PORTRE: BİR AMERİKAN MAGANDASI OLARAK TRUMP

Ümit ÖZDEMİR / 04.04.2026

Giriş: Bir yarışmanın başımıza açtığı işler.

@masumlevrek

Dedesinin bir kadın satıcısı olduğu söylenir. Büyük ihtimalle bizim büyük sinemacımız Charlie Chaplin’in filme çektiği Gold Rush (Altına Hücum) döneminde Alaska’ya göçen atalarıyla Amerika’ya göçen bir Alman mültecisiydi. Henüz erken döneminde Çırak yarışma programını sunarak nasıl bir şöhret budalası olduğunu gösterdi. Yarışma programı neoliberal dönemin ruhuna uygundu. You’re fired (Kovuldun) cümlesiyle elenen yarışmacı, bina önünde kendisini bekleyen bir limuzinle ayrılıyor ve elde etmesi kuvvetle muhtemel burjuva ayrıcalıklar dünyasına veda ediyordu. Bu yarışmanın daha alaturkası ise Türkiye’de kim gitsin adıyla sahnelendi ! Elenen yarışmacının çukura düştüğü yarışma bütçesizlikten dolayı daha kabaydı. Neoliberal utanmazlığın altta kalanın canı çıksın diyerek yaygınlaştırdığı rekabet fikri, televizyonları tam bir aptal kutusuna çevirmekle kalmıyor, Hobbesyenvari bir burjuva fikrin insan insanın kurdudur- yayılmasına hizmet ediyordu.

Çırak yarışması Amerikan budalalığını yayma enstitüsü olan CNBC-E’de izlenme rekorları kırıyordu. Yarışmanın ana fikri neoliberal dönemde giderek yaygınlaşacak olan meritokratik fikrin yani kişilerin hukuka, liyakate ve teamüllere bağlı kalmaksızın tamamen keyfi bir biçimde ve en temel insan hakkı olan çalışma hakkının ihlaline dayanmasıydı. Çırak adlı yarışma programıyla herkesin işten atıbileceği bunun gayet normal bir şey olduğu bir otoriterizmin yani kuralsızlığın ve sorumsuzluğun yaygınlaşmasıydı.

Kuralsızlığın kural, akılsızlığın mükafat olduğu neoliberal çağda, Trump’a televizyon yarışmasıyla sağlanan şöhret ve vahşi kapitalizmin bir yarışma programı üzerinden benimsetilmesinin sonuçları korkunç olacaktı. Egosantrizminin ve tehlikeli narsisizminin ilk örneklerini sergilediği Trump’ın sunduğu Apprentice (Çırak) borçlanma nedeniyle neoliberalizmde bir kabusa dönüşen işten atılmayı toplumsal trajedi bağlamından koparıp, reyting malzemesine dönüştürdü !

Neoliberal kapitalizmin çürümeye başladığı 2008 sonrasında herhangi bir ahlaki vicdani ve sosyal yönü olmadığını teşhis edebildiğimiz Trump, sonunda ABD başkanı seçildi. Onu iktidara taşıyan kuvvet neoliberalizmin ta kendisiydi. Rustlbelt (paslı kuşak) ile başlayan sanayisizleşme ve işlerin Çin’e kaptırılmasına karşı öfkelenen ve bu öfkeyi düzene değil, işlerini ellerinden aldığı yönlendirmesiyle mültecilere kusan beyaz orta Amerikalıların öfkesi Trump’ı iktidara taşıdı. Trump iktidara gelir gelmez züccaciye dükkanına dalan bir fil misali Amerikan hegemonyasının özünü oluşturan bütün hukuki anlaşmalardan çıktı. COP anlaşmaları ve nükleer silahlanmaların da yer aldığı bütün anlaşmalar ve yıllara dayalı diplomasi emeğiyle harmanlanan birikim böylece heder edildi. Yeni sağın çağrısıyla Covid-19 döneminde salgının aslında bir “komplo” olduğunu iddia ve ilan eden Trump çamaşır suyu içilmesini salık verecek kadar ileri gidebildi.

Trump ve mesihyanik sapıklık.

Sınırsız sömürünün adamı olarak Trump seçim çalışmaları boyunca taraftarlarını kışkırtmaktan çekinmedi. Onun bu kışkırtısı düşünme yeteneğini bütünüyle kaybetmiş taraftarlarının varlığı düşünüldüğüne hayli vahim bir durumudur. Taraftarlarının ortaya koyduğu siyasal pratik, yani muhaliflerin gösterilerine kamyonlarla saldırma, Amerikan kapitalizmi için de tehlikeli bir yola girildiğini gösterdi. Siyasi hayatı boyunca sürekli el yükselten ve kriz tırmandıran bir sağcı olan Trump, büyük protestolara neden olan George Floyd’un öldürülmesi sonrasında gelişen protestoları polis zoruyla bastırdı. Yolun temizlenmesiyle nevzuhur bir Darth Vader olarak St James Kilisesi önüne giden Trump, kendisini bir “aziz” anarşistlere karşı düzeni ve inancı savunan bir “lider” olarak sundu. Megalomanlığının bu zirvesinde sağ seçmenine yönelik bu tutumuyla Trump dinin siyasete alet edilmesinin elbette son örneği değildi. Ama Amerikan liberal demokrasisi düşünüldüğünde soğuk savaş haricinde dinsel düşüncenin bu derecede istismarının yıkıcı etkileri pek yakında ortaya çıkacaktı.

Trump ve darbe girişmi: Kongre baskını.

2020 seçimlerini kaybettikten sonra sürekli komplo söylemine sarılan ve aslında seçimi kazandığını iddia ederek ortamı geren Trump, MAGA taraftarlarını kışkırtmaya devam etti. Sonunda taraftarlarının kongre binasını basmasını “ölümüne savaşın” (fight like hell) sözleriyle destekledi. Kongre baskını Amerikan tarihinin bilinen en rezil görüntülerinin yaşanmasına neden oldu. Boynuzlu bir takım grotesk adamlar büroları basıp çevreye zarar verirken, direnen güvenlik kuvvetleriyle de çatıştılar. Bazı güvenlik görevlilerinin öldüğü kongre baskını bastırılsa da, Trump ve MAGA taraftarlarının açtığı büyük kutuplaşma, etkilerini daha net hissetirecekti. Amerikan müesses nizamı, olayı kışkırtan ve yönlendiren sağcı Oath Keepers ve Proud Boys gibi grupların liderlerini ağır hapis cezasıyla cezalandırdı. Kongre baskınını “ölümüne savaşın” sözleriyle kutsayan Trump ise herhangi bir ceza almadı. Bu cezasızlık halinin, Trump gibi tehlikeli bir narsist ve megalomanın ruh hali düşünüldüğünde nasıl sonuçlar üreteceğini tahmin etmek zor değil. Bir kırılma noktası olan yargılama süreçlerindeki bu cezasızlık, sonraki gelişmeler baz alındığında Amerikan liberalizminin faşizme doğru çürüdüğünü ve kendi intiharını gerçekleştireceğinin ilanıydı.

ABD’nin başkenti Washington’da Donald Trump’a destek gösterisi düzenleyen bir grup protestocu, polis barikatını aşarak Kongre binasına girdi. ( EPA/ Jim Lo Scalzo – Anadolu Ajansı )

Sömürü ve baskının ana vatanı olan ve liberal değerlerin “kutsal kabesi” olarak pazarlanan Amerikan Kongre Binası’na yönelik bu saldırı, sadece kural tanımaz liderin tasarrufu ve yönlendirmesi değildi. Neoliberalizmin bütünüyle kuralsız ve güvencesiz bıraktığı geniş yığınlara Trump ve MAGA’nın vaadi, bütün dünyayla Amerika’daki “iç düşman” olarak kodlanan siyasi gruplarla (LGBT, Siyahlar, mülteciler) savaşılmasıydı. MAGA’nın bu savaş çağrısı ve kışkırtısı, hem baskı ve sömürünün gerçek nedenlerini gizlemeye yarıyor, hem de Amerikan yeni sağını yeni ve çok daha büyük çatışmalar için konsolide ediyordu. Ku Klux Klan’ın Trump’ın gölgesinde 21. Yüzyılda reenkarne olması, işin kaybının yarattığı depresyon ve borca batmış emekçi sınıfların öfkesinin etkisiyle Amerikan sağının savaş çağrılarını besledi. Savaş için göçmen mahallelerine yönelik operasyonlar, MAGA taraftarlarının saldırılarıyla sivil faşist hareketi mobilize etti.

Kışkırtma ve provokasyon, Amerikan derin devleti tarafından düzenlendiği konusunda hiçbir şüphemizin olmadığı başarısız suikast girişimiyle yepyeni bir boyut kazandı. Suikastten kulağından yaralanarak kurtulan Trump’ın PR ekibi, kampanya boyunca saldırı fotoğraflarını kullanmaya, saldırı ile oluşan gerilimi tırmandırmaya devam etti. Trump etrafında örülen suikastten kurtulmuş mağdur lider algısı, ona suikast düzenleyenlerin beklentilerinin tam aksine seçim zaferiyle sonuçlanacaktı.

Neoliberal Trump: Sosyal yardımların yok edilmesi.

Demokrat Parti’nin hayli ağır bir yenilgiye uğradığı 2024 seçimleri sonrasında vites arttıran Trump, kendi karşıtlarını da konsolide etti. Protestolara hazırladığı berbat bir videoyla kendi karşıtlarının üzerine uçaktan bok dökerek cevap verdi. Amerikan devletinin deyim uygunsa içinden geçen Trump, Apprentice programındaki megalomanisindeki gibi halkın kullanımındaki pek çok sosyal destek programına bir kararname ile son verdi. Bunların içinde Medicaid gibi sağlık bakımı programları da vardı. Medicaid’de özellikle göçmenlere yönelik ayrımcı politikalarla sağlık sigortasına erişimin kısıtlanması, Amerikan halk sağlığına yönelik en büyük taaruzlardan biriydi. Meksika sınırına örülen duvarla göçmen mülteci geçişlerini önleme çabasına ilaveten, özellikle kaçak göçmenlere yönelik yardım programlarını yürüten eyaletlerin fonlarının kısıtlanmasıyla Amerikan yeni sağının yoksullaştırma programı daha da derinleştirildi.

Gıda yardımlarında da yemek karnesi olan SNAP programında çalışma zorunluluğu kapsamı genişletilirken, evsizler ve koruyucu ailelerin çocukları gibi en yoksullar yardımlardan mahrum bırakıldı. Okul yemeklerindeki kesintilerden, yerel gıda destekleri programlarındaki kesintiye kadar uzanan geniş bir neoliberal spektrum acımasızca hayata geçirildi. Neoliberal şirket devlet mantığında “yük” olarak görülen ve yurttaşları yurttaş yapan hakların bu biçimde tırpanlanması, konut ve belediye desteklerine kadar genişledi. Düşük gelirlilere kira yardımların da % 40 oranında bir azalma yaşandı. Bütün bu desteklerin “yük” olarak görülmesi, bir anlamda vatandaşlığın ilgası anlamını taşıyan neoliberal güvencesizliğin yaygınlaştırma operasyonuydu. Kapitalist bir ülkede yoksullar isyan etmesin diye uydurulan ve eşitsizliği içselleştirmeye yarayan sosyal yardım programlarının bu biçimde budanmasını, sadece mülteci nefreti üzerinden açıklamak hatalı bir tutum olur. Neoliberal güvencesizlik çağında sosyal desteklerin kesilmesi, aynı anlama gelmek üzere silahlanma ve militarizmin önünün açılmasıdır. Kapitalizmin militer sanayi sektörleri, devlet fonlarından daha fazla pay alabilmek için sosyal yardımların budanmasına ve bu kaynakların kendi kasalarına akmasına kendi sınıfsal çıkarları için sessiz bir onay sundu.

Trump ve SS’leri: ICE felaketi.

Trump yeni döneminde sosyal hizmetlerdeki işinde olduğu için televizyonlarda işini kaybeden, yaşamak için sürekli borçlanan insanların çaresiz feryatlarıyla dolu röportajlardan geçilmez hale gelirken, Minniapolis isyanı patlak verdi. Akademisyen Renee Good’un sivil haklar görevlisi olarak izlemek zorunda olduğu sokak protestolarında faşist aygıtın yeni polisi olarak inşa edilen ICE tarafından katledilmesini takiben Alex Pretti cinayeti de işlendi. Maktullerin beyaz ve orta sınıf Amerikalı olması, ABD ırkçılığının geleneksel siyah ve mültecilerin dışına taşması, terörünün en geniş spektrumuna beyaz orta sınıf Amerikalılara doğru genişlemesi, Trump karşıtı koalisyonu daha sıkı kenetledi. Epstein adasındaki pedofili vakası ise, çürümenin kokuşmaya dönüştüğünü ve bu yozlaşmanın müsebbiplerinin şaşmaz bir biçimde burjuvazinin en oligarşik ve gerici kanadı olduğunu gösterdi.

Trump’ın Epstein belgeleri nedeniyle sıkıştığı için İran’a yönelik saldırı başlattığı yönünde yapılan yorumlar yüzeysel olduğu kadar, enerji emperyalizmi için çıkarılan savaşlar tarihinden hiç nasiplenmemiş olmakla yakından ilgilidir. Klasik bir sağcının pragmatist, çıkarcı, makyavelist düşünce yapısının bütün kötü özelliklerini barındıran Trump, bu vasatlığın üretici bir figürü, bir rol modeli olduğunu belirtmek gerekiyor. Trump’ın suretinde kendini gören klasik sağ, faşist seçmen bu vasatla özdeşim kurabildi.

Trump ve yeni sömürgeci dış politika: “Donroe Doktrini”

Dış politikadaki felaketlerin teorik çerçevesini oluşturan Project 2025 ile özünde daha saldırgan, doğrudan sömürgeci bir dış politika izleneceği ilan edildi. Yeni faşizmin iktidar pratiğinde Dışişleri Bakanlığı’nda çalışan kariyer diplomatlarının işlerine son verilip, yerlerine MAGA ideolojisine bağlı sağcı bürokratlarla kadrolaşıldı. Örneklerini ülkemizde de gördüğümüz bu pratik, Amerikan Dış Politikasının çeşitli konularında uzmanlaşmış ve belli ölçülerde birikime sahip kadroların işten atılmasının yıkımı ağır olacaktı. Meksika Körfezi’nin adının değiştirilmesiyle başlayan emperyal meydan okuma, Savunma Bakanlığı’nın adının savaş bakanlığı olarak değiştirilmesiyle yeni bir boyut kazandı.

Venezuela Başkanı Maduro’nun haydutlama yöntemle kaçırılmasıyla devam eden yeni sömürgecilik, Grönland’ı zengin nadir element yataklarının şirketler tarafından yağmalanması nedeniyle ve Filistin’i bir “Riviera” olarak hayal eden sömürgeci fantazya, sınır tanımaz bir arsızlığın adresi olduğunu rant yağmasını gösteren videolarla ortaya koydu. Türkiye ile ilişkilerde ise Rahip Brunson için Erdoğan’a yazdığı aşağılayıcı mektupla alınan sonuç, Trump’ın iyice küstahlaşmasına neden oldu. Bilinen bütün diplomatik teamülleri yıkmasıyla tanınan bu megaloman, sadist bir gaddar olarak Suudi Arap şeyhlerle düzenlediği bir tür kılıç şovla da utanmazlıkta herhangi bir sınırının olmadığını kanıtladı. Geleneksel düşman Küba’nın Venezüela’nın petrol kaynaklarının kontrol altına alınmasıyla akaryakıttan mahrum bırakılması, hastanelerde ameliyat için bekleyen, aralarında çocukların da bulunduğu onlarca hastanın ölümüyle sonuçlandı. ABD emperyalizminin insanlığa karşı işlediği suçların bir diğeri olan ambargo, gönüllülerin gemisiyle ve Rusya’nın uluslararası sulardan gönderdiği akaryakıt tankeriyle delindi.

Trump AB üyelerini bir askeri mafya olan NATO’ya, daha fazla ödeme yapmaları konusunda sıkıştırmaktan, baskı uygulamaktan ve tehdit etmekten çekinmedi. Kameralar önünde haşladığı Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’ye yönelik öfkesi, savaşın bir noktada kilitlenip kalmasının da sonucuydu. Bir iş adamı olarak Rusya ile NATO arasında ilan edilen vekalet savaşına kâr-zarar ekseninden bakması, onun patetik bakış açısının özetiydi. Tahammül ötesi bir dille Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’a yönelik cinsel fanteziler içeren bir dille seslenmesi, kızgınlığının kontrol edilemez öfkesinin ve tehlikeli narsizminin dile yansımasıydı.

Epik öfkeden, stratejik yenilgiye: İran fiyaskosu

İran savaşında da kimsenin beklemediği bir biçimde üstelik devam eden ve imza aşamasına gelen diplomasi masasını da yıkarak İsrail’le başlaması öncü göstergeleri iyiden iyiye ortaya çıkan Amerikan hegemonyasının yıkılma emarelerini daha da belirginleştirdi. Hürmüz Boğazı’nda kilitlenen savaş, ABD emperyalizminin stratejik yenilgiye sürükleyerek tam bir fiyaskoyla sonuçlanacak gibi. İran Savaşı’na lojistik destek sağlayan Rusya ve Çin’in de işin içine dahil olmasıyla bölgesel bir nitelik kazanan savaşın, sonuçlanmasının önündeki en büyük engellerden birinin Trump tarafından tasfiye edilen kariyer diplomatları olduğu da anlaşıldı. İşten kovulan sadece diplomasi değil, onun yarattığı gelenekler ve dünyanın en militarist gücü olmasına karşın bunun da bir sınırı olduğunu bilecek siyasi müktesebat olduğu netleşti.

Konuştukça batan Trump ve deliler kabinesinin İran savaşının ABD halkına çıkardığı korkunç fatura da netleşmeye başladı. İran savaşının ayda 11.5 milyar dolar gibi devasa bir bütçeyi yok ettiği kayıtlara geçti. Trump ve avanesi stratejik hedefi rejim değişikliği olan İran Savaşı’na “operasyon” adını vererek ABD yasalarının çevresinden dolaşmayı denediyse de bunun bir savaş olduğu herkes tarafından biliniyor. ABD Başkanı’na 60 gün süreyle kongreye başvurmadan verile n savaş çıkarma yetkisinin bitimine 2 hafta kala bütün planların iflas ettiği, İran’da rejim yara alsa da bütün körfez ülkelerini ve İsrail’i vurabilecek kapasiteye sahip olduğu görüldü. Kara harekatına karşı çıkan Pentagon’un üst düzey komutanlarının görevden alınarak yerlerine MAGA’cı faşist kölelerin atandığı bir dehşet treni izliyoruz. Dehşet treninin menzilinde artık treni durduracak ne bir emniyet freni var, ne de duracağı bir istasyon. İran hava savunmasını çökerttik yalanını söyleyen burjuva tekelci medyanın iki F-15 uçağı ve helikopterinin düşürülmesi sonrası üç maymunu oynaması, yalanın en koyu biçimi olan propagandayla da bir yere kadar gidilebileceğini gösteriyor. Gerçekler eninde sonunda ortaya çıkarken soykırımcı Epstein koalisyonunun soykırımcı üyesi siyonistlerin lideri Netanyahu’nun ölü taklidi yaptığı görülüyor. İsrail önemli bütün savunma merkezlerini ve ekonomik varlıklarını yitirmekle kalmadı, ordusu içinde intihar vakalarıyla başa çıkmaya çalışıyor. Militarizm ve siyonizmin kirlettiği Musevilerin zenginleri başka ülkelere hicret ederken, yoksulları sığınaklarda çile dolduruyor. NATO üyesi bütün Avrupa ülkelerinin kendi hava sahalarını ABD uçaklarına kapamaları ile başlayan büyük yarılma, gerici faşist ABD Başkanının düştüğü zavallı durumun bir kanıtıydı. İspanya’nın başlattığı Amerikan karşıtı dış politika tutumu, kısa sürede diğer AB ülkeleri tarafından da mecburen benimsendi. Mecburen diyoruz çünkü Hürmüz boğazının kapatılmasıyla enflasyon soygununa verilen yol, bir de savaş karşıtı kitlesel protestoları kaldıramaz. Tecrübeli Avrupa burjuvazisi bu gerçeğin farkına vardığından şimdilik ABD karşıtı bir pozisyon aldı. AB’nin Trump’ı terk etmesi, ABD-AB arasında Ukrayna savaşı’ndaki anlaşmazıktan neşet ediyor. Öte yandan bu durum, stratejik yenilginin çöküşe doğru gittiğinin bir kanıtı. Dehşet treni nerede durur, Cassandra’nın Geçidi filminin finalindeki gibi çürük köprüden boşluğa yuvarlanır mı ? Bilen yok. ABD tarafının İran’dan talep ettiği ateşkes, üstünlüğü ve inisiyatifi ele geçiren İran-Rusya-Çin tarafından reddedildi. Böylece hem askeri üslerini, hem Körfezdeki teknoloji tekellerini hem İsrail’i, hem de Körfez ülkelerini kaybeden ABD emperyalizminin geri çekilemeyeceği bir Meksika açmazına sürüklendiği de ortaya çıktı.

Hepsi yaralar sonuncusu öldürür. Mozaiklenmiş bir fotoğrafta nükleer bomba butonuna basmak üzere olduğunu gösteren resim, neofaşizmin uç noktasında dünyayı ne gibi bir tehlikenin beklediğini gösteriyordu !

Muarızları tarafından “kaba”, “görgüsüz”, “küstah”, “sapık” ve “maganda” gibi sıfatlarla anılan Trump, aslında emperyalizmin ta kendisi. Emperyalizmin kültürel yozlaştırmasının bu en rafine sağcı lideri, emperyalizmin ne olduğunu anlamakta zorlananlara harika bir idrak yolu açıyor ! Bu aynı zamanda liberal körleşme sonucu emperyalizmin ve kapitalizmin demokrasinin ön koşulu olduğu gibi bir yanlış düşünce yapısına sahip olanlara iyi bir ders niteliğinde. Emperyalizmin ve piyasacılığın son hali neoliberalizmin demokrasi, insan hakları ve hukuk gibi şeyleri sorun etmediğini, kontrol ve yönlendirme yetenekleri azaldığında bu bagajdan kolayca sıyrılabilecek kadar esnek ve pragmatist yapıda olduğunu defalarca göstermedi mi ?

Hala yeterince ayılmamış olanlara herhangi bir utanması, insani sosyal hiçbir değeri olmadığını göstererek biz aslında buyuz ortalama vasat bir Amerikan sağcısı benden daha fazlası değil mesajıyla zuhur eden Trump kadar öğretici bir malzeme olamaz. Emperyalizm dünyayı uzunca bir süre “demokrasi”, “liberalizm”, “özgürlükler” ve “sivil haklar” gibi türlü çeşit ideolojik maskeler ve kendi kültürel değerlerini benimseterek yönlendirdi ve yönetti. Ama artık o eski gücüne sahip olmadığından, bu kavramların içini boşaltarak kurduğu hegemoyayı süratle terk ederek gerçek encamını göstermeye başladı. İlla bir milat arayanlara Irak Savaşı’ndaki Ebu Gureyb hapishanesindeki fotoğrafları hatırlamalarını tavsiye ederiz. Ama emperyalizm bundan önce de neye benzediğini Vietnam’da yakıp yıktığı köylerde katlettiği sivil Vietnamlılarla ve teslim olmak üzere olan Japonya’ya üst üste attığı iki atom bombasıyla emperyalizmin nasıl kitlesel bir kıyım makinesine dönüştüğüyle gösterdi. İran savaşına bahane edilen nükleer silahlanma yarışı, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan iki atom bombasının zehirli hediyeleridir.

2008’deki Üçüncü Büyük Depresyon ve Çin’e kaptırılan mevziler, yani Amerikan hegemonyasının zayıflaması ve kontrol ettiği önemli pazarları rakip kapitalistlere kaptırması, bu maskeleri düşürdü ve Trump gibi bir patetik figürün doğmasına neden oldu. Klavyemiz ve düşüncelerimizin elverdiğince açıklamaya çabaladığımız bu somut bağ ve aradaki diyalektik ilişkinin ortaya büyük bir netlikle konulması, uluslararası hukuk kurumlarının ve normlarının neden aslında boş bir gösterge olduğunu anlamak için kilit önemdedir. Emperyalizm ve kapitalizmi dengeleyen sosyalist bir sistemin yokluğunda dünyanın geri kalanına terör ve sömürüden başka bir yol olmadığını gösteren emperyalizm böylece gerçek sınıf niteliğini Trump’ın pratiğinde ortaya koyuyor. Sosyalistler tarafından sürekli vurgulandığı halde yeterince anlaşılamayan gerçeklik emperyalizmin bütün maskeleri düşerken, Trump’ın yükselmesi, Trump’ın kişilik özelliklerinden çok, bu temel çelişkinin kaçınılmaz bir sonucudur. Deyim uygunsa tencere yuvarlanmış kapağını bulmuştur.

Trump’ın iktidara gelmesi, beyaz Amerikan ırkçılığının ölü kedi sıçramasıydı. Sıçradı ama görüldü ki bu sıçrama bile kapitalist-emperyalizmin içine düştüğü bunalımları daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramadı. No Kings ve Fight Oligarchy eylemleriyle sokağa dökülen binlerce demokrat Amerikalı’nın haklı protestoları, esasen bu somut gerçeğin nihayet doğru kavranmasıyla ilgilidir. Amerikan komünistleri ise sokağa dökülen demokrat Amerikalıların “bu tahtrevalli oyununun diğer kutbunu ve suç ortağını oluşturduğunu, sınıfsal bir örgütlenme olmadan Amerikan kapitalizminin yıkılamayacağı” yönündeki eleştirileri, nihayet bütün her şeyi belirleyen uzlaşmaz sınıf çelişkilerinin de somutlaştığını gösteriyor.

Trump, Fox, CNBC, Wall Street ve Texaco ile silikon vadisi tekelleri olan Google, Apple vb gibi devasa şirketlerin ekonomik-siyasi programını uygularken, neoliberal kapitalizmin sınırsız sömürme arzusunun vücut bulmuş hali olduğunu kanıtlıyor. Ofisinde düzenlediği o evanjelist ayin ve patetik kişi tapıncını şovunun malzemesi yapması ise esasen şeyhe arzu duyan müridin şeyhle beraber çürümesidir. Henüz yeterince bilince çıkarılmasa da, bütün bu olayların kökeninde neoliberal şirket devletin yeni ahlaksız, sapık ve megaloman liderinin sınır tanımaz operasyonlara girişmesinin kökeninde Amerikan kapitalizminin derin bunalımı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Dünya bu nevi sapıklarla yeni tanışmıyor. Caligula, Hitler ve Mussolini’den başlayarak Trump’a kadar uzanan ağır bir sömürü ve yabancılaşma zincirinin efendilerinin baskısı, üretenlerin kendi iktidarlarını yani sosyalizmi kurana kadar devam edecek gibi görünüyor. Kaleme aldığımız bu yazı, esasen yöneten-yönetilen çelişkisinin ortadan kaldırılacağı bir aşamada insan toplumlarının kimseden beklemeden kimseyi de beklemeden harekete geçtiği anda gerçekleşeceğini gösteriyor.

Umut kaçınılmaz gelecektir: Oaxaca’nın çağrısı

Amerikan kapitalizminin sınıfsal saldırısı, muarızlarını tek cephede buluşturuyor. Sanders ve Oaxaca ile ortaya çıkan muhalefet cephesi, yukarıdan aşağıya değil, dışarıdan içeriye sloganıyla demokratik sosyalizm programını savunuyor. Burada özellikle altını çizmemiz gereken konu Oxaca’nın özyönetim, öz savunma çağrısıyla Amerikan iç siyasetinde üçüncü bir alternatifin ortaya çıktığını gösteriyor. Henüz hegemonya kuramayıp siyasi bir odak haline dönüşemese de, Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasına sıkışan ve bu nedenle çürüyen Amerikan siyasal alanına yapılan bu çağrı yanıt bulabilir.

ICE saldırılarına karşı mahalle savunma komitelerinde hayat bulan direniş pratikleri, MAGA’cı faşistler tarafından “iç düşman” olarak tanımlanan mülteci emekçileri yan yana getiriyor. Trump’ın faşizan şovuna karşı gerçek alternatif, ne neoliberal Demokratların sahte nezaketi ne de sadece sandık bekleyen bir pasifizmdir. Alternatif; Sanders’ın kitlelere aşıladığı ‘milyarderler sınıfı’ nefretini, 2006’da Meksika’da kapitalist merkezin baskı ve sömürü politikalarına karşı ortaya çıkan ve bütün siyasi akımları başarıyla bir araya getiren Oaxaca’nın barikatlarından ve halk meclislerinden süzülen doğrudan demokrasi pratiğiyle birleştirmektir. ‘No Kings’ eylemleri, sadece Beyaz Saray’daki tiranı devirmeyi değil; sokak sokak, fabrika fabrika örgütlenen, hiçbir ‘Kral’ın (ne siyasi ne ekonomik) hükmünün geçmediği yeni bir toplumsal sözleşmeyi, yani Amerikan Komünleri’ni müjdelemektedir. Bu yolun açılması durumunda, Amerikan halkının ve emekçilerinin muazzam üretim kapasiteleriyle dünya savaşlarına değil barışına hizmet edeceği kesindir.

Diğer Yazılar

Yoksulluk

BİR İSTİBDATIN GÜN BATIMI: GERİLEN İPLER, KOPAN İPLER.

Ümit ÖZDEMİR / 01.04.2026 Kritik soruyu Özgür Özel sordu. Mafya mısınız ulan siz ? Kaba …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir