MARKSİZMİ EKONOMİZME HAPSETMEK: ÜVRİYERİZM, DOGMATİZM VE SOLUN SİYASAL KÖRLÜĞÜ

Mert Yıldırım/17.12.2025

Son dönemde bazı sol çevreler, Öcalan’a yanıt vermeye çalışırken, “Marksizm bizden sorulur” edasıyla refleks gösteriyor. “Tartışılanlar yeni değil” derken, kendileri de 19. yüzyılın kavramsal setleriyle hareket ettiklerini görmüyor. İşçi sınıfı vurgusu arttıkça, devrimciliğin de otomatik olarak yükseleceğini varsayıyorlar. Grev, direniş ya da fabrika merkezli her gelişmeyi, sanki tarihin tek ilerleme kanalıymış gibi kutsuyorlar. Buna karşılık toplumsal mücadelenin geri kalan bütün dinamikleri ya tali görülüyor ya da “asıl mesele”nin önünde dikkat dağıtıcı unsurlar olarak sunuluyor.

Bu yaklaşım yeni değildir. Aksine, 19. yüzyıl sosyalizminin en dar, en mekanik ve en indirgemeci yorumlarının bugüne taşınmış bir versiyonudur. Marksizmi tarihsel materyalizmin bütünlüklü bir eleştirisi olarak değil, kaba bir “ekonomi açıklamacılığı”na indirgeyen bu anlayış, ironik biçimde Marksizme en büyük teorik zararı veren yaklaşımlardan biridir.

Marksizme Musallat Olan Ekonomizm

Marksizmi yalnızca ücret, artı-değer ve grev momentlerine sıkıştıran anlayış, Marx’ın kendisinin defalarca eleştirdiği bir indirgemeciliktir. Marx için ekonomi belirleyici bir alandır; ama tek belirleyen alan değildir. Üretim ilişkileri, siyasal iktidar biçimleri, ideoloji, devlet aygıtı, kültürel formlar ve toplumsal tahakküm ilişkileriyle diyalektik bir bütünlük içinde işler.

Bugün hâlâ “asıl özne işçi sınıfıdır” cümlesini tarih dışı, donmuş ve mutlak bir hakikat gibi tekrar edenler, Marx’ın yöntemini değil, onun bazı sonuçlarını dogmaya dönüştürmektedir. Bu yaklaşım, Marksizmi canlı bir eleştiri teorisi olmaktan çıkarıp, bir tür sol doğmatizme dönüştürür.

Dahası, bu ekonomist refleks, kapitalizmin tarihsel dönüşümünü de görmezden gelir. Sanayi proletaryasının 19. yüzyıldaki merkezi konumu ile bugün parçalanmış, güvencesizleştirilmiş, hizmet sektörüne yayılmış, işsizliği ve kayıt dışılığı içeren emek rejimleri aynı değildir. Buna rağmen hâlâ fabrika merkezli bir devrim tahayyülüyle konuşmak, teorik değil nostaljik bir tutumdur.

Üvriyerizm: Sınıfı Yüceltmek, Siyaseti Körleştirmek

Üvriyerizm, işçi sınıfını tarihsel ve siyasal bağlamından koparıp ahlaki bir özneye dönüştürür. Bu anlayışta işçi sınıfı, toplumsal çelişkilerin somut analizine konu olan tarihsel bir güç olmaktan çıkar; neredeyse metafizik bir “doğru taraf” hâline gelir.

Bu nedenle kadın mücadelesi, ekoloji, ulusal sorun, etnik kimlikler, göçmen emeği, işsizler, bakım emeği ya da kentsel yoksulluk gibi alanlar ya tali başlıklar olarak görülür ya da “esas sınıf mücadelesine eklemlenmesi gereken yan meseleler” şeklinde küçümsenir. Oysa bu alanlar, kapitalizmin güncel işleyişinde merkezî çatışma hatlarıdır.

Bir grev olduğunda devrim oluyor gibi davranıp, aynı anda milyonlarca kadının patriyarkal emek rejimleri altında sömürülmesini, ekolojik yıkımın sermaye birikiminin asli biçimi hâline gelmesini ya da ulusal baskının sürekliliğini görmezden gelmek, Marksist değil; siyaseten kör bir tutumdur.

Siyasetin Yerini İktisat Şemaları Aldığında

Ekonomizmin en tehlikeli sonucu, siyasetin yerine şema koymasıdır. Toplumsal mücadele, canlı, çelişkili ve çok katmanlı bir süreç olmaktan çıkar; “önce ekonomik mücadele–sonra siyasal mücadele” gibi aşamacı bir çizelgeye hapsedilir. Bu çizelgede devlet, iktidar, zor aygıtları, ulusal baskı ve hegemonya sorunları ya ertelenir ya da tali başlıklar olarak geçiştirilir.

Oysa Marx için siyaset, ekonominin “sonradan eklentisi” değil; sınıf ilişkilerinin zor, hukuk ve ideoloji yoluyla örgütlenme biçimidir. Devlet, yalnızca sermayenin bir yansıması değil; toplumsal çelişkilerin yoğunlaştığı ve yeniden üretildiği özgül bir iktidar alanıdır. Bu alanı analiz dışı bırakan her yaklaşım, farkında olsun ya da olmasın, düzen siyasetinin sınırları içinde kalır.

Somut Bir Çizgiyle Polemik: “Sınıf” Adına Siyasetsizlik

Bugün bu yaklaşım, soyut bir teorik sorun değil; somut bir siyasal çizgi olarak karşımızda durmaktadır. Kendini “işçi sınıfının sesi” olarak konumlandıran kimi yayın ve çevrelerde, neredeyse her siyasal gelişme aynı kalıpla ele alınmaktadır: “Grev varsa umut vardır!” “Fabrika yoksa siyaset de yoktur!”

Bu çizgide devlet meselesi, rejim tartışması ve iktidar ilişkileri çoğu zaman tali başlıklar hâline gelir. Kürt sorunu, kadın mücadelesi ya da demokratik hak gaspları, ancak “işçi sınıfını doğrudan etkilediği ölçüde” meşru kabul edilir. Böylece siyaset, toplumsal çelişkilerin bütünlüklü analizi olmaktan çıkıp dar bir iktisadi etki hesabına indirgenir.

Bu tutum, sınıf siyasetini güçlendirmediği gibi onu fiilen edilgenleştirir. Çünkü devletin zor aygıtlarının, milliyetçiliğin ve baskı rejiminin belirleyici olduğu bir ülkede, sınıf mücadelesini bu alanlardan soyutlamak, sınıfı korumak değil; onu savunmasız bırakmaktır.

Kürt Sorunu Karşısında Sınıfın Sessizliği

Ekonomist ve üvriyerist çizginin en sorunlu körlüklerinden biri, Kürt sorunu karşısında ortaya çıkar. Ulusal baskı, çoğu zaman “genel demokrasi sorunu” içinde eritilir; devletin kurucu şiddeti sınıf analizinin dışına itilir.

Bu yaklaşım, sınıf birliğini savunma iddiasıyla sunulur. Ancak fiilen egemen devlet söylemiyle uyumlu bir noktaya düşer. Kürt halkının kolektif hak taleplerini sınıf mücadelesinin “bölücü” bir unsuru gibi kodlamak, Marksist değil; devletçi bir refleksin ürünüdür.

Oysa Türkiye’de işçi sınıfı, Kürt sorunundan bağımsız düşünülemez. Kürt işçiler yalnızca sömürülen değil, aynı zamanda inkâr edilen ve bastırılan bir kesimi oluşturur. Bu gerçekliği görmeyen bir sınıf siyaseti, sınıfın önemli bir bölümünü görünmez kılar.

Marksizm Neden Hâlâ Geçerli?

Tüm bu eleştirilere rağmen Marksizm geçerliliğini korumaktadır. Ama ekonomist veüvriyerist yorumlara rağmen; onlar sayesinde değil.

Marksizm Neden Hâlâ Geçerli?

Tüm bu eleştirilere rağmen Marksizm geçerliliğini korumaktadır. Ama ekonomist veüvriyerist yorumlara rağmen; onlar sayesinde değil.

Marksizmi hâlâ güçlü kılan şey, kapitalizmi yalnızca bir ekonomi sistemi olarak değil; bir toplumsal tahakküm rejimi olarak çözümleyebilmesidir. Meta fetişizmi, emek sürecinin yabancılaşması, devletin sınıfsal karakteri ve ideolojinin maddi işleyişi, bugün de dünyayı açıklama kapasitesine sahiptir.

Sonuç

Bugün Marksizmi savunmak, onu dar bir ekonomizmle korumaya almak değildir. Tam tersine, Marksizmi siyasetsizleştiren, sınıfı soyut bir mitolojiye dönüştüren bütün alışkanlıklarla hesaplaşmayı gerektirir.

İşçi sınıfını merkeze almak; devleti, ulusal baskıyı, kadın meselesini, patriyarkayı ve ekolojik yıkımı paranteze almak değildir. Böyle bir parantez, sınıfı güçlendirmez; onu düzenin sınırlarına hapseder.

Marksizmin bugün ihtiyacı olan şey, daha yüksek sesle tekrar edilen doğrular değil; kapitalizmin güncel biçimleriyle cesurca yüzleşen ve siyasal körlüğü değil siyasal ufku büyüten bir eleştiri gücüdür.

Diğer Yazılar

GELİŞME VE ESTETİK / YALÇIN KÜÇÜK

(Editörden-Önceki gün vefat eden sevimli profesörümüz ve sosyalist aydınımız Yalçın Küçük’ün bu yazısı, pek çokları …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir