ROJAVA KÜRTLERİN KIRMIZI ÇİZGİSİDİR !

Mert Yıldırım / 20.07.2025

Bunu anlamak için Rojava’nın nasıl ortaya çıktığını hatırlamak gerekiyor.

2011 yılında Suriye iç savaşı başladığında Kürtler kendi bölgesinde öz savunmaya geçtiler. Sadece öz savunma direnişine geçmediler, bununla birlikte gelecek tasavvurunu pratikleştirdiler. Bunu üç temel prensip üzerinden yürüttüler.

Birincisi, ulusal değerlerine ve kimliklerine sahip çıktılar.

İkincisi, “Üçüncü yol” adı verilen “Denge stratejisini” izlediler.

Üçüncüsü ise Ortadoğu’nun pek tanışık olmadığı ölçüde demokratik teamüllerde ısrar ettiler.

Bütün bunlar şimdilerde “Entegrasyoncu” diye “Eleştirilen” Kürt hareketinin ve onun önderliğinin savunduğu perspektifin sonucudur.

Elbette konjonktürün önemi büyüktür. Ama asıl büyüklük konjonktürü okumak ve buna göre posizyon almaktır. En büyük maharet budur.

Konjonktür hem iç hem dış durumun toplamını ifade eder. Ve Konjonktür oluşmadan toplumsal alt-üst oluşlar ve dönüşümler elbette gerçekleşmez. Ama alt-üst oluşlar ve toplumsal dönüşümler için objektif şartların da hazır olması gerekiyor.

Rojava’da ortaya çıkan tabloda hem geçmişin örgütsel ve politik birikimi hem de yakın tarihin pratiği bulunmaktadır.

Rojava’da ortaya çıkan statü sadece ulusal değerlerin yaşatılmasıyla sınırlı değildir. Başka bir ifadeyle ortaya çıkan statü salt kültüralist statü ile sınırlı değildir. Başta toplumsal cinsiyet özgürlüğü olmak üzere, meclissel örgütlenme, farklı ulusal/etnik ve inanç gruplarının kendisini ifade ettiği demokratik, çoğulcu ve seküler program pratikleştirilmiştir. Geçmiş politik ve örgütsel ilişkiler, çelikten askeri bir disiplin ve muazzam direniş gerçekliği, üçüncü yol stratejisi ve en önemlisi de kendi içinde Kürdi değerlerin de olduğu demokratik, çoğulcu ve seküler bir program olmasaydı bugün Rojava gerçeğinden söz edemeyecektik. Uluslararası ve bölgesel güçlerin ilişkisi ve ilgisi de yukarıdaki gerçeklik üzerinden ortaya çıkmıştır.

Biraz daha başa dönelim!

Sömürgeci devletler El Nusra ve İŞİD gibi Cihadist çeteler aracılığıyla Rojava’yı boğmaya çalışırken karşısında son derece disiplinli ve moral değerleri yüksek olan direniş hareketini gördü. Ayrıca kimi çevrelerin iddia ettiği gibi Cihadist çetelerin arkasında sadece Türkiye ve Körfez ülkeleri yoktu. Asıl aktör ABD’nin başını çektiği NATO ülkeleriydi.

Uluslararası ve bölgesel güçler cihadistler aracılığıyla Suriye’ye yeni bir şekil vermek istiyorlardı. Kürt hareketi ise öz savunma temelinde cihatçı çetelere karşı savaşırken, Suriye’yi direk karşısına almamaya çalışmıştı. Bu pratik tutum hegemonik güçlerin planını bozan etkenlerden biri oldu. Planı bozan bir başka etken ise tabi ki Rusya’nın bölgeye yaptığı müdahaleydi. Rusya’nın müdahalesi ile birlikte İran’ın nüfusu da artmıştı. Daha sonra tezgahlanan Rusya-Ukranya savaşı bunun bir sonucuydu. Bölgede Rusya’nın zayıflamasıyla birlikte Şii koridoruna operasyonlar yapıldı. Önce İran’nın kolu kanadı kırıldı, akabinde yıllarca hazır tutulan Cihatçı HTŞ güçleri harekete geçirildi ve Esad rejimi kısa sürede düşürüldü. Bu hengame içinde Rojava yeniden kuşatma altına alındı. Kuşatma Türkiye’nin desteklediği çeteler aracılığıyla yapıldı. Türkiye’nin direkt müdahale etmesine NATO ve İsrail sıcak bakmadı. Bunun nedeni kimilerinin sandığı gibi Kürtlere olan ilgi-alaka değil, hegemonik güçlerin bölgedeki öncelikleriydi. ABD’nin öncülüğündeki hegemonik güçlerin önceliği İsrail’in güvenliği ve orta vadede enerji kaynaklarıydı. Tedricen gelişen Çin hegemonyasının önünü kesmekti. Bunun için önce İran’ın etki gücünü kırdılar. Nitekim İran’ın içlerine kadar operayonlar yapıldı. Suriye’de Rusya’nın ve İran’in etkisi nerede ise bitirildi. Şam’da artık Türkiye’nin, Körfez ülkelerinin ve ABD’nin taşeronu Cihadist HTŞ’nin iktidarı var. Ancak Suriye’de ilişki ve çelişkiler sürekli değişiyor. Hem bölgesel hem de uluslararası güçlerin hegemonya mücadelesi devam ediyor. Türkiye bölgenin aktörlerinden biridir. İsrail’in ve Körfez ülkelerin nüfuzu arttıkça Türkiye’nin nüfuzu azalıyor. Böylesi bir ortamda Kürt bölgesiyle çatışmak istemeyen Türkiye yeniden çözüm sürecini başlattı. “Birinci çözüm sürecinde” olduğu gibi “İkinci çözüm sürecinin” başlıca nedeni Suriye başta olmak üzere bölgenin yeniden yapılanma sürecidir.

Birinci çözüm sürecinde Türkiye, Kürt hareketnin Suriye’ye cephe açmasını istemişti. Ama Kürt hareketi bunu kabul etmemiş ve tüm baskılara rağmen üçüncü yol çizgisinde ısrar etmişti. Bunun sonucu “Birinci çözüm süreci” bozulmuştu.

Geçen yılın Ekim ayında başlayan ikinci çözüm süreci devam ediyor. Bu süreçte Türkiye’nin hem içeride hem de dışarıda hedefleri bulunmaktadır. İçeride otoriterizmi geliştirmek isterken, dışarıda neo Osmanlıcılık peşindedir.

“İkinci yüzyıl inşası” dedikleri neo Osmanlıcılıktır. Bunun için içeride yeni denklemler kurma hesaplarını yapmaktadır. Kürtlere kimlik vb. alanlarda düzenlemeler düşünse de demokratik reformlardan uzaktır. Aksine “müzakere” ve belli haklar karşında muhalefeti atomize etmeye çalışırken beraberinde otoriter rejimi kurumsallaştırmaya çalışmaktadır. Ayrıca Rojava kazanımlarını tasfiye etmekten vazgeçmiş değildir. Bunu başaramazsa bile en geri noktalara çekmeyi hedeflemektir.

Kürt hareketi ise öncelikli olarak topyekûn saldırı ve imha potansiyelini savuşturmaya çalışıyor. Rojava kazanımlarını korumak ve resmi bir statü kazandırmak istiyor.

Tarafların bu hesapları ne kadarı tutar ne kadar tutmaz bunu zaman ve sahadaki güçler dengesi belirleyecek.

Güçler dengesi sürekli değişmektedir. Buna bağlı olarak ittifaklar da değişmektedir. HTŞ güçlerinin Alevilere ve Dürzilere yönelik katliamcı operasyonların bir amacı cihatist bir rejim kurmak iken, ikinci hedefi İsrail etki alanlarını geriletmektir. Bu hedefler Türkiye’nin programıyla da örtüşüyor. Bunun farkında olan İsrail karşı hamleler yaparken hem Suni islamci rejimi geriletmek hem de Türkiye’nin etki gücünü kırmak istiyor. ABD ve AB’nin tutumu ise sahadaki gelişmeler göre değişiyor.

Kürtlerin kazanımları garanti değildir!

ABD’yi ve İsrail’i Kürtler için güvence gören kimi Kürt çevreleri büyük yanılgı içindedir.

ABD’nin ve İsrail’in Kürtler için Türkiye’yi direk karşısına alması çok zayıf bir olasılıktır. ZiraTürkiye ne Irak ne Suriye ne de İran’dır. Türkiye bir NATO ülkesidir. NATO’yu genişletmeye çalışan Emperyalizm, Türkiye’yi gözden çıkaramaz.

Kürtler sahip oldukları örgütsel ve politik bilinç nedeniyle oyun kuracak düzeyde değilse de oyun bozacak düzeydedir.

Türkiye’nin Colani hükümetiyle artan ilişkileri, buna paralel Rojava’ya ilişkin tutumları, ABD Suriye temsilcisinin Kürtleri yok sayan açıklamaları ilkel milliyetçi Kürt çevrelerinde şok etkisi yarattı. Bu ilkel milliyetçi çevreler yaşadıkları hayal kırıklığını atlatmak ve kendilerini avutmak için Suriye temsilcisi Tom Barrack’ın beyanatını kendi bireysel açıklaması olduğunu ileri sürüyorlar. Aynı yaklaşımı Rojava yönetiminden de beklemektedirler. Tom Barrack’ın açıklamasının kendi şahsi görüşü olduğunu, ABD’yi bağlamadığını vb. alttan alan bir açıklama yapmalarını beklediler. Ama öyle olmadı. Rojava yetkilerinin açıklaması cepheden ve net oldu. Çünkü Tom Barrack’ın açıklaması Ankara ve Şam ile paralel olup, Kürdü yok sayan bir açıklamaydı.

Aynı ilgisizlik Alevi ve Dürzü halkları için de sürmektedir. Colani hükümetinin IŞID zihniyetinde olduğuna şüphe yoktur. Buna rağmen Trump ve Tom Barrack, Colani hükümetine övgüler yapmaktan çekinmemektedir. Çünkü ABD’nin ve İsrail’in demokratik hak ve özgürlüklerle ilgili bir derdi yoktur. Bunun aksini iddia edenler, ABD ve İsrail için Kürtlerin vazgeçilmez olduğunu düşünenler büyük bir yanılgı içindedir.

Dediğimiz gibi Kürtler örgütlü olduğu için oyun bozan bir güce sahiptir. Uluslararası ve bölgesel güçlerin ilgisi buradan geliyor. Ama bu ilginin sınırları var ve bu sınırları belirleyen ise çıkar ve güç ilişkileridir. Çıkarları gerektiğinde Kürtleri yüz üstü bırakabilirler. Tarihte bunun sayısız örnekleri bulunuyor. Yakın bir tarihte gerçekleşen Gre Spi’ye, Serekani’ye ve Efrin’e yapılan operasyonları hatırlayalım. Bütün bunların bilincinde olan Kürt hareketi, dengelerden istifade etmeye çalışmakla birlikte, esas olarak özgücüne güvenmektedir. Özgücüne güvenmek başka alternatifleri de barındırır.

Diğer Yazılar

HAYALLERİM, AŞKIM VE NARMANLI: BİR KÜLTÜREL MİRASI KORUYAMAMAK.

Ümit ÖZDEMİR / 22.04.2026 “Biz tarihle övünüyoruz ama tarihi bilmiyoruz. Tarihi bilmeyen bir toplumun koruma …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir