GELECEK UZUN SÜRER: ÇÜNKÜ UMUT ZAFERDEN YEĞDİR.

Ümit ÖZDEMİR / 27.01.2026

@masumlevrek

Sumru (Gaye Gürsel) tez çalışması için ağıt derleyen bir müzik araştırmacısıdır. Sumru’nun devrimci geçmişinde kaybettiği sevgilisiyle çıktığı bir tren yolculuğundan sunulan kesitler, yolculuğun sadece tez araştırması olmadığı, akıbeti meçhul sevgilinin izinden çıkılacak yolculuğun menzilini ve filmin dramatik olay akışını gösterir gibidir. Sumru kaybının acısıyla kayıp sevgilisinin akıbetinin meçhulünü soran, sorgulayan bir kadın olarak çıktığı yolculuk, kendi bireysel var oluş sorunlarının çok üstünde yeni bir politik problemle yüzleşme öyküsüne dönüşecektir. Sumru’nun Diyarbakır’da yakınlarını gözaltında kaybedenlerin hikayelerini kaydederken yaşadığı acı deneyim ve tanıklık, filmin melankolik-dramatik atmosferini oluşturur. Dinlediği her hikayede kendi kaybından süzülen acı hatıranın izlerini bulan Sumru, araştırması boyunca kendisine mihmandarlık etmesi için Diyarbakır’da CD satıcısı Ahmetle buluşur. Ahmet’in “Kürtler sonunda sosyal araştırmaların konusu oldu demek” serzenişi, politik bir çözüm bekleyerek, barış ve adalet isteyenlerin ortak duygularının yalın bir ifadesidir.

Filmin dramatik olay akışını belirleyen yüzleşme, tanıklık kayıt altına alma ve eldeki kayıtlarla sevgilisinin akıbetini öğrenme arzusu, Gelecek Uzun Sürer’i salt bir politik film olmaktan çıkarır. Özcan Alper’in bireyselden toplumsala uzanan anlatı yapısı, Gelecek Uzun Sürer’in bütün karakterlerini toplumsal bir sorunun, gözaltında kaybedilenler sorununun etrafında birleştirir. Filmin politik hesabı, ya da yaklaşımı gözaltında kaybedilenlerin yakınlarının halet-i ruhiyesini göstermektir. Özcan Alper çok katmanlı anlatısıyla, devletin muhaliflerini yok etme geleneğinin tarihsel kökenlerine iner. Alper’in asli failleri sorgulamaktan kaçınmasının ve eleştirisini Sumru’nun yaşadıklarıyla sınırlı tutmasının nedeni, belki de bu olumsuz geleneğin herkesi tehdit eden yapısıdır. Anlayışla karşılayacağımız bu tutum, gözaltında kaybedilenlerin yakınlarının ve akıbetlerini merak ederek bir ömür boyu bu yükü taşımak zorunda kalanların ruh halini idrak etmemize hizmet eden Gelecek Uzun Sürer ile Özcan Alper politik sinemaya değerli bir katkı sunuyor. Filmin finalinde tıpkı Costa Gavras’ın Kayıp filmindeki beyaz at sahnesine benzer bir biçimde, bir atın koşması geleceğe dair umudu sembolize eder. Ülkenin geleceğini kendi geçmişlerinden yola çıkarak merak eden, iki arkadaşın yüzleşme ve artık başka birine dönüşmelerinin öyküsünü anlatan film, politik dramanın yan unsurlarıyla birleşerek yapıtı estetik bir bütünlüğe ulaştırıyor.

Gelecek Uzun Sürer’in arka planında ve anlatısında İngiliz entelektüel John Berger’den, siyahların ulusal kurtuluşçusu Frantz Fanon’a ve elbette Marksist Luis Althusser’e uzanan entelektüel bir derinliğin varlığı dikkatli izleyicinin gözünden kaçmıyor. Bütün bunları Sumru’nun sevgilisi Harun’un mezarını ararken sığındıkları bir mağarada, gelecekle ilgili güzel düşlerini, ütopyalarını diyelim, dile getiren Ahmet karakterinin dilinden söyleten Özcan Alper, sosyalist bir Türkiye’nin yaşanan ve yaşanması muhtemel bütün acılarını çözümü olarak sunar. Ahmet’in özlemi sadece kendine dair bir özlem değil, kolektif bir umudun ta kendisinidir. Sumru’nun karlı bir dağ başında sonunda bulduğu Harun’un mezar taşına sardığı fularla, yas ve kayıp döngüsü tamamlanır. Bir araştırmacıdan çok, akıbeti meçhullerin akıbetini arayanları anlatan halleriyle Sumru, sinemamızın müstesna bir karakteri olarak karşımızda duruyor.

Gelecek Uzun Sürer, Fırat’ın deli hoyrat, Dicle’nin sessiz sakin akışında gerçekle yüzleşen iki arkadaşın öyküsünü anlatıyor. Filme estetik derinlik kazandıran final sahnesinde kullanılan Ermeni müzisyen Khachatur Avadisyan’ın Oror’u aslında bir ninni. Sumru’nun Harun’un mezarından ayrılıp sessiz sakin ve karla kaplı engine doğru yürüyüşü sırasında duyduğumuz bu müzik, yas ve kayıp döngüsünü tamamlandığının işaretidir. Kadim Anadolu halk kültürünün değerli söz sanatlarından biri olan Ninni geleneğine yapılan bu gönderme, sesleri ararken kendini bulan karakterin engine doğru uzayan yürüyüşüyle yolculuğuna devam edeceği gösterilir… Gelecek ve yolculuk uzunsa da, filmin bütünündeki gri ve kasvetli kadrajlar finalde yerini kar beyazlığına bırakır ve böylece bir acı kristalize olması sembolize edilir.. Unutulmaya karşı verilen mücadelenin iktidarlara karşı verildiğini anlatan diliyle Gelecek Uzun Sürer hafızanın bir mücadele alanı olduğunu ima ediyor

Ahmet ve Sumru’nun Dicle’nin kenarındaki sisli ortamda yaptıkları konuşma, unutulma hafızadan silme ve unutturulmaya karşı verilen mücadeleyi sembolize ediyor. Melankolik atmosferi bütünleyen müzikleriyle gerçekle yüzleşmiş ve bundan sonra asla eskisi gibi olamayacak karakterleriyle ve hepimizin hayatını derinden etkileyen Althusser kitabıyla aynı adı taşıyan ismiyle Gelecek Uzun Sürer, hafızayı harekete geçiren seslerin izinden yürüyerek gerçeğe, gerçeğin katman katman açılan kapılarından geçerek başka birine dönüşen Sumru’nun araştırmasının izinden bir tanıklığa davet ediyor izleyenleri… Hafızanın koridorlarından fısıldayanların arasında Ermeni tehcirini sembolize eden yalnız bir Süryani papaz ile gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarının önünde derin düşüncelere gömülen Ahmet ile Sumru’nun hepimize tanıdık gelen o kederi var… Sumru’nun uzun ve zahmeli yürüyüşü bir zafer durağı arayışından çok, yol boyunca topladığı bir ölçüde kültürel miras parçaları ve elbette yola devam etmeyi arzulatan umuttur.Bir de tabi umut, bütün bunlara rağmen umudun kaçınılmaz gelecek olduğunu haber veren Turgut Uyar’ın “çünkü umut kaçınılmaz gelecektir / bütün gümbürtüsüyle” dizelerinden süzdüğü gibi duvarda filmin mesajını veren bir duvar yazısı: Umut zaferden yeğdir.

Diğer Yazılar

PORTRE: BİR AMERİKAN MAGANDASI OLARAK TRUMP

Ümit ÖZDEMİR / 04.04.2026 Giriş: Bir yarışmanın başımıza açtığı işler. Dedesinin bir kadın satıcısı olduğu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir