9 MART’TAN 15 TEMMUZ’A

Mert Yıldırım/ 18.07.2022

O akşam her şey bir tuhaftı. Saat 21 civarında “darbeye kalkışılması” ve merkezi yapıdan yoksun olması daha ilk anda ciddi soru işaretlerini barındırıyordu. Saatler gece yarısını bulunca 9 Mart 1971 yılında gerçekleşen darbe girişimini hatırlattı.

Hem 9 Mart hemde 15 Temmuz darbe girişimlerinin ortak özellikleri ikisininde “erken doğumlu” darbe olması ve en önemlisi ise bir başka darbeye yol vermesidir.

17-24 Aralık yolsuzluk soruşturması ile istediği sonucu alamayan Feto kliği başka enstrümanları devreye sokacağı her kesim tarafından bekleniyordu. Bu nedenle beri tarafta daha ilk anda gardını aldı. Tezgaha karşı tezgah kuruldu. Buna darbeye karşı darbe diyebiliriz.

15 Temmuz akşamında yaşanan budur, erken doğum…Böylece bir taşla iki kuş vuruldu.

Birincisi, bir süredir baş ağrıtan Fetö hareketi tasfiye edildi. İkincisi ve en önemlisi ise tek adam sistemin taşları döşendi. Tıpkı 9 Mart darbe girişiminin sonucunda 12 Mart askeri darbenin yolu açıldığı gibi…

9 Mart günleri yaman günlerdi.Tüm dünyada iki üç daha fazla Vietnam sloganları yankılanıyordu. Türkiye’de bundan nasipleniyordu. Devrimci hareket, gençlik hareketini aşmış, köylü ve işçi sınıfını kucaklamaya başlamıştı. Öte yandan Türkiye burjuvazisi uluslararası sermaye ile entegrasyon hedefi yakıcı bir hal almıştı. Ancak 61 anayasası buna engel teşkil ediyordu. Bu engeli aşmanın yolu ise açık faşizmden geçiyordu. Ancak bunu gerçekleştirecek olan askeri bürokrasi cunta yönetimi için hazır değildi. Ordu homojenlikten uzaktı. NATO’ya giriş ile başladığı iç savaş ordusu olma serüveni ordu içindeki ilerici unsurların direnci ile karşı karşıya idi. Dünyadaki sol rüzgardan etkilenmiş önemli bir subay gücü bulunuyordu. Bir yandan Yön ve Devrim dergisi çevresinde toplanan “sol cuntacı” subaylar diğer taraftan emekçi sınıfının belirleyiciliğine ve bunun için devrimci partinin öncülüğüne inanan bir tür asker Sovyetler’i savunan ve buna göre pozisyon alan genç subaylar bulunuyordu. Ama birinci kesim, yani Yön ve Devrim dergisi çevresi bir adım öndeydi. Bu kesim Mısır’daki Nasır tarzı bir iktidarı hedefliyordu. 12 Martçılar, yani Amerikancı darbeciler bu kesim üzerinde oynadı. Sızmalarla manipüle etti. Manipülasyonun başını dönemin hava kuvvetler komutanı Muhsin Batur çekiyordu. “Sol cuntacılar” 9 Martta iktidarı ele geçirmeye çalışırken Amerikancı darbenin yolunu açtıklarını bilmiyorlardı. Amerikancı subayların kontrolünde olan darbe girişimi bastırıldı ve ilerici subaylar tasfiye edildi. Ardından asıl darbe, 12 Mart açık faşizm icrasına geçildi.

                                                    (12 Mart darbesinden sonra Günaydın gazetesi manşeti-editör)


15 Temmuz’da buna benzer bir durum gelişti. Başından beri saray kontrolünde olan darbe girişimi tek adam sisteminin darbesine dönüştü. “Yenikapı ruhu” adı altında tüm sistem partileri tek adam sistemine su taşıdı. Daha sonra olup bitene “tiyatro”, “kontrolü darbe” denildi ise de iş işten geçti. Atı alan Üsküdar’ı geçti. Saray darbesi tüm kurum ve kuruluşları ele geçirdi. KHK larla kamuda çalışan ilerici kadrolar tasfiye edildi. Görece bulunan demokratik hak ve özgürlükler ortadan kaldırıldı. Kuvvetler ayrılığı bitirildi. Her alanda baskı ve tek adam sistemi inşa edildi.

15 Temmuz darbe girişimi bütün bunlara ortam sağladı. Zaten saray başı daha o akşam darbe girişimini kast ederek “bu allahın bir lütfüdür” dememişmiydi?

9 Mart kalkışması 15 Temmuz darbe kalkışmasına benziyor değil mi?

 

Diğer Yazılar

ULUS DEVLET VE DEMOKRATİK ULUS !

Mert Yıldırım / 07.08.2022 Bir önceki yazımızda Kürtlerin Kuzey ve Güney eksenli iki temel çizgi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir