ÇEHOV: KELİMELERİ BAĞLAMINDAN KURTARAN

Emre Kundakçı / (Peyniraltı Edebiyatı Mayıs 2015 sayısından iktibas.)

Çehov, öyküleriyle paralel olarak oyunlarında da durumların ve insan ruhundaki yansımaların altını çizmeyi amaçlar. Çehov’un tiyatro eserleri, karakterlerin ruhsal durumlarının ön plana çıktığı, eylemin öneminin zayıf seyrettiği eserlerdir. Eseri özel kılan, karakterlerin eylemlerinin arka planında akışta olan ruhsal durumlar ve değişimlerdir. Çehov, olağan görünen olayların bünyesindeki edebiyatı keşfeden ve bu özelliğiyle ön plana çıkan bir yazardır.

Çehov devrinin yüksek tansiyonunu hisseder fakat bu tansiyon hususunda bir tedavi önerisinde bulunmaz. Toplumun çeşitli tabakalarından insanları bir masanın etrafında toplar ve sorunu kendi açılarından tahlil etmelerini sağlar. Bu “diyalog” esnasında ortaya çıkan ironi, Çehov metinlerinde ortaya çıkan bir oldukça önemli bir unsurdur. Ona göre doğal olanın içinde bir ironi vardır ve bu ironi ilk adımda komediye değil düşünceye açılmalıdır. Alımlayıcı öncelikle farklı biçimde düşünmeye sevk edilmeli mümkünse güldürülmelidir. Devrinin yurttaş “edebiyat tanrılarının” dikkatini bu özellikleri sayesinde çeken, onların övgülerini kazanan Çehov’un tiyatro eserlerinde de aynı doğrultuda eserler vermesi şaşırtıcı değildir.

Zira döneminin diğer güçlü yazarlarının arasında sivrilmesini sağlayan düşüncesi şudur: Sıradan olaylar yaşayan silik kişilerin, duygu durumlarından kaynaklanan rastgele tepkileri önemli tesbitler barındırır. Öte yandan eserlerindeki izlenimcilik ona zorlu orada geniş bir alan açmaktadır. Genel tasvirdeki belirsizliğin içinde küçük ancak önemli ayrıntıların fark ettirilip edebiyatın aracı haline getirilmesi dönemi için oldukça çarpıcı bir girişimdir. Onun oyunlarında karakterler ve olaylar “birinci-ikinci”, “önemli-önemsiz” diye sınıflandırılamaz ve olaylar görünürde birbiriyle bağlantılı değildir. Ancak bu olaylar ve ayrıntıların arka planında ruhsal deneyimin dinamikleri işlenir. Görünürde sıradan ve ilişkisiz görünen hayat deneyimlerinin ardındaki duygu-durumlar, ancak tablodan biraz uzaklaşılarak bakılırsa görülebilir.

Oyunlarındaki karakterler dramatik hareketlerde bulunmazlar, klasik tiyatronun betimleyici ve abartıcı üslubundan hiç hoşlanmayan Çehov, üzülen karakterlerini sahnede bir o tarafa bir bu tarafa koşturtmaz, acılı bir babaya dramatik bir ifadeyle tirat attırmaz. Onun karakterleri yaşanmışlıklarıyla olgunlaşmış kişilerdir. Ergen kimseler gibi “kişisel destan” çabasına girişmezler. Yaşadıklarını büyütme, acılarını ve sıkıntılarını belirginleştirme, kendisine ve yaşadıklarına büyük önemler atfetme gibi bir çabaları yoktur.

Çehov’a göre insanlar, günlük hayatta oldukça basit işler yaparlar ve tiyatro bunu göstermelidir. Aslında burada hedeflediği şey günlük hayatın basit görünen karmaşasını sahneye yansıtmaktır. Bu karmaşada insanlar oldukça sıradan işler yaparken duygularını içlerinde saklarlar ancak bu duygularını ufak ayrıntılarında yansıtıp kendilerini ele verirler. Tiyatro sahnesinde yahut edebiyat metni de bu belirsiz karmaşayı, curcunayı resmetmeli aynı zamanda karakterin iç dünyasına açılan kapıları işaret etmeyi, sezdirmeyi de başarabilmelidir.

Çehov’un oyunlarında önemli olan bir başka özellik de oyunun nasıl oynanması gerektiği hususunda verilen direktiflerdir. Çehov oyununun kendi istediği şekilde sahnelenmesine oldukça önem veren bir yazardır. Bu oyunların sahnelenmesini hem kolaylaştıran hem de kendi üslubunu da yansıtmak isteyen yönetmenin işini zorlaştıran bir tavırdır. Oyuncuların mimiklerinden ses tonlarına kadar her bir ayrıntıyı özenle belirler / belirtir. Bunun sebebi elbette yazarın oyununu sözcüklere dayandırmamasıdır. Sözcükler sadece ahvali belirtmeye yarayan aracılardır ve yetersizdir. Dil ve onun göstergeleri olan kelimeler belirsizdir ve herkes tarafından aynı şekilde anlaşılacak bir kelime bulunmamaktadır. Aynı zamanda kişilerin kelimelere yükledikleri anlamlar ve duygular özneldir. Bir insan kendi vokabülarinde yaratıp beslediği kelimelerle kendisini diğer insanlara başarılı şekilde ifade edemez. Kişi daima toplumun yaratıp beslediği ve şekillendirdiği yazı diline çarpar.

Pek çok edebiyat eleştirisi kuramına göre de edebiyat işte bu farklılıktan doğmaktadır. Her alımlayıcı tarafından farklı algılanan metin, edebiyat metnidir görüşü oldukça yaygındır. Edebiyatını dilin bu yetersizliğine oldukça inançla doğuran Çehov’un karakterlerini de daima kelimelerin yetersizliğinden yakınırlar. Neredeyse bütün oyunlarında karakterler söylemek istediklerini tam olarak iletemediklerini, yanlış anlaşıldıklarını yahut kendilerini anlatamadıklarını ifade ederler.

Çehov’a göre sözcükler ve onların oluşturdukları semantik bağ önemli değildir, karakterin ne söylediğinden ziyade onu nasıl söylediği daha büyük önem taşır. Bazı oyunlarında anlamsız ve konuyla ilintisiz seslerin / kelimelerin kullanılması ve bunların karakterler arasında duygusal anlamları / ilişkileri yansıtması bu düşüncesiyle ilgilidir.

Süregiden diyalogla ilgisiz ancak duygularla yoğrulmuş ifadeler bağlamın içerisine sokularak konu ve duygu değişimi sağlanır. Bu duygu değişimi genellikle Çehov’un da arzuladığı normal ve sıradan hayata dönüş içindir. Karakterler arasında ciddi ve karmaşık bir konu konuşulduğu vakit, bu ifadeler sayesinde karakterlerin sıradan hayatlarına geri dönmeleri amaçlanır. Bu ifadeler genellikle basit hayata dair şeylerdir; duvardaki saatin geç kalması, bir gazete haberi, akşama yapılması planlanan yemek, masa örtüsü üzerindeki leke v.s. Bu “rastgele” konuşmalar Çehov’un neredeyse bütün oyunlarının sık kullanılan, önemli bir unsurudur. Dramatik bir sahnede kahramanlardan bir tanesi -olayın içinde de olmayabilir- sahneye girerek “ayağım uyuştu” der yahut duygusal bir gerilimin yaşandığı bir anda karakter genellikle alakasız bir gazete haberini okur, bu haber oyun içerisinde bir işlevi olmadan sadece geçer gider. Duvardaki asılı tüfeğin patlaması gerekliliğine ne oldu dersiniz. Bu bağlamda bir çelişki görünebilir. Zira malumunuzdur ki Çehov bir piyeste duvarda bir tüfek asılıysa onun patlaması gerektiğini ifade eder. Bunu da gereksiz olan unsurlardan kaçınmak olarak yorumlarız. Ancak oyunlara bakıldığında bazı ifadelerin işlevsiz kaldığı görülür. Aslında işlevsiz değildirler sadece gözlemlenebilen bir işlevsellikten uzaktırlar. Beckett’ta daha belirgin ve ustaca görülen bu “sözcükler” Çehov’da da anlatılanın ve karakterin eylemlerinin ardındaki leitmotiv’i gösterir. Bağlamdan ziyade sözün, sesin ve sessizliğin Çehov’un oyunlarında önemli bir rol üstlendiği söylenebilir.

Çehov’un oyunlarında diyalog-monolog düzensizliği görülür. Monolog pek sık kullanılmaz, kullanıdığı vakit de beklenildiği gibi karakterin duygu durumuyla ilgili bilgi vermez. Yeni konuya geçiş için kullanılan diyalog-larda ise karşılıklı konuşanlar, birbirlerinden bağımsız halde kendi düşüncelerini geliştirir ve ifade ederler.

Çehov’un oyunları edebiyat metinlerinin temel karakter-karakter çatışmasının asgari düzeyde azaltıldığı metinlerdir. İyi-kötü ayrımı yoktur ve hiçbir karakterin kötülüğüne çalışmaz. Karakterler arasındaki anlaşmazlıklarda dahi, bu durumdan karakterleri sorumlu tutmak oldukça güçtür. Hiç kimse suçlu, hatalı değildir ve kimsenin kimseye garezi yoktur. Başa gelen felaketler rastlantısaldır, kader/kısmettir. İnsanın başına gelen olaylar üzerinde bir hakimiyetinden söz edilemez. İnsanoğlu bu hayat karşısında zayıftır, kaderine hükmedemez, önce hayallerinden ve ideallerinden vazgeçmek zorunda kalır, sonrasında basit kaygılar ve eykemler içerisinde ömrünü tamamlar. Karakterler, taşranın üzerlerinde yarattığı boğucu hava içerisinde kendilerinden büyük bir kuvvete karşı koyamayarak hezimete uğrar, yenilgilerini zaptetmeye çabalar. Bu çabanın bir örneği; Anya, ufak şeyler karşısında coşkuya kapılır, doğa olayları karşısında heyecanlanarak “ne güzel”ler savunur. Aslında burada Anya, içinde bulunduğu durumdan kurtuluşunun kendi elinde olmadığının farkında olması nedeniyle bir kabullenme yaşamıştır ve içinde ölmeye başlayan heyecanı, inancı ve en azından özsaygısını bu şekilde ayakta tutmaya çalışmaktadır.

Çehov’un karakterleri gerçekleşmesi çok düşük olan ama asla imkansız olmayan hayalleriyle yaşarlar. Belki de asla gidemeyecekleri uzak yerlerin ve orada yaşayacakları huzurlu günlerin huzuru ile yaşam enerjisi toplarlar. Karakterler sürekli umutvardırlar; her birinin bir hayali vardır ve bu hayallerine ulaşma yolunda sıkıntılar çekerler. İçinde bulundukları durumdan kurtulmak, özgür olacakları geleceğe doğru atılmak isteyen fakat ellerinden pek bir şey gelmeyen karakterler rastlantıların ve kadeirn onlara verdiği rolü oynarlar. Bu nedenle onların duyguları ve kavgaları oldukça belirgindir.

Çehov karakterlerinin mutsuzluklarını, mutluluk konusunu işleyerek gösterir. Üç Kızkardeş mutsuzluklarıyla cisimleştirilen karakterlerdir ancak sürekli mutluluk konusunda konuşurlar. Vişne Bahçesi’nin Anya’sı sürekli “ne güzel” diyerek dolaşır, Üç Kızkardeş’te Kuligin “mutluyum ben, mutluyum ben, mutluyum” temrinini tekrarlar. Burada amaç elbette, bu sözlerle hipnotik etki altına girmek ve gerçekte olan mutsuzlukları yahut yalan mutlulukları gizlemektir. Bu noktada şunu da belirtelim ki Çehov karakterlerinin, onların ruh dünyasını yansıtan kalıp sözleri vardır. Bu kalıp ifadeler üst yapıda işlenen konunun akışı içerisinde karakterlerin tavırlarını göstemesi bakımından önemlidir.

Çehov’un karakterlerinin Kierkegaard’ın mutsuz insan tanımıyla paralel olarak ya benliklerinin farkında olmadıkları için ya olduğu kişi olmak istemedikleri için yahut da oldukları kişi olamadıkları için mutsuzdurlar. Çehov’un İvanov’u bu tanıma en güzel örnektir. Zira kendisi bu üç tarz mutsuzluğu da deneyimlemiş, birinden diğerine sürüklenmiştir. Bir benliği olmadan geçirdiği gençlik yıllarını kahramanlara özenerek yaşamış ve bu benliksizliğin farkına ancak şimdi varmıştır. Toplumu değiştirmek istemesi ancak toplumda erimeyi de istiyor oluşu onun kendisi olmak isteyen ile kendisi olmak istemeyen arasında çelişkide bırakmaktadır.

Çehov eserlerinde gereksiz olana tahammül olmayan bir yazardır. Onun eserlerinde gerkesiz konuşmalar yer almaz. Bütün bu saydığımız “rastgele”, “sıradan”, “bağımsız” ifadeler aslında oyunu kısaltan, duygu durum değişikliğini kolaylaştıran unsurlardır. Hareketle ve cümlelerle yaratılabilecek etkiyi sadece iyi duygulandırılmış birkaç kelime ve / veya bir jest / mimik ile ifade etmesi bu gereksiz olandan kaçınmayla ilgilidir.

Yararlanılan Eserler:

Anton Çehov, akt: Zeynep ZAFER, Anton Çehov’un Öykü Sanatı, Cem Yayınevi, İstanbul, 2002, s.86

Soren KIERKEGAARD, Ölümcül Hastalık Umutsuzluk, Çev M. Mukadder Yakupoğlu, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2001, s.21.

Özlem Hemiş Öztürk, Çehov’dan Beckett’a Köprü, Sözcüler, Tiyatro Araştırmaları Dergisi, Sayı 23, 2007, s.89-98.

Tüten ÖZKAYA, A.P Çehov’un Oyunlarında Üslup Özellikleri, Ankara DTCF Dergisi, s:1 C:35, 1991, s.253-262.

Diğer Yazılar

OTORİTERİZM KARŞISINDA İNSAN: GERGEDANLAR

Ümit ÖZDEMİR / 29.11.2025 “Adam yok yetiştirirsin günün birinde ortaya çıkıverir fakat insan bozulduğunda bunun …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir