Mert Yıldırım / 10.07.2025
Rıza, toplumu ikna etme halidir. Bu kimi zaman ideolojik ve kültürel argümanlarla kimi zaman ise ekonomik refah vaadiyle gerçekleşir.
Gramsci’ye ait olan rıza kavramını Mahir Çayan Suni dengenin bir parametresi olarak tarif eder.
Gramsci, rızanın sivil toplum aracılığıyla sağlandığını söylerken, kendisini Gramsci’nin öğrencisi olarak tanımlayan Althuser ise ideolojik aygıtlar aracılığıyla sağlandığını ileri sürer. Dünyada revaçta olan otoriterizm, rıza alanının çıtasını dibe çekmiştir.
Zaten rıza denilen şey alternatif hegemonyanın varlığı veya onun basıncının sonucudur.
Kapitalist-emperyalist sistem karşıtı, alternatif hegemonyanın yokluğu otoriter/diktatöryal/faşist rejim biçimlerinin iklimini oluşturmaktadır. Zira epey bir zamandır alternatif hegemonyanın kendisini hissetirmediği gerici günlerdeyiz. Her alanda otoriter/neo faşist/diktatöryal rejim biçimleri inşa edilmektedir.
Türkiye’de yükselen otoriterizm/neo faşizm dünyada yükselen otoriterizmin/neo faşizmin bir parçasıdır. Dünya’da Trumpizm, Putinizm ve Erdoğanizm rüzgarı esmektedir.
Herkesin Otoriterizmi Kendisine özgüdür!
Genç AKP dönemi rıza üretme üzerinden bina edilmişti. Olgun Akp dönemi ise otoriterizm üzerinden bina edilmektedir.

Mevcut Saray iktidarının rıza üretme hikayesi bitmiştir. Bu nedenle her yönüyle otoriterizme yönelmiş durumdadır.
Saray rejimi, bir taraftan otoriterizmi inşa ederken, öte yandan toplumun bir kesimiyle “müzakere” ve “diyalog” ilişkilerini sürdürmektedir.
Özlem Kaygusuz bu duruma “Otoriter pazarlık” adını vermektedir.
Diyalog ve pazarlık ilişkileriyle muhalefetin bütünlüklü davranışı engellenmektedir.
2002’de en başta cemaat olmak üzere sağ ve sol liberallerle ittifak kurulmuştu. KCK operasyonlarını yaparken arkasında cemaat vardı. Devletin geleneksel çevreleri bu operasyonları destekliyordu. Daha sonra bu çevrelere karşı “Ergenekon” ve “Balyoz” adı altında operasyon yapılırken arkasında yine Cemaat vardı. 15 Temmuz’dan sonra Cemaat’e karşı operasyon yapılırken bu defa arkasında ve yanında Ergenekon cenahı vardı. 15 Temmuz’dan sonra Cemaat’ten doğan boşluk Ergenekoncularla kurulan ilişkilerle dolduruldu. Hali hazırda Ergenekoncuların bir kesimiyle ittifak devam ediyor. Buna Abdülhamit ve Enver Paşa ittifakı da diyebiliriz.
Şimdi kartlar yeniden karılıyor!
Yaklaşık on yıl boyunca Kürt hareketine uygulanan çökertme planı tıkandı ve daha önemlisi de bölgesel gelişmeler yeni hamleleri zorunlu hale getirdi. Kürt hareketi ile yeniden “Müzakere süreci” başlatıldı. Aynı zamanda CHP’ye dönük operasyonlar başlatıldı. Amaç; birincisi 2019 yılından beri kendisine alternatif olmaya başlayan CHP’nin kolunu kanadını kırmak, ikincisi ise bir bütün olarak muhalefeti bölüp parçalamaktır. Bu planı gören Dem Parti ve CHP yönetiminin sorumlu beyanatları Sarayın planını belli ölçüde bozsa da, belli düzeyde güvensizlik ve kırılmalar yaşanıyor.
CHP’ye yakın medyada çıkan kimi yorumcuların “Kürtler AKP ile anlaştı” gibi yorumlar yapması Kürtlerde kırılmalara neden olurken, CHP’ye yönelik yapılan operasyonlarda bir kısım Kürt çevrelerinin “Bize ne, birbirini yesinler” demesi bir başka kırılmaya neden olmaktadır. Bu her iki kırılma hem Sarayın işine yarıyor hem de muhalefetin dayanışmasını ve birleşik mücadelesini akamete uğratıyor.
CHP’ye yönelik gerçekleşen operasyonların asıl nedeni yolsuzluk değil, politiktir. Buna tepki göstermek CHP’nin kendisine sahip çıkmak değil, demokratik hak ve özgürlüklere sahip çıkmaktır. Demokratik hak ve özgürlükleri savunmak barışı savunmaktır.
Çünkü İstanbul’a otoriterizm Diyarbakır’a barış mümkün değildir.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır