Ümit ÖZDEMİR /12.01.2026

İşleri bozulan rejimin sadık destekçisi esnaflar, hayatı, geleceği ve ümidi yok edilmiş gençler, ahlak polisi Besiçin baskısından bunalmış çıkış arayan kadınlar.. Denklemde henüz greve çıkmadığı için üretimden gelen gücünü kullanmayan işçi sınıfı yok. Neden yok çünkü sendikaları bile yok. Bunların hepsi çok sınıflı isyanlar çağına girdiğimizin son örneği olarak ayaklandılar.. İran halk isyanı, neoliberal kuşatma ve ambargo kıskacında can çekişmekte olan bir halkın son bir ümitle sokağa dökülmesinden başka bir şey değil. İran tarihinin son 50 yılı incelendiğinde kurulan Velayet-i Fakih yağma rejiminin kurduğu çift hukuk sisteminin yani şer’i rejimin yağmada başrolü oynadığı görülecektir. İkincil rol, tahmin edebileceğiniz üzere İran’ı arkadan şeriat rejimine iterek bugün yaşanan karanlığın baş sorumlusu olan emperyalizmdir. Bir süre ülkemizde de yaşayan, ancak Fransa’daki sürgün yıllarının ardından ünlü Guadeloupe Zirvesi’nde Avrupa ve Amerikan emperyalistlerinin ortak kararıyla İran’a dönerek, İran İslam Devrimi’nin fiilen başlatan Humeyni’nin temel görevi, İran’da olası bir sol, sosyalist seçeneği yok etmekti. Soğuk savaşçıların emriyle hareket eden ve Yeşil Kuşak projesinin bir ürünü olan Humeyni, kendine verilen görevi gecikmeksizin yerine getirdi. Üstadımız Ferhan Şensoy’un Şah Rıza Pehvlevi rejiminin bütün yolsuzluklarını gözler önüne serdiği şahane politik güldürüsü Şahları da Vururlar, bir rejimin çürüdüğünde neler yaşanabileceğini anlatan ibretlik bir öyküdür.
İran yol ayrımında.. Bir yandan rejimin devamından yana tutum alan gerici faşist Velayet-i Fakih’in neoliberal lideri Rafsancani ve Hamaney gericileri öte yanda işlerin reformlarla düzeleceğine inanan liberal politik grupların lideri Pezeşkiyan ve tabi matruşkanın en çirkini: Sürgünde emperyalizmeden görev bekleyen ve yapay zeka destekli manipülasyonlarla İran’daki protestolarda Şah Rıza Pehvevi yanlısı slogan attıran Amerikan emperyalizminin adamları.. Bütün bu karmaşık siyasi tablo içinde halk isyanının temel motivasyonu ise kokuşmuş, çökmüş neoliberal yağma rejiminin İran halkını soluk alamaz bir yere getirmesi. Kurulan yağma rejimi o kadar derin ki, dün göstericiler İran Devrim Muhafızları’nın gizli pirinç depoları bastı ve halktan saklanarak muhtemelen karaborsada el altından satılan pirinç çuvalları yerlere saçıldı. Çift dolar fiyatı, ambargonun yarattığı kıtlık da cabası..
Neoliberal ekonomi ile ambargo altında inletilen İran halkının bu isyanı, İran’da rejimin giderek zayıflayan ve yok olma aşamasına gelerek amok koşusuna başlayan müesses nizamın son günlerinin yaşandığına işaret ediyor. Rejimin ömrünün uzunluğuna örgütlü isyan ve yıkılacak rejimin yerine neyin inşa edileceği belirleyecektir. Burada önemli olan çürümüş ve içten içe çözülmeye başlayan molla rejiminin kendini tahkim kapasitesini de yitirmesidir. Yönetenlerin eskisi gibi yönetmediği, yönetilenlerin de rıza göstermeyip isyan ettiği bu tarihsel moment oldukça zengin bir deneyim vaad ediyor. Klasik Orta Doğu pragmatist önderliklerinden ziyade, gelecek yüzyılın değerleriye büyümüş, hiçkimseden beklemeden harekete geçen kuşakların örgütsüz isyanı, rejimin sembollerini hedefine koymuyor, çürümüş ve dağılmakta olanın içinden yeni ve özgür bir yaşamın filizlendiğini de gösteriyor.
Tam bu esnada adına “direniş ekseni” denilen ve Sınırsız Youtube kanalından Mahir Esen’in yerinde tanımıyla Şia kaos rejiminin dışarıya ihracından başka bir şey olmayan “direnişçilerin” aslında yağma ve talan rejiminin sahipleri olduğu sosyal medyaya yayınlanan görüntülerle ortaya çıktı. Kendi kızını Tahran’ın en lüks otellerinden birinde rejimin sosyetesinin katıldığı törenle evlendirenlerden, tıpkı Türkiye’deki gibi evlatlarını Avrupa ve Amerika’nın en seçkin okullarında okutanlara kadar bir elit-burjuva kesim, rejimin değişmesinden değil devamından yana olacaktı. Hamaney’in isyancıları vatan haini vandallar olarak suçlaması, vatan nedir ? Velayet-i Fakihçilerin özgürce yağmaladığı, kendi dar elit kesim hariç kimseye yaşama imkanı vermediği bir yer mi sorusunu haklı kılıyor. Vatan neresi ? Nazım Hikmet sordu işte çek defterlerinizin ve kasalarınızın içindekiler mi ?
Direniş Ekseni Safsatası ve İran İslam Rejiminin Çöküşü
Meselenin ve isyanın kalbi de tam da bu tarihsel konjonktürde biçimleniyor, dokunulmaz zannedilen İran ve “Direniş ekseni” Suriye’nin dağılmasıyla birlikte ağır bir yara aldı. İran’da 12 gün savaşı sırasında rejimin önemli figürlerinin İsrail ve Amerikan saldırılarıyla yok edilmesi, halk nezdinde rejimin önemli bir itibar kaybına ve korkuya dayalı saygıda derin ve kapanmaz bir yarılmaya neden oldu. İran rejimi 12 gün savaşı sonunda İsrail’in saldırganlığını durdurmayı başarsa da bu aslında tam anlamıyla bir pirus zaferiydi. İsrail saldırganlığı durduruldu ama reform ve ekonomik krizden kurtuluş ümitleri beklentisi, rejimin yarattığı güvenlik kaosu nedeniyle boşa düştü. Bu öyle büyük bir kaos ki Genelkurmay başkanı ve ordu üst düzey komutanlarının yataklarında vurulmasıyla sonuçlandı. İran’a yönelik İsrail ve Amerikan saldırıarınn sonucunda iç güvenlik aygıtının tahkim edilmesi ve savunma masraflarının ekonominin bütün sektörlerini durgunluğa ve yüksek enflasyona iten yapısı, rejimin zaten düşüşe geçen hegemonyasına bir de ekonomik darbe indirdi. 28 Aralık’ta başlayan halk ayaklanmasının sosyal psikolojisini belirleyen bu faktörler, rejimin içten çözülmesini hızlandıran potansiyel faktörlerdir. İran halkı da bu potansiyeli gördüğünden, herhangi bir umut beslemediği tam anlamıyla nefret ettiği rejimden tamamen umudunu kesti ve ayaklanma kent merkezlerine yığılmaya başladı.

İran’daki halk ayaklanması, kendiliğindenci niteliği, kimi unsurlarıyla manüpilasyona açık hale gelmesiyle de enteresan sonuçlar üretebilecek türden bir kafa karışıklığına yol açıyor. Bütün bu toplam, esasen İran’da reformlara ekonominin neoliberal dönüşümü yerine gelir dağılımını düzenlemeyi esas alan planlama düşüncesinden uzaklaşıldığı için ortaya çıkan bir fatura. Derinleşen yoksulluk, halkın en ufak bir örgütlenme deneyiminin bile yasaklanmasıyla birleşip bir de sert yasakçı, otoriter faşist Velayet-i Fakih rejiminin muhafazakarlarının gerontokratik yaklaşımıyla İran’daki halk isyanının objektif koşulları yaratıldı. Bu objekti koşullar Marx’ın ünlü sözünü hatırlatıyor: Büyük düşünür ve kuramcımız şunu yazmıştı: Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’inde “İnsanlar tarihlerini kendileri yapar; ama onu özgür iradeleriyle değil, kendi seçtikleri koşullar altında değil, dolaysız olarak önlerinde buldukları, verili, geçmişten devrolan koşullar altında yaparlar.”
İran halkı da 1979’dan beri her türden muhalefete ve siyasete katılıma kalıcı bariyerler ören, Velayet-i Fakih rejimine karşı ayaklanma hakkını kullanıyor. Yaşanan isyan o kadar büyük ki çaresizlik içinde debelenen gerontokratik-faşist Velayet-i Fakih rejimi çaresizlik içinde interneti keserek isyancıların iletişim hatlarını yok etti. Yine de çok sınıflı isyanlar çağına girdiğimiz 21. Yüzyılda emekçilerin ağırlıklı olarak yönetimde söz sahibi olduğu, söz söyleme, örgütlenme ve yönetime katılma özgürlüğünü sonuna kadar kullanabildiği bir İran, sadece neoliberal yağmaya engel olmaz. Aynı zamanda emperyalist ambargo kıskacına alınarak en temel haklardan bile mahrum bırakılan İran halkını etnik kışkırtmalara, İsrail’in açık-örtük saldırılarına karşı da korur.
Bir rejimin “bağışıklık sisteminin” güçlenmesi, halkın rızasını ve onayını ve katılımının sağlanmasıyla mümkündür. Çöküp giden ve ardında büyük jeopolitik boşluklar bırakan bütün uygarlıklar incelendiğinde, tezimizin hayat tarafından doğrulanması kimseye şaşırtıcı gelmesin. Osmanlı İmparatorluğu dış borç sarmalına alınıp yarı sömürgeleştirildi, iktidara getirilen küçük burjuva militerlerin İTC’nin elinde son nefesini verdi. Keza SSCB bürokratik elitin idaresi altında eşitlik ve özgürlük ütopyası olan sosyalist rejimi kurmak için proletarya diktatörlüğü yerine proletarya üzerinde diktatörlük rejimi kurulduğundan, eleştiri ve özgürlük düşmanı bir nomeklatura (bürokratik elit) rejimi kuruldu. Reel sosyalizm çöktükten sonra kızıl baronlara dönüşen bürokratik elit, her şeyi yağmaladığı için rejimin çöküşü çok hızlı oldu. Putin, bu rejimin çıktılarından sadece biriydi.
“Halkın selameti en yüce yasa olsun” diyen Çiçero’nun sözleri, demokratik dönüşümlerin temel esprisidir. İçinde halkın olmadığı, halk katılımının iyice aşındırılarak anlamsızlaştırıldığı neoliberal kapitalizm, dünyanın her yerinde neoliberal faşizm taraftarları ile buna engel olmak isteyen politik grupları karşı karşıya getiriyor. Bu adlı adınca sınıflar mücadelesidir. Anti Trump isyanlarının sloganı “No Oligarchy” ve “No Kings’den, Fransa’da sarı bereli çiftçi isyanlarına, Türkiye’de büyük ve muhteşem Gezi parkı isyanlarına kadar uzanan bir silsilede neoliberal kapitalizmin yarattığı sis dağıtılıyor. Neoliberal sisin her şeyi bir belirsizliğe sürüklediği son ülkelerinden İran’da rejim karşıtı protestolara kadar uzanan bu çeşitlilik, halk yığınlarını neoliberalizme karşı seferber ve konsolide ediyor. Sınıf savaşımının inkar edilemez gerçeği kendini yeniden üretirken, neoliberal saldırının genişleyen ve içine sadece emekçi sınıfları değil, küçük burjuvaziyi de alarak burjuvazi hariç, toplumun bütün sınıflarını beraber hareket etmeye zorluyor. İran’daki isyanların handikabı tam da bu noktada biçimleniyor: Gerçek Gazetesi’nden Behnaz Tebrizi’nin yazdığı yazı İran’ın nasıl bir rubik küpüne dönüştüğünün ispatı olarak okunabilir:
“Bugün İran’da yaşananlar ne dışarıdan beslenen bir “rejim değişikliği” senaryosudur ne de basit bir öfke patlamasıdır.Bu tablo, yıllar boyunca ambargolarla çürütülmüş bir altyapının, sistematik yoksullaştırmanın, derinleşen sınıfsal eşitsizliklerin ve siyasal körlüğün birikmiş sonucudur. Aynı zamanda İslam Cumhuriyeti’nin istibdadı altında en küçük örgütlenme biçimlerinin dahi yok edilmesinin doğrudan ürünüdür. Medyanın gece gündüz işçi sınıfının aleyhine olan politikaları parlatması, emeği görünmez kılması ve düzeni meşrulaştırması bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır.”1
Devrimci bir önderliğin, bunu da geçtim millici Musaddık’ın İran petrollerini emperyalist şirketlerin denetiminden çıkarmak adına giriştiği halkçı-kamucu yönelişin 1953 Ajax operasyonu ve Amerikancı darbesiyle bastırılarak yolsuz ve işbirlikçi Şah rejiminin kurulduğu ardından molla rejimine yol verilen İran’ın kaderi değişmek için çırpınıyor… Mücadelenin rejimin sahipleri taraından bastırılması durumunda, yeni bir isyanın gelişmesi beklenebilir. Çünkü İran’da bastırılan her isyan, kaçınılmaz olarak daha koyu bir soygun düzenini beraberinde getirdi. İran için yol ayrımı da tam da tarihin bu kavşak noktasında belirginleşiyor: Bir köle olarak yaşamak mı yoksa onurlu bir halk olarak özgür bağımsız, kendi ekonomik kaynaklarını kontrol edebilecek bir yolda ilerlemek mi ? İkincisi olursa bu diyalektikten kadim düşmanı ve terör rejiminin varlık sebebi olan haydut İsrail de derinden etkilenecektir.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır