KAPLAN’IN KUYRUĞU: VENEZUELA SALDIRISI ÇİN’İN CEVABI VE BÜYÜK ALT ÜST OLUŞ

Ümit ÖZDEMİR / 16.01.2026

@masumlevrek

ABD emperyalizminin haydutlama Venezüela saldırısı, uzun zamandır ertelenen kapitalistler arasındaki çelişkileri derinleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Çin’in silah kullanmaksızın karşı hamleleriyle yanıtlandı. Böylece bir kez daha neoliberalizmin kuralsız, dengesiz çatışmalarla dolu jokeryen çağında jeopolitik bir fırtınanın ortasındayız.

Jeopolitik fırtınada yeni hedef ülke nadir elementlere sahip oduğu ilan edilen Grönland. Danca “yeşil ülke” anlamına Grönland’ın yağmaya açılması, açık askeri işgalle gerçekleşmesi olasıdır. Grönland’da iklimi dengede tutan kalıcı buz tabakasının kapitalist iklim yıkımıyla buharlaşmaya başlaması, nadir elementlerin çıkarılması adına uygulanacak vahşi madencilik uygulamalarıyla kapitalist ekolojik tahribatı daha da derinleştirme kapasitesine sahip. Ancak buna gelmeden önce fırtınalı bir yıla girdiğimizi gösteren başka çelişki ve çatışmaların altını çizmemiz gerekiyor. Çin, başta ABD şirketlerinin kendisine mahkumiyeti ve mecburiyetini kullanarak bazı adımlar attı. Çin’in Venezüela petrolüne olan bağımlılığı nedeniyle alınan bu kararlar, doğrudan Amerika’ya yönelik ultimatom ya da bir bildiri okunarak değil, ticari kısıtlamalarla hayata geçirildi.

Başta Amazon olmak üzere ulusötesi şirketlerin Çin’de üretilen ürünlerini taşıyan Çin’in lojistik altyapısına getirdiği kısıtlamalar, Çin’in “asimetrik kapsamlı karşılık” adını verdiği stratejisine dayanıyor. Asimetrik kapsamlı karşılık stratejisi, ulusötesi kapitalist şirketlerin kar oranlarını daha da düşürecek adımları içeriyor. Bu kararlarıyla Çin, doğrudan veya dolaylı askeri bir müdahalede bulunmak yerine daha dolaylı bir yol izleyerek, emperyalist rakibini geri adım atmaya zorladı. Elbette kapitalist bir ülke olan Çin’in bu kararları, kapitalizmin çelişkilerini daha da derinleştirerek, jeopolitik fırtınayı bütün dünyaya yayabilecek bir kapasiteye sahip.

İlk sessiz darbe finansal alandan geldi Çin Merkez Bankası Amerikan savunma sanayine bağlı şirketlerde yapılan tüm ABD dolarlı işlemleri askıya aldı. Amerikan militarizminin ve emperyalizminin 4 büyük şirketii Boeing, Lockheed Martin, Raytheon ve General Dynamics gibi şirketlerin bütün işlemleri durduruldu. Kararla Çin ABD emperyalizminin silah ve ölüm şirketlerine mecbur olmadığını ilan etti. Çin Devlet Elektrik Şirketinin aldığı kararla , Amerikan elektrik ekipmanı tedarikçileriyle yaptığı tüm sözleşmeleri kapsamlı bir teknik incelemeye aldığını açıkladı. Bu adım, fiilen Çin’in Amerikan teknolojisinden kopuş sürecini başlatması anlamına geliyordu. Amerikan teknolojisinden kopuş ve karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin sona erdirilmesi, teknoloji üretim kapasitesinde belli bir seviyeye gelindiğine işaret ediyor. Çin bu kararla yine Amerikan şirketlerine sessiz bir darbe daha indirdi.

Çin Ulusal Petrol Şirketi’nin aldığı karar, küresel tedarik hatlarını stratejik olarak yeniden düzenlenmesiydi. Amerikan menşeili rafineri şirketlerine verilen zarar tahminen 47 milyar dolar. Bu zararın borçları giderek artan ve dünya ticaret sisteminde petro-dolar üzerine bağlanmış Amerikan petrol şirketlerine ileride vereceği zarar bambaşka bir tartışma konusu. ABD’nin Doğu Kıyılarından yapılan petrol tedariği zinciri, Hindistan, Brezilya Güney Amerika yani küresel güneye yönlendirildi. Petrol fiyatlarını bir günde % 23 yükselten bu kararıyla Çin, 1973’te Yom Kippur savaşıyla ortaya çıkan petrol şokunun bir benzerine daha kapılarını da açmış oldu. Texaco, Standart Oil gibi petrol kapitalistleri için hiç de iyi haber olmayan bu kararıyla Çin, kendi sanayi ve ulaştırma altyapısı için elzem olan ve kendi üretmediği için dünya piyasalarına bağımlı olduğu devasa bir petrol tedariği kapasitesi talebinin alternatifi olduğunu gösterdi. Stratejik kararıyla Çin, Amerikan petrol şirketlerinin üretim kapasitelerini de düşürerek uzun vadede zarar etmelerine ve hisselerinin değer kaybetmesine sebep oldu.

Make Great America Again’ci faşistlerin sevinçle desteklediği Venezuela devlet başkanının haydutlamayla kaçırılması, sevincin yerini endişe ve gerginliğin almasıyla tamamlanacak gibi görünüyor. Çin’n yukarıda anlattığımız bu kararları, aynı zamanda petrole dayalı kapitalist endüstri tekeli olan ABD için daha fazla durgunluk anlamına geliyor. Öte yandan bu kararıyla Çin, devasa enerji talebini çeşitlendirmeye dayalı ekonomi dış siyasetini de sınırlandırmış oldu. Çin, lojistikdeki sessiz darbeyi attığı bir diğer adımda ilan etti. Dünya deniz taşımacılığı kapasitesinin yaklaşık %40’ını kontrol eden Çin Denizcilik Şirketi (China Ocean Shipping Company), “operasyonel rota optimizasyonu” adını verdiği uygulamayı devreye soktu. Bunun sonucunda Çin gemileri Long Beach, Los Angeles, New York ve Miami gibi Amerikan limanlarını pas geçmeye başladı. Çin deniz lojistiğine büyük ölçüde bağımlı olan bu limanlar, konteyner trafiğinin %35’ini bir anda kaybetti. Çin’in bu hamlesi, Walmart, Amazon ve Target gibi büyük Amerikan şirketleri için gerçek bir felakete dönüştü. Zira bu şirketler, Çin’de üretilen malların ABD limanlarına taşınmasında Çin gemilerine bağımlıydı. Tedarik zincirleri saatler içinde kısmen çöktü. Devasa ölçekteki operasyonlarıyla bu şirkertlerin yaşadığı gelir kaybı, artı değer sömürüsünü bütün dünyaya yayan tedarik zinciri ağlarında pandemi sonrası ilk büyük ve esaslı kopuş anlamına geliyor.

Çin’in aynı anda aldığı bu kararlar, kendi ekonomik kapasitesini de daralttı. Ancak askeri güç kullanmak yerine dolaylı karşılık vermeye dayalı Çin dış siyaseti, aynı zamanda Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin çağrısıyla bir kuşak bir yol OBOR projesine yeni ortaklar aranmasıyla derinleşti. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi; Brezilya, Hindistan, Güney Afrika, İran, Türkiye, Endonezya ve 23 ülkeye daha, Amerikan müdahalesiyle iktidara gelecek herhangi bir Venezüella hükümetini tanımayacağını açıkça beyan eden ülkelere derhâl geçerli olacak ayrıcalıklı ticaret koşulları teklif etti. 24 saatten kısa bir süre içinde 19 ülke bu teklifi kabul etti. İlk kabul eden Brezilya oldu; onu Hindistan, Güney Afrika ve Meksika izledi. Böylece “fiilen çok kutuplu dünya” kavramı somutlaştı. ABD Venezüela darbesiyle, sadece kendi hinterlandıdaki ülkeleri Çin ile ticarete mecbur kılmadı, aynı zamanda bu ülkelerin yeni ticari ortaklıklarla yeni bağımlılık ağları kurmasına da fiilen destek verdi.

Son ve esaslı sessiz darbe yine finansal alandan geldi, Çin’in sınır ötesi bankalar arasında geliştirdiği ödeme sistemi, Washington’un geliştirdiği ve yer yer bir finansal silah olarak kullandığı Swift sisteminden kaçmak isteyen ülkelere bir kapı daha açtı. Bu karar dünya kapitalist sistemi içinde önemli bir kontrol ve karar alma mekanizması olan Swift sisteminin de alternatifsiz olmadığını göstermesi bakımından öğreticidir.

Yeniden Büyük Amerika” Stratejisi: Sonuçlar ve Olasılıklar

Trump ve Amerikan faşistlerinin Venezüela’dan sonra hedef tahtasına oturttuğu Grönland’a yönelik baskı uygulama kararı ve saldırgan politik söylemle AB ülkelerini de karşısına alması, Cumhuriyetçi Parti faşistleri için daha da trajik sonuçlar doğurabilir. Liberal Amerikan hegemonyasının ve “Amerikan rüyasının” bir kabusa dönüşerek bittiğini ilan eden haydutlama emperyalist müdahaleler zincirine engel olmak adına Trump’un savaş çıkarma yetkilerini kısıtlayan senato oylamasında 5 Cumhuriyetçi senatör, Trump’ın aleyhine oy kullandı. Kendi partisinde ortaya çıkan bu çatlağın üstünü örtmek için Trump, kendisine karşı oy kullanan Cumhuriyetçi senatörlerin bir daha seçilmemesi gerektiğini belirterek bu girişimi “ulusal güvenliğe engel olan bir hamle” olarak nitelendirdi. Beş muhafazakar senatörün tasfiye edilmesini savunan Trump, tam bir fiyaskoya dönüşen Venezüela eksik darbesinin siyasal sonuçlarının altında kaldı. Senatoda 52’ye 47 kaybedilen oylamanın kendisi için ne anlama geldiğini gayet iyi kavrayan Trump, geri adım atmak zorunda kaldı ve “Venezüela’ya ikinci bir askeri operasyonun -açık askeri işgal olarak okuyabilirsiniz bunu- “engel olduğunu” ilan etti.

Trump’ın öngörülemez bir faşist olmasının yanı sıra, duruma, yere, olayların akışına göre esnek tutum alan bir pragmatist olduğunu gösteren Venezüela krizi ve sonrasında yaşananlar neoliberal kapitalizmin son safhasına girdiğimizi gösteren somut çelişkilerle dolu. Bumerang etkisi yaratan kararıyla Venezüela darbesi, sadece Anti-Amerikan, anti emperyalist kamuoyunu yeniden kenetlemekle kalmadı, başta ulusötesi Amerikan kapitalist şirketleri olmak üzere her Amerikalıya zarar yazdı. Demokrat Partililerin çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi’nde Amerikan başkanlarının savaş çıkarma yetkilerini kısıtlama kararının daha kolay alınması, fren mekanizmalarının devreye konulacağına işaret ediyor. Fren mekanizmalarının devreye konulması, Amerikan liberal hegemonyasının aslında tam bir yanılsama olduğunu yeniden belirtmemiz gereken uluslararası hukuk ve Westfalya ruhuna geri dönmesi anlamına gelebilir. Kural teamül tanımaz darbeci bir dış siyasetin açık destekçisi neo conlarla liberalleri daha fazla karşı karşıya getirmesiyle kendi geçmişinde bir iç savaş deneyimi olan ABD’nin içine sürüklendiği açmazlar yığını siyasal tarihten öğrenmek isteyenler eşsiz bir deneyim sunuyor. Ancak bir farkla, ortaya çıkan bu çelişkllere dolu bu kaotik tablo, Amerikan kapitalizminin güç ve kontrol kaybından doğan yeni ve zincirleme çelişkilerin ve Atlantikçi emperyalizmin güç ve mevzi kaybından doğan Venezüela eksik darbelerine karşı meşrulaşan meydan okumaların sayısını ve derinliğini arttıracaktır. İran’da ortaya çıkan halk ayaklanması sadece molla rejimine bir meydan okuma ve ondan kurtulma mücadelesi değil, bundan çok daha fazlasına işaret ediyor. Mollalar rejimini İran halkının başına bela ederek mafyozo kapitalistlerin türemesine imkan veren Amerikan emperyalizmi ve ambargo siyaseti, 1953 Ajax Operasyonu’nun yeni ve çok daha büyük bir faturasıyla karşı karşıya kalabilir. Bütün bu yaşananlar tahmin edebileceğiniz üzere, refah kaybı ve hegemonya gerilemesinin kendini “istisnai bir ulus” olarak gören ABD’li ortalama vasat vatandaşın, kapitalizmin çöküş sürecinin acı sonuçlarıyla yüzleşmesine neden olabilir. “Büyük Amerika Yeniden” sloganının sahiplerinin kışkırttığı darbeler ve içeride faşist terör timleri olarak örgütlediği ICE polis birliklerinin terörü, Nazi Almanya’sına giden yolda daha sonra tasfiye edilecek SA terörünü anımsatıyor. ICE’ın siyahlara, eşcinsellere, göçmenlere ve sivil hakları savunucularına reva gördüğü devlet terörünün son kurbanı akademisyen ve şair Renee Nicole Good’un sokak ortasında arabasının içinde katledilmesi, cilaları dökülen Amerikan liberal kapitalizminin neye benzediğini göstermiyor mu? Bütün bu çelişkiler ve iç gerginlikler Amerikan sol ve demokrat kamuoyu ile Cumhuriyetçi faşistlerin arasında etkileri zamanla daha da belirginleşecek olan sınıf savaşının habercisidir.

Tarih mi ? Zaten hep öyleydi ama inkar edenler, başka türlü okumaya çalışanlar hep yanıldılar. Sınıf savaşları sadece ulusal ölçeği değil, ticareti, ekonomik altyapıyı uluslarararası ilişkiler sistemini ve diplomasiyi belirlemeye devam ediyor…

Diğer Yazılar

GELİŞME VE ESTETİK / YALÇIN KÜÇÜK

(Editörden-Önceki gün vefat eden sevimli profesörümüz ve sosyalist aydınımız Yalçın Küçük’ün bu yazısı, pek çokları …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir