SERGİ DUYURUSU: UNUTULMUŞ ORMAN / FERAHİ MENGEŞ

Bu çalışmada, insanlığın en temel iletişim araçları olan dil ve ses aracılığıyla orman algısını yeniden inşa ediyorum. Gerçek orman görüntüleri eşliğinde tasarlanan bu ses ve video çalışması, doğal habitat sesleriyle insan sesleri arasındaki sınırların kaybolduğu hibrit bir yapı sunmaktadır.

Katılımcılar; rüzgâr, yaprak, su, kuş ve böcek gibi orman varlıklarını fısıltılar, yankılar ve değişken ritimlerle seslendiriyor. Bu fısıltılar doğanın uğultusuyla birleşirken, sözcükler gerçek anlamlarından sıyrılarak salt işitsel dokulara dönüşüyor. Bu videoda, insanlığın doğayı taklit ederek yarattığı ilk sözcükler asıl kaynağına iade edilmektedir. Sözcüklerin anlamını askıya alan bu atmosfer, insan dilini ekolojik kökleriyle yeniden buluşturmayı amaçlıyor.

Sesin ve görüntünün bu dinamik akışı, sergide yer alan yağlıboya ve suluboya resimlerde fiziksel bir zemin buluyor. Videonun akışkanlığı ve sesin geçiciliği, boyanın katmanları arasında donarak kalıcı görsel izlere dönüşüyor.

“Unutulmuş Orman”, izleyiciyi yalnızca bir manzarayı gözlemlemeye değil, ses ve rengin sentezi aracılığıyla belleğin derinliklerinde gizli kalan kadim ormanı hatırlamaya davet ediyor.

Küratörlüğünü Tilbe Şendoğan’ın yaptığı Ferahi Mengeş’in bu sergisi 2-17 Nisan 2026 tarihleri arasında Beyoğlu Aynalıgeçit Galeri’sinde görülebilir.

Sergi küratörü Tilbe Şendoğan’ın sergi yazısı ise şöyle:

“Doğru, hiçbir zaman güneşin doğuşuna yardım etmedim; fakat, hiç şüphesiz, güneşin doğuşuna yardım etmek güneşin doğuşuna tanıklık etmenin yanında gayet önemsiz kalır.”*

Doğayla kurduğumuz ilişki birçok farklı dönemde birçok farklı alanın konusu olmuştur. Hükmeden ya da hükmedilen olmanın ötesinde, doğanın bir parçası olduğumuz gerçeğinin farkındalığı onunla olan ilişkimizi korumaya yetmemiştir çoğu zaman.

Üretme eylemini bile doğanın kendisinden devşirdiğimiz düşünüldüğünde, denklemin oldukça basit olduğunu kabul etmek gerekir. Kendini ve içinde yaşadığı medeniyeti var ettiğini düşünen insan bir kum zerresinden farksız değildir. Tüm tahribata rağmen var olmaya devam eden doğa bu savaşı ne kadar sürdürebilecektir?

İçinde var olduğumuz düzene ayak uydurmaya çalışırken, zaman zaman özümüzü hatırlıyoruz. Kendimizden bu denli uzaklaşmış olmanın acısına merhem ararken çözümü doğada arıyoruz çoğu zaman. Şifalandığımız yerin sırtımızı döndüğümüz yer olması aklımızın ucundan geçmezken, kendimizi kucağında buluveriyoruz tabiatın. Kendimizi ararken sığındığımız yer, kendimizi var etmeye çalışırken yok ettiğimiz yerin ta kendisi oluyor.

Hızın, teknolojinin ve çağın getirdiği tüm yeniliklerin hayatımızdaki etkilerini konuştuğumuz bu dönemlerde hayatımızın en temel yapı taşlarından biri olan tabiatı ne kadar konuşuyoruz? Tahrip ettiklerimizin; yine kendi menfaatimiz için peşine düşmek dışında, içinde yaşadığımız ve sadece bir parçası olduğumuz bu şahane varlığı ne kadar koruyabiliyoruz?

Ferahi Mengeş’in kayıp ormanı bizi tüm bu soruların etrafında dolaşmaya, keşfetmeye, hatırlamaya davet ediyor. Kendi belleğinden yola çıkarak, tabiat ile olan ilişkimizde yeni bir kapı açıp, şimdi söz hakkını tabiatın kendisine veriyor Mengeş. Bugünümüz ve geleceğimiz ile bu denli meşgulken, duyamadıklarımızı, göremediklerimizi, hissedemediklerimizi bizlere hatırlatıyor. Kayıp orman bizleri, kaybettiklerimizin hikâyesini onlardan dinleyebilmemiz için bir yolculuğa davet ediyor.

*Walden, Henry David Thoreau, Zeplin Yayınları, 2019

Diğer Yazılar

TÜRKİYE MAKAS (MI) DEĞİŞTİRİYOR? BAHÇELİ ERDOĞAN’IN BRÜTÜSÜ MÜ?

Taner Renda / 21.04.2026 Altı sene önce Tunceli’de öğrenci bir genç kız ortadan kayboldu. Ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir