amerikan “rüyası” kelebek etkisi yaratarak kabusa neden oldu bile. Basit sağlık reformlarıyla bütçe açıklarını kapatmaya hizmet eden yasal düzenlemeleri bile “komünizm” olarak etiketleyen bu patetik bakış açısıyla, toplumsal bir varlık olarak insanın aynı yerde yaşaması mümkün değil. Barış anlaşmaları ve müzakere süreçlerini bile yeni savaşların hazırlık süreci olarak istismar edenlerin net olarak cezalandırılması zorunluluğu, bunun siyasi bir kampanyaya çevrilmesi yeni sol hegemonyanın temellerinden biridir.

Burjuvazi onun son ve en çürümüş hali emperyalizmin dünya çapında derinleştirdiği eşitsizlik, başta konut hakkı olmak üzere, beslenme iyi bir eğitim görme gibi en temel insan ve toplum haklarını yok etti. En temel insan haklarının metalaştırıldığı, neoliberal kapitalist çağda çöküşün ve gidişatın farkında olarak eyleme geçen toplum kesimleri ise “terörist” ilan edildiler. Kara çalma ve karalama kampanyalarının sahiplerinin iddialarının birer ikişer çöktüğü bu enteresan jokeryen çağda, yıkılmasına rağmen sosyalizmin insan ve topluma denge getiren onu baskı, sömürü ve adaletsizlikten koruyan idealleri hala canlı ve yerli yerinde duruyor.
Yapılması gereken insanın doğanın bir parçası olduğu eşitlikçi fikrinin benimsenmesine hizmet eden alternatif yollar geliştirmek. Bütün canlı yaşamlarının değerli olduğu fikrini, yeniden ortak payda haline getiren eko-sosyalist bir toplumu kapitalizmin dünyamıza açtığı yaraların tedavisine merhem olacak biçimde derinleştirmek. Neoliberalizm alternatifsiz değil, doğada ve toplumda hiçbir şey alternatifsiz değildir. Yeter ki alternatifin ne olduğu ve ne olması gerektiği konularında netleşelim.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır