Taner Renda / 28.10.2025

Hırsıza aldırmazsan; sana ahlak dersi verir. Arsıza haddini bildirmezsen; yaptıklarının doğru olduğuna seni de inandırır. Bu ülkenin namuslu ve dürüst insanları Selahattin Demirtaş’ı, arsız hırsızlara verdiklerinde; bugünlere kapıyı sonuna kadar açtıklarının bilincinde miydiler? Bir kısmı iyi niyetlerinin kurbanı oldu ama büyük çoğunluk yaptıklarının sonucunu bilecek kadar kötücüllere inanmayı seçtiler.
19 Mart’tan bu yana ülkede şimdiye kadar hiç görmediğimiz bir dizayn edilmeye tanık oluyoruz. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi gerçekten bu ülkeye çok acı çektirdi. Elbette biliyorduk askeri bir darbenin faşist niteliği gereği sermayeyi koruyup; geniş bir yoksulluk yaratacak uygulamaları hayata geçirecekti. Amma bu sefer iş ezberlerimizi bozacak kadar farklı bir yapı ile 12 Eylül’ü bile aratacak hale soktular ülkeyi. Soktular, hem de ülkenin büyük çoğunluğunun gönüllü rızası ile oldu tüm bu olup bitenler.
Çok küçük bir azınlık haricinde, bütün ülke şikayet eder hale geldiği halde; gönüllü rıza gösterenler hala büyük bir çoğunluk olarak iktidarın yanında durmaya devam ediyordu. Peki, işin bir sırrı var mıydı? Ülkenin Ana Muhalefet partisinin başı ve de yönetiminin bu soygunda payı düşündüğümüzden de fazla olduğu yönetim değişince anladık. İyi de hem yönetim değişti, hem de farklı bir anlayış gelmesine karşın neden beklenen sonuç alınmadı? Öncelikle Ana Muhalefet Partisinin ülkenin kurucu partisi olmasının getirdiği “Devletin Bekası” fikrinin sahibi olduklarının yanılgısını her şeye karşın hala kendilerinin üzerlerine yapışmış olduğu gerçeğinden bir türlü kurtulamamaları, ayrıca, iç ve dış Politika Yapıcılarının Cumhur İttifakına hala gereksinimlerinin bitmediğidir.
Ama asıl sorun “Sarı Öküzü” vermenin kolaylığının, mücadeleyi asıl zeminin dışına taşımayı sağlayacak olan stratejinin uygulanması yani “kurbağayı” yavaş yavaş ısıtmalarında yatıyor. Ve elbette siyasi körlüğün de bunda ikincil de olsa önemli bir yer tutması. Ve elbette, İmralı’nın gediklisi Öcalan’ın Devlet ile çizdikleri planın da etkisini göz ardı etmemek gerekir. Ve en büyük etmen ise Selahattin Demirtaş’ın ve yakın ekibinin Erdoğan/Öcalan ikilisi tarafından çok önceden denklemin dışında tutulması için tutsak edilmesini asla unutmamak gerekir.
Gelelim son zamanlarda iktidarın uygulayageldiği ve ilk bakışta bu iktidarın doğasına asla uymayacak sermaye gruplarına karşı çökme politikasına. İktidar, geniş halk yığınlarının aleyhine sermayeye akıttığı büyük servet transferleri sonucunda: inanılmaz bir büyüklüğe ulaştılar. Bu böyle devam ederken; hepimizi şaşırtacak olan bir yön değişiminin altında yatan bazı gelişmeleri görmezsek; yanlış bir tespite ulaşmamız mümkün. Ne oldu da bu şişirilen yeni sermaye gruplarının üstüne gidildi? Öncelikle bu gelişmeyi, bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında en çok kayırılanlar arasında gösterilen ve “Beşli Çete’nin” en büyüğü olan Cengiz Holdingin sahibi olan zatın Kılıçdaroğlu ile el altından görüştüğünün sızdırılması ile başlatmamız gerekir. Bugün üstüne gidilip, bunca yıldır aktarılan servetlerin geri alınmasının altında Cengiz efendinin yaptığını yapan sermayeye bu kez efendinizi satmaya çalışırsanız; vermesini bildiğimiz gibi geri almasını da biliriz politikası yatıyor.
Adam bu kez haklı. İktidarın gücü para ve onun kime ve ne kadar dağıtılacağının yetkisini elinde tutanın denetiminden geçer. Sen denetimi bir kez elinden kaçırırsan; bunun sonu iktidardan düşmeye kadar gider.
HAMİŞ: Pek çok kere Sayın Özgür Özel ve de Ekrem İmamoğlu: Sizin olanları artık her ne pahasına olursa olsun, iktidara vermeyin. Verdiğiniz her belediye, verdiğiniz her ödün, verdiğiniz her kazanılmış hak; size daha baskı, daha fazla usulsüzlük, daha fazla zulüm getirecektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi artık siz değilsiniz. Bunu anlayın ve eğer geri almak istiyorsanız; bunu halka çok net bir biçimde göstermek zorundasınız. Kendi haklarına ve özgürlüklerine bile sahip çıkamayan bir partiye; halk güvenemez.
HAMİŞ: Erdoğan, Amerika’dan Boeing ve İngiltere’den EuroFighter alıyor. Uzun yaşayan emekliye bulunamayan para: Trump’a ve Starmer’e bulundu. Hem de İmamoğlu’nun casusluk yaptığı İngiltere’ye ders verilmek için. Artık İngiliz Başbakan kiminle çalışması gerektiğini de öğrenmiş oldu.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır