HÜSRAN VE ÇÖKÜŞ: ŞER İTTİFAKLARI DAĞILIRKEN.

 

Ümit ÖZDEMİR / 20.03.2026

@masumlevrek

ABD emperyalizmi İran savaşının altında kaldı. Kelimenin bütün anlamlarında iflas yaşanırken, gizlenmeye karartılmaya çalışılan bütün gerçekler birer ikişer ortaya çıkmaya başladı. Felluce kasabı olarak da bilinen, rejimin sadık adamı Joe Kent’in istifa dilekçesinde işaret ettiği İsrail’e kölelik eleştirisi, sadece Kent’e ait bir eleştiri değil, İsrail’den kurtulmak isteyen geniş halk yığınlarının ve bunun siyasi arenada kendini gösterecek olan temsilcilerinin taleplerini dile getiren bir muhtevaya sahip. Terörle “mücadeleden” sorumlu kişi olarak emperyalist terörün örgütleyicilerinden biri olan Kent’in kendini aklama çabası olarak da okuyabileceğimiz sosyal medyaya düşen istifa dilekçesi, yüzeye çıkan bütün somut çelişkilerin berraklaşmış haliydi.

Karanlık odaklar tarafından Türkiye’nin güç durumdaki İsrail ve ABD Epsteinci soykırımcı şer ittifakına İran savaşına destek vermesi için tezgahladığı saldırıların ifşa edilmesi, hüsranlar serisine bir yenisini ekledi. Gazeteci Mehmet Ali Güller’in paylaşımında işaret ettiği üzere; İran füzelerini taklit eden füzelerin Türkiye’ye doğru fırlatılması, provokasyonun kuşkuya yer bıramayacak bir açıklığa kavuşturdu. ABD emperyalizmi ve Trump’ın izlediği dış siyasetin basit bir özeti olan faşist buyrultu ve anglosakson kibrinin bir uzantısı olarak otoriter sağcı siyasetin çökmesi, etkileri sadece ABD ile sınırlı kalmayacak bir dizi yeni çelişkiye sebep oldu.

Çığ Etkisi” Hürmüz Sorunu ve olası sonuçları

Çığ etkisi olarak tanımlayabileceğimiz bu stratejik yenilgi, ABD’nin borçlarını başka ülkelere ihraç ettiği petro-dolar sisteminin de sonu anlamına geliyor. Stratejik yenilgi, 1944’de Keynes’in bütün itirazlarına ve alternatif önerilerine rağmen, imzalanan Breton Woods anlaşmasıyla kapitalist tefeciliğin kurumlarını IMF ve DB’yi kalıcı hale getirdi. 1971’de ilk sarsıntısını yaşayan bu uluslararası tefecilik ve yağma modelini ayakta tutan faktör, ABD emperyalizminin silahlı askeri aygıtıyla kurduğu baskıydı. İran savaşının depresyonu bu askeri baskı ve yönlendirme aygıtlarının iflas ettiğini ilan etti. Çöküş emperyalizmin “Amerikan rüyasının” başka ülkelerin kabusuna dönüşmesine neden olan hakim para birimi doların aniden değil ancak bir kar topunun yuvarlanarak terk edilmesi misali, tedricen terk edilmesiyle sonuçlanabilir. Böyle bir şey gerçekleşirse, esasen emperyalist para ve borçlandırma birimi olarak tasarlanan doların çöpe dönüştüğü görülecektir. Çöp para biriminin yani tıpkı Alman kapitalizmini ve Weimar Cumhuriyetini çökerten ve temel semptomları arasında yüksek faizli borçların yer aldığı devasa borç dağının ödenememesinin, eninde sonunda Amerikan ekonomisini çökerteceğini ön görmek için kahin ya da alim olmaya gerek yok.

İran tarafından Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla mesele artık kimsenin uzun süre elinde tutamayacağı “sıcak patatese” dönüştü. Bu eylemin ekonomik boyutları çok ağırdır. Enerji uzmanları Hürmüz’ün kapatılması sonucu piyasaya sürülen 400 milyon varil petrol rezervini piyasaya sürülmesiyle rezervin mevcut dünya tüketimine en fazla 2-3 hafta yeteceğini söylüyorlar. Şimdilik savaş nedeniyle suni olarak yükseltilen petrol varil fiyatıyla elde ettiği kârlardan memnun olan kapitalist petrol tekellerinin pembe rüyası uzun vadede bu çok daha büyük bir kabusa dönüşme potansiyelini içinde barındırıyor. Tedarik zincirini koparan, lojistik ve üretim için gerekli akaryakıt rezervlerinin trajik biçimde düşmesi, görülmemiş bir enflasyonla sonuçlanacaktır. İsyanların ve çatışmaları derinleştirecek enerji arzı kesintisi, ABD ve İran arasındaki arabuluculuk çabalarını hızlandırabilir. Bu arada Batı dünyasından dışlanan Rusya fırsatı ganimet bilip hem Ukrayna meselesinin kendi istediği şekilde çözümünü dayatabilir, hem de Avrupa Birliği ülkeleriyle yeni enerji anlaşmaları imzalayabilir. Bu seçeneklerin tamamının hayata geçirilebilmesi, Avrupa’nın NATO ve ABD üslerinden kaynaklı provokasyonların ortadan kaldırılmasıyla yakından ilgili. Boru hatlarının tamiri ve Rusya’dan ucuz petrol ve doğalgaz teminiyle AB bölgesinin sanayi devlerinin bekası için 2. Dünya Savaşı sonrasında oluşan saplantılı güvenlik doktrininden çıkılması şart. NATO’nun dağılmasıyla Rusya’nın çerçevelenmesi siyaseti terk edilirse, enerji koridorları üstelik Orta Asya gaz ve petrol rezervlerinin denkleme eklenmesiyle gaz ve petrol fiyatlarını, yani aslında enflasyon ve üretim maliyetlerini düşürecektir. ABD emperyalizminin hiç istemediği, AB’yi zayıflatmak ve bölmek için elinden geleni yaptığı bir sürecin aktörleri ortaya çıkmaya başladı bile. Fransa’da Macron neoliberalinin seçim yenilgisi, ülkenin aşırı sol ve aşırı sağ arasında kutuplaşmasıyla neticelendi. Bunda hiç kuşkusuz neoliberal saldırı dalgalarının ve Fransız emekçilerine tek taraflı dayatılan neoliberal programın büyük etkisi vardır.

Taktik Yenilgi ve “İç Cephedeki” Çatlaklar

ABD-İran-İsrail savaşıyla ABD emperyalizminin taktik yenilgisi de söz konusu. Taktik yenilgi, ABD militarizminin sembollerinden biri olan Gerald Ford uçak gemisinin yüzen bir hurdaya çeviren füze saldırılarıyla dokunulmaz olmadığı görüldü. Gerald Ford Girit açıklarına demirlemek zorunda kaldı. Öte yandan sürekli el yükselterek nükleer silah kullanımıyla 3. Dünya Savaşı’nı zorlayan faşist Trump’a açılan soruşturma ile liberal gemleme çabası, ABD’nin iyice zayıflayan hegemonyasını iyiden iyiye yok edecek bir dizi gelişmeyi tetikledi bile. Azil sürecine daha önce deneyip başarılı olamadığı darbeyle karşılık vermesini beklediğimiz Donald Trump ve MAGA’cı faşistler ve ona engel olmaya çalışan liberaller arasındaki sınıfsal kutuplaşma ABD’nin baskı ve kontrol siyasetinde geri dönülemez hasarlar yaratacaktır.

Savaşın uzaması ve enerji rezervlerinin 3-4 hafta içinde bitmesi durumunda ABD’li vatandaşların benzin fiyatlarının artmasıyla enflasyona ezdirilmesi, Trump ve MAGA’cı faşistlerin zemin ve meşruiyet kaybetmeleriyle sonuçlanabilir. Bir çelişkiler yumağında ipin ucunu bulmaya çalışan soykırımcı Epstein şer ittifakının, kaotik hamlelerinin menzilinde siyasi bir yenilgi de var. Kasım 2026’daki ara seçimleri kaybetmesi neredeyse kesinleşen Trump ve MAGA’cı faşistlerin kendilerini Hürmüz Boğazı’nı açmak için her yolu denemeleriyle sınırlandırdığı sahte zaferi, azil sürecine giden yolu açtı bile. Öte yandan Trump’ın savurduğu tehditler ve züccaciye dükkanına giren fil misali, bütün teamülleri yok eden şantaj siyaseti sonucu, Orta Doğu ve Avrupa’daki bütün siyasi aktörlerin, tamamının güvenini ve desteğini kaybetti. Trump ve adamları son olarak askeri mafya NATO’nun da “İran işinde yokuz” minvalindeki açıklamasıyla yeni bir hayal kırıklığı ve hüsran daha yaşadılar. MAGA’cı faşist Trump’ın devam ettirdiği neoliberal yağma rejimi, kendine sürekli yeni düşmanlar ve suç ortakları ararken, son olarak Küba’ya yönelik ambargoyu sertleştirmeleriyle Küba’da ciddi bir sosyal krizin yaşanmasına neden oldukları ortaya çıktı. Küba, Venezuela’nın düşürülmesi ile ihtiyacı olan benzin ve motorin kaynaklarına ulaşamıyor. Gelen haberler arasında ameliyatların bile yapılamadığı bilgisinin olması, vaziyetin vahametine işaret ediyor.

İkinci bir Domuzlar Körfezi çıkarmasıyla “Küba sorununu” tamamen çözecekleri minvalindeki açıklamarıyla faşist Trump ve avanesi, esasen hedef saptırmaya dikkatleri strarejik yenilginin olası sonuçlarından kaçırmaya çalışıyor. Stratejik yenilgiye sebep olan Vietnam Sendromu ve 1971’de Nixon tarafından ilan edilen neoliberal ekonomik model ile kapitalizmin krizinin ertelenmesi, krizi ertelemek ve bağımlı ülkelere fatura etmek için tezgahlanan darbeler ve doğrudan savaşların da sınırına gelindi. O sınırda ortaya çıkan tablo, Atlantikçi kapitalizmin doğudaki taklitçi rakipleri tarafından yenilgiye uğratıldığı gerçeğidir. Yine de bütün bu toplamdan özgürlükçü bir yöne gidileceği gibi bir beklentiye kapılmamak gerekiyor. Çünkü ABD’nin kapitalist rakiplerinin amacı daha fazla özgürlük ve bağımsızlık değil, tam aksine iplerin Çin ve Rusya gibi yeni kapitalistleşen ülkelerin elinde olduğu yeni bir kukla düzeni. Çin-Rusya ve İran’ın başını çektiği Avrasya ittifakı, ABD’nin bütün dünya üzerinde özellikle 2. Dünya savaşı sonrası kurduğu askeri-mali ve ekonomik kuşatmayı kırıp, yerine başka bir kapitalist sistemi oturtmak istiyorlar. Yani her durumda kapitalist sistemin restorasyonunun yeni aktörleri beliriyor.

Kuklacıların savaşında İsrail kuklasının yenilgisi, İsrail devletinin sapık siyonist ideolojisinin bir sonucudur. İsrail’in gerek insan kaynakları ve gerekse ekonomik olarak kontrol edemeyeceği bir alanı işgal etmesiyle başlattığı amok koşusu, siyonistleri tam bir bataklığa sapladı. O kadar öyle ki sıradan İran ile girişilen ve misilleme hastalıklı mantığına dayalı savaş yüzünden sıradan bir İsrail’li yaşamak için en temel gereksinimlerini karşılayamaz hale geldi. İran’ın Avrasyacılar tarafından bir savaş ülkesi olarak sahaya sürülmesinin Atlantik kapitalizminin muarızı olan İsrail, artık kendi vatandaşına bile zulmetmekten çekinmeyen bir ülke kıvamına geldi bile. Öte yandan İran’ın 20. gününe giren savaşta tam bir pirus zaferiyle elde ettiği kesinleşti. Beka savaşına giren Molla rejimi, bütün önemli siyasi aktörlerini kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda iki kat daha fazla sömürülmemek için arkasına aldığı halk desteğiyle, savaşı bütün bölgeye yayma stratejisinin kurbanına dönüştü bile. Bütün Arap ülkelerini karşısına alan ve çığrından çıkan füze saldırılarıyla İran’ın pirus zaferi, ambargo nedeniyle zaten iyiden iyiye zayıflayan ve karaborsacılıkla yeraltına inen Velayet-i Fakih kapitalizminin sömürü yoluyla yarattığı çelişkileri şimdilik erteledi. Yine de elde ettiği pirus zaferiyle ekonomik ve siyasi yönden Çin ve Rusya’ya daha fazla bağımlı bir kuklaya dönüşmesini ön gördüğümüz İran’ı yakın gelecekte pek de hayırlı bir gelecek beklemiyor.

İç Cephede” Çatlak: Akın Gürlek Vakası

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açıkladığı 12 tapu ile Adalet Bakanı yapılan Akın Gürlek’in 192 sene çalışsa elde edebileceği, yani aslında çalışmadan kimbilir neler yaparak elde ettiği bir emlak portföyüne sahip olduğu gerçeği ortaya çıktı. İran savaşı dolayısıyla saray rejimi tarafından vaaz edilen “iç cephe” fantezilerine fiilen destek veren Dem Parti ve liberal kadrosunun taban kaybı yaşamaya başladığı da görülüyor. Bütün siyasi tezleri iflas eden liberalizm ve sol liberalizmin partileşmiş hali olan Dem Parti’nin “iç cepheye” katılmasının olası etkilerinden biri de Diyarbakır’da yaşayan Z Kuşağı gençlerinin sahipsiz kalmasıdır. Bir sokak röportajında, insanın en temel iki ihtiyacı olan iş bulma ve soyunun devamı için evlilik koşullarını yerine getiremediği için büyük bir depresyon yaşadığı her halinden belli olan gencin dile getirdikleriyle tasvir ettiği duygu dünyası, sadece ona ait duygular değil. “Annem evlenmemi babamsa iş bulmamı istiyor ne yapacağımı şaşırdım” diyerek yaşadığı açmazı dile getiren gencin bu durumu, üniversiteyi bitirse bile en iyi ihtimalle kuryelik, en kötü ihtimalle inşaat işçiliği yapma arasında bir tercihe zorlanan geniş gençlik yığınlarının neoliberal güvencesizlik sonucu yaşadığı sınıfsal öfke ve ikilemin dile getirilmesiydi. Bunlara ilaveten geleceğini yurt dışında arayan ancak bu imkanların giderek azaldığını gören gençlerle, saray rejimine direnmekten başka bir seçeneği olmayan geniş gençlik kesimleri, siyasal alanda söz sahibi olmak için yan yana geliyor ve çoğalıyorlar. Saraçhane’deki 18 Mart darbe karşıtı mitinginin bu denli yığınsal olmasının görünür nedenlerinden biri de esasen bu sınıfsal-sosyal kutuplaşmadır.

Neoliberalizmin sonu sosyal adaletin inşası zorunluluğu

Neoliberal güvencesizliğin Türkiye’de yaşayan bütün toplum kesimlerini derinden etkilediği, suç oranlarını patlattığı derin bir yabancılaşmayla anomiye sürüklediği görülmek zorunda. Liberal körlüğün yavaş yavaş dağıldığı bu aşama, hayli enteresan sonuçları olan bir dizi gelişmeyi tetikledi. 19 Mart darbesine direnen bütün genç kuşaklar sadece diploma hakkının gasp edilmesine, kayyum rektörlere karşı direnmiyor aynı zamanda kendilerine neoliberal kabusu yaşatanların da sorgulanmasına hizmet ediyor. Bu sorgulama eğer bir siyasi harekete örneğin öz yönetime dayalı demokratik solcu halkçı bir harekete doğru evrilirse, bu hiç kuşkusuz burjuva siyasetini de derinden etkileyecek bir dizi yeni çelişkiye sebep olacaktır. Bütün bunları inkar eden saray rejiminin, kesintisiz bir biçimde uyguladığı neoliberal saldırı programının sınıfsal sosyal çelişkileri bastırmak için uydurduğu “iç cephe” ideolojik yönlendirmesi, yolsuzluk, rant ve rüşvetin yoksulluğumuzun ve yaygın işsizliğin gerçek sebebi olduğunun nihayet doğru kavranmasıyla boşa düşüyor. Saray rejiminin kendi bekası için geliştirdiği dış düşmana karşı “iç cephenin” takviyesi tezi, uyduruk Silivri duruşmalarıyla trajedinin kara komediye dönüştüğüne işaret ediyor.

Ortada 7 dakika süren Kafkaesk duruşmalar ve baskıyla, şantajla, tehditle alındığı için tel tel dökülen itirafçıların ifade değiştirmeleriyle tam bir kaos yaşanıyor. Silivri kaosunda içi boş iddianamelerden, asılsız ve mesnetsiz suçlamalardan ve kuru iftiaralardan başka bir şey yok. Bu yokluk ve sefillik, gazetecilerin duruşma salonunda duruşmaların seyrine dair ortaya koydukları haber emeğine karşı fiili engellemelerle iyice sırıtmaya başlarken, halkın yoksulluğu pahasına saray rejiminin eşik bekçilerinin nasıl zenginleştiğini de kuşkuya yer bırakmayacak bir netlikte ortaya koyuyor ! 19 Mart darbesi, halkın direnişiyle boşa çıkarılırken, yeni rejimin kurucu öğesi olarak tasarlanan Silivri ‘deki İBB duruşmaları da darbeye karşı direnişin yeni rejimin final dokunuşlarını tamamlayamayacağını gösteriyor. 19 Mart darbesine karşı gelişen direnişin ortaya koyduğu kolektif irade, CHP’nin örgütsüzlükteki ısrarı sebebiyle toplumsal muhalefeti cephe siyasetinde buluşturamasa da, Gezi isyanıyla başlayan ve Saraçhane direnişiyle yeni boyutlar kazanan kolektif iradeyle saray rejiminin yenemeyeceği bir güce dönüştü bile. Direniş, CHP’nin sol liberalizminin zayıflatıcı siyasal etkisinin fersah fersah ötesine geçti.

Direnişin zaman zaman sınıfsal bir içeriğe kavuşması, herhangi bir politik önderliği olmasa bile ortaya koyduğu kolektif iradeyle meydan okumasının yarattığı pozitif etki, saray rejiminde tam bir çözülmeye işaret ediyor. Saray rejiminin giderek azalan manevra sahasında yapabileceği en iyi şey, bagajlarından kurtulması, belki de emniyet sübabı olarak erken genel seçime gitmesiydi. Ancak saray rejiminin sahiplerinin ısrarla ve gerici inatla toplumu kutuplaştırma siyasetini takip etmeleri kendi sonlarını hızlandırmaktan başka bir şeye yaramaz. Bir provokasyon dizisi olduğu her halinden belli olan Aynı Yağmurun Altında dizisinin yayından kaldırılması ve İstiklal Marşı’nın Karaman’da Arapça okunmasının yarattığı büyük infialin altında kaldılar.

Hüsran ve Çöküş: Debelenenler ve Stratejik Yenilgi

Başa dönersek ABD emperyalizminin kimi militarizm mefrunlarının nükleer savaşa kadar varabilecek el yükselitmesi ve tırmandırma siyaseti ise Rusya ve Çin’in kurduğu nükleer dehşet dengesi sebebiyle imkansız görünüyor. Kapitalizmin bütün dünyayı yok edecek bir nükleer kıyameti göze alamayacağı gerçeği bir yana, zaten kapitalist ekolojik çöküşün hızlanmasına hizmet edecek nükleer savaş tehdidi, Neoliberal standart modelin yok ediş yok oluşunun da çılgınlık sınırında duruyor. Bu yüzden geçen yazımda da gösterdiğim üzere, nükleer karşıtı muhalefetin örgütlenmesi, nükleer silahların ortadan kaldırılması ile bu silahların geliştirilmesi adına israf edilen mali kaynakların yeniden halkların refahına harcanması sosyalist solun savunması ve yeniden hatırlaması gereken bir siyasal içeriktir.

ABD emperyalizminin stratejik yenilgisi, sonuçları hesap edilmesi epey bir zahmet ve emek gerektiren içeriğe sahiptir. Böylece 2. Dünya Savaşı’nın sonunda Stalin ve SBKP’nin de apolitik tavrıyla dayatılan ve baştan bir sömürü aracı olarak kurgulanan Breton Woods ile vedalaşılmasını bekleyebiliriz. Böylece bölgesel para birimleri, alternatif ödeme sistemlerinin ve kambiyo rejimlerinin gelişmesi mümkün görünüyor. Son toplamda bu durum, otonom siyasi-ekonomik eğilimleri besleyebileceği gibi, ABD baskısı ve yönlendirmesinden kurtulan ülkelerin bir tür pakt siyasetine ve bölgesel işbirliklerine de yönlendirebilir. Siyasal islamın giderek zayıflayacağı bu dönem, kalkınmaya dayalı seküler milliyetçi ve solcu-halkçı rejimlere yeni şanslar verileceğine işaret ediyor.

İspanya ve Felipe Gonzales’in uyguladığı evrimci sosyalizmin başarılı bir rol model olarak temayüz etmesi, bu beklentilerin maddi koşullarının olgunlaştığını gösteriyor. Dış politikada entelektüel yeteneklerin, tarihsel bilgi birikiminin yeniden geçer akçe olması beklenebilir. Savaşsız, etnik çatışmasız bir dönem, Amerikan üslerinden arındırılmış bir Orta Doğu ve Türkiye, neden olmasın ? Eğer bu gerçekleşirse Türkiye’nin bütçe kaynakları üzerinde sürekli bir yük ve sömürü aracı haline gelen NATO askeri harcamaları, halkın gerçek ihtiyaçlarına yönlendirilebilir. Siyaset tam da bu noktada gereklidir, çünkü sadece halkın kendi vergilerinden yaratılan bütçenin nerelere harcanması gerektiğine kendi karar vermesi, sol, sosyalist siyasetin temel ve kurucu hegemonyasına dönüşebilir.

Diğer Yazılar

ÜZGÜNÜZ SİZE ULAŞAMADIK: YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN GÜVENCESİZLİK

Ümit ÖZDEMİR / 04.05.2026 Film PDF (Parcel Delivery Fast) şirketinde bir iş görüşmesi sahnesiyle açılır. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir