Ümit ÖZDEMİR / 03.05.2026

2026 1 Mayıs’ı sınıfsal ve sosyal saflaşmaların giderek ve daha belirgin hale geldiği bir yola girdiğimizi gösterdi. Sınıfsal saflaşma, sınıf düşenleri henüz bu gerçeği net biçimde kabul edemese de proleter sınıf saflarına katılanların daha da radikalleşeceğine işaret ediyor. TİP, bu radikalleşmeyi erken fark eden, siyasal pozisyonunu buna göre oluşturan parti olduğundan Umut-Sen ve Bağımsız Maden İşçileri Sendikası ile aynı safta buluştu. Mecidiyeköy zorlamasının başarılı olmasının sebebi, sermaye sınıfının büyük korkusundan beslenen büyük gözaltı tutuklama ve terör furyasına rağmen başarılmasıdır. Geçtiğimiz yıllarda çok daha az sayıda insanın bir araya gelebildiği Mecidiyeköy’deki 1 Mayıs toplanması, bu kez bir miting düzenleyebilecek kadar bir kitleye ulaşılmasıyla zincirleri esnetti.
Alanda yapılan konuşmalar ve ajitasyonlar, 1 Mayıs alanı olan Taksim iradesinin kırılamadığını gösteriyor. Devlet ve sermaye sınıfının katliam düzenleyerek darbe tezgahladığı, ama bunda başarısız olduğu 1 Mayıs 1977 katliamının hesabının sorulma ihtimali, sermaye sınıfının uykularını kaçırıyor. Uzak bir geçmişte kalmış gibi olsa da, yaşanan katliam ve travmatik-politik acısı, yığınları politize etmekle kalmıyor, aynı zamanda İstanbul’un sermaye sınıfının yağmasına en net meydan okunduğu alanına, Taksim 1 Mayıs alanına yönelik tavizsiz tutumun tarihsel derinliğinin sebeplerine işaret ediyor. Bu alanda verilen kent hakkı mücadelesinin yakın tarihteki örneği olan Gezi Parkı isyanı da emekçi saflardan burjuva sınıfına yönelik esaslı bir meydan okumaydı.
Sınıfların karşı karşıya geldiği ve birbirine meydan okuduğu 1 Mayıs, Türkiye’de sınıflar mücadelesinin çıktılarından biridir. Geçtiğimiz yıl irili ufaklı 1700 işçi direnişi ve eylemi yaşanması, bu eylemlerin pek çoğunun ekonomik temelli olmasına rağmen, neoliberal zincirin esnetildiğini, zincirleri kırmak için yüklenildiğini gösteren verilerdir. Emekçi sınıflar kendilerine zorla giydirilen neoliberal deli gömleğini, çeşitli yerlerden yırtmayı ve hareket etmeyi başardılar. Bunu sarı sendika yapılarının (Türk-İş) Edirne’de bizim espriyle karışık “herhalde tava ciğer eşliğinde” kutladıkları 1 Mayıs’a rağmen başardılar.
Hiç kuşkusuz bu durum yeni bir politikleşmenin temelini atıldığını gösteriyor. Henüz hesaba katılacak kadar örgütlü bir iradeyi ortaya koyup ve partileşmeyi başaramasa da, bu potansiyelin varlığı “gelecek güzel günler” adına umutlanmamız gerekiyor. İşçi sınıfı için iyi olan her kazanım, işçilerin kendinde bir sınıf olmasına hizmet etmekle kalmaz, aynı zamanda daha fazlasını istemesine neden olacak bir cüretkarlığa hizmet eder. Cüret mi kesinlikle meydan okumadır ve yeterince örgütlü olduğunda düzen içi bütün hesapları alt üst edecek devrimci bir potansiyeldir.
Kadıköy’de düzenlenen izinli icazetli 1 Mayıs’ın sönük geçmesinin nedeni, 1 Mayıs’ın içeriğinin boşaltılması adına devlet ve sermaye sınıfı adına yasak savma babında düzenlenen steril kortej havasının, “yasalcılığın” hakim olmasıdır. Bu reformist anlayış, emekçi sınıfların bölünmesine çanak tutmuyormuş gibi bize şunu söyler ya da fısıldar “1 Mayıs’ı sol içi rekabet meselesi haline getirmeyelim, bakın bu işlerden sosyalist sol çok çekti” Tanıdık geldi mi ? Aynı tipler seçimler yaklaşınca bu kez “oyları bölmeyelim CHP iyidir” söylemiyle karşımıza çıkarlar. Sol liberalizmde maske mi arıyorsunuz maskeden bol ne var !
Milyonlarca emekçinin genç yaşlı çocuk kadın demeden resmi tatiller de dahil allahın her günü çalıştığı dibine kadar sömürüldüğü ve fiili çalışma sürelerinin hafta 8 gün olsa, 8 güne çıkarılacağı bu neoliberal cehennemde, sınıf gibi, emek sömürüsü gibi bir derdi olmayanın yolları onları Kadıköy’de birleştirdi.
Öte yandan Kartal’da miting düzenleyen TKP, kendini yığınlardan izole etmek gibi bir yol tercih etti. TKP’lilerin siyasi söylemine yansıyan Fransız burjuva devrimini ve otoriter Cumhuriyetin nimetlerini “güzellemesi” TKP’nin bunun yaratacağı yanlış bilinç unsurunu da hiçe saydıklarını ve bunu özellikle yaptıklarını gösteriyor. Bu haliyle TKP’nin rejim için ne kadar önemli bir parti olduğu görülüyor. İçinde düzen içi laiklikten, sol kemalizme kadar uzanan ne kadar küçük burjuva fikir varsa “sosyalizm” etiketiyle sergilendiği bu örgüt, Kartal mitingi ile “müseccel bir marka” daha edindi. Sosyalist solun bütün ortak değerlerini ticari bir marka haline getirmekten imtina etmeyen TKP, ismini sırf “müseccel bir marka” daha elde edebilmek adına SİP’ten TKP’ye çevirdi. Revizyonizmleri için AB uyum yasasının çıkmasını beklediler ve Milli Güvenlik belgelerinde komünist hareketin öncelikli tehdit olmasından çıkmasını.. Tarihi TKP ile hiçbir ilgisi olmayan bu siyaset, CHP’nin solunda yer almayı buradan nemalanmayı görev ve fırsat bildi. CHP’nin ikide bir savrulmasıyla kendi siyasi pozisyonunu tayin etmekte zorlanan TKP’nin bu hali, küçük burjuva solculuğunun trajik yapısının ne olduğunu anlamak isteyenlere önemli bir imkan sunuyor.
DİSK’in sararmaya başlayan önderliğinin de iflas ettiği 1 Mayıs kutlamaları, 15-16 Haziran şanlı direnişi, MESS’i ezen eylem dalgaları ve 1977 Büyük Grevleri ile emekçi sınıfların hafızasına kazınan bütün kazanımların teslim etmeye anlaştıkları gösteriyor. Sınıflar mücadelesinin bu kavgacı sendikal örgütünün bu içler acısı hali, yerini yeni ve devrimci olanların alması gerektiğini gösteriyor. Reformizmle gidebileceği menzilin sonuna gelen DİSK ve sendikal önderliği, işçi sınıfının bütün bu sınıfsal mücadele birikimini, üstelik neoliberal dönemde en ağır saldırılara maruz kalırken, yığınları mücadele etmek için motive etmek yerine sosyal diyalog sendikacılığıyla pasifize etmeyi tercih etti. Bu tercih sararmanın ne olduğunu, kimlere hizmet ettiğini anlatır.
Bu tercih, tercih olmaktan çok, devletle sendikal bürokrasinin girdiği kafa kol ilişkileri ve DİSK’i CHP’den müstakbel vekil adaylığının bekleme odası olunmasının bir sonucudur. Bu yolun, işçi sınıfına yaramadığını gösteren somut delil, emekçi düşmanı İzmir Belediye Başkanı Cemil Tugay adlı grev kırıcısı işbirlikçinin İzmir’de düzenlenen 1 Mayıs kutlamalarında kürsüde konuşturulmamasıyla yer yer billince çıkarılmıştır. Süleyman Genç ve 10 Aralık liberallerinin devam ettirdiği CHP’ye yedeklenme aracı olarak DİSK’in içinin boşaltılmasında sol liberal etkiyi görmek ve bunun yaratacağı sakıncaları göstermek devrimci bir görevdir.
Eleştiri bunun için var, “eleştiri krizden doğar ve krizi besler” sözü boşuna söylenmiş bir söz değildir. Sınıflar mücadelesi önümüzdeki dönem doğaya, hepimizden toplanan hazine kaynaklarının yağmasıyla insan emeğine yönelen çok boyutlu saldırının daha da derinleşmesi ana aktörü, işçi sınıfını ve onunla hareket edecek ezilenleri sahneye davet ediyor. Mecidiyeköy’de bir öncü işçinin dediği gibi “hiçbir şeyi olmayanların bir araya gelmesi”, neoliberal şirket devlet yağması ve bunun kanunsuz baskı rejimine muhatap ve maruz kalanları daha fazla yan yana geldiği bir devrimci potansiyelini açığa çıkarıyor. Sırada bu potansiyeli, sınıfi bir mantıkla örgütlemek kalıyor. Doruk Maden işçilerinin pratiği kanıtladı ki, örgütlü emek hakkını söke söke alıyor. Dün kıdem tazminatlarını ve özlük haklarını, yarın belki de ? 1 Mayıs Taksim Meydanını ! Mecidiyeköy iradesi, engellerin aşılma potansiyelinin kendi kendini örgütleme kapasitesinin, kimseden beklemeden kimseyi de beklemeden ortaya çıktığı yer olarak tarihe geçti. Tıpkı Saraçhane 1961 ve Kavel ve şanlı 15-16 Haziran direnişlerimiz gibi.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır