CHP, BİR MİLLİ GÜVENLİK SORUNU MUDUR?

Taner Renda / 22.10.2022

@RendaTaner

Mersin Polis Evine, PKK’nın bir kolunun intihar saldırısı hemen öncesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “CHP, bir Milli Güvenlik sorunu haline gelmiştir” dedi. Ve ardından Polis Evine saldıranlardan birinin CHP’nin geçmişte Cezaevindeki Gazeteciler isimli bir çalışmasında verdiği isimler arasındaki bir kişinin olduğunu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu basın açıklamasında duyurdu. Bu iki olay arasında ilk bakışta göze çarpmayan bir ilişkiyi daha sonra Erdoğan kurdu: CHP bir Milli Güvenlik sorunu haline gelmiş ve Altılı Masa’nın gizli ortağı olmakla suçladığı HDP’yi ve dolayısıyla da hepsi birlikte PKK terör örgütünün bir destekçisi olmasını müteselsil (zincirleme) olarak işbirlikçilikle suçladı. İçişleri Bakanı da “görevi” gereği bu suçlamalardan kalkarak, Selahattin Demirtaş’ı katil olarak hedef gösterdi. Eh HDP de zaten her daim katil olduğu için de nasibine düşeni yeterince aldılar. Hemen ardından Polis evine intihar saldırısı düzenleyen Apo’nun Fedaileri olarak bir açıklama yapılarak: intihar görevindeki iki kadının isimlerini açıklayınca ve daha sonra da yapılan parmak izi tespitinde de bu isimler doğrulanınca; Süleyman Soylu açığa düştü. Ve elbette ki Erdoğan’ın CHP, bir Milli Güvenlik sorunu olduğunun altı da şimdilik doldurulamamış oldu. Ha bu arada Selahattin Demirtaş’ı ve HDP’yi “düşmanın ağzı” ile konuşmakla suçlayan ve yapamıyorsanız; bari karşı çıkmayın ile aşağılayan HPG Komutanı Duran Kalkan ve Selahattin Demirtaş’ı katillikle suçlayan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu olması da sanırım hepimizin dikkatini çekmiştir.

Şimdi şu Milli Güvenlik Sorunu haline gelen CHP olayına daha yakından bakalım. 9 Eylül 1923 yılında Mustafa Kemal’in öncülüğünde Halk Fıkrası adı ile kurulmuş ve 24 Kasım 1924 yılında ise Cumhuriyet Halk Partisi adını almıştır. Yani ülkenin kuruluş ile aynı tarihte hayata geçmiş ve kurucusu da ülkenin kurucusu ve ilk Genel Başkanı da Mustafa Kemal Atatürk’tür. Kurucu kadrolarının pek çoğu geçmişte asker olan ve İttihat Terakki içinden gelmiş kişilerdi. İlkeleri olan: Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Devletçilik, Devrimcilik, Halkçılık ve Laiklik üzerinden yukarıdan aşağıya doğru bir ulus inşa etmeye çalıştılar. Yeri geldi köylü milletin efendisi oldu, yeri geldi Kürtlerin başına bombalar yağdırdılar, yeri geldi Hitlervari bıyıklı başbakanları oldu, yeri geldi “bu ülkeye Komünist Parti gerekirse; biz devlet olarak onu da kurarız” dendi. Laik olduklarının altını çizerlerken; Diyanet İşleri Başkanlığı kurarak; nasıl ve ne kadar bir dindarlığa izin vereceklerinin altını çizdiler. Bunların yanı sıra Köy Enstitülerini kurarak; eğitim konusundaki hassasiyetlerini de gösterdiler.

Burjuvası olmayan bir kapitalizm olmayacağı için onu da denetimli olarak Devlet yarattı. Tüm bu İttihatçı kadrolar, zaman içinde geçmiş dönemin alışkanlıkları ve de korkuları ile hiç kimseye güvenmediler. Sadece Devlet vardı onlar için. Bu kadroları yöneten de Tek Parti ve Tek Devlet oldu. Lakin zamanın ruhu ile Tek Parti istenmese de çoğalmaya başladı. Ve fakat Tek Devlet bu dönemi daha da güçlenerek atlattı. Devlet +Ordu+İstihbarat hala tek seçici ve tek karar verici olarak günümüze kadar kah denetimi ellerinden kaçırdılar, kah dizginlere sonuna kadar asıldılar, kah içlerinde bölünerek kamplara ayrıldılar ama hiçbir vakit seçilmişlere iktidarı bırakmadılar.

Tek Parti dönemi olan CHP dışında, hiçbir parti en fazla iki dönem dışında yönetimde kalamadı veya bırakılmadı. Ta ki AKP’ye kadar. Uluslararası Politika Yapıcıları, ülke içindeki destekçileri bazen yönetime gelemeyecek durumda oldukları zamanlarda; gelmeleri için ellerinden geleni yapıyorlardı. Ve çoğu zaman da bunda başarılı oldular. Ancak artık Türkiye, Neo Liberaliz döneminde örnek ülke olunmasına karar verildikten sonra (1980 Askeri Darbesi), iç Politika Yapıcısının kararlarına dışardan tam müdahale etmek durumunda kaldı. Kısacası, artık ülkede kimin iktidar olması gerektiğine ve ülkeyi nasıl yöneteceğine içeridekiler değil, dış Politika Yapıcıları karar vermeye başladı (Kemal Derviş’in göreve gelmesi).

İşte bu andan başlayarak, iç Politika Yapıcılarının kim olacağı artık daha önemliydi. Ve savaş başladı. AKP’nin bir proje olarak göreve getirilmesiyle; Devlet’in ele geçirilmesi de aşama aşama planlanıp; yürürlüğe konuldu. Yardımcı aktör olarak bu kez başka bir Kemal Derviş servis edildi: Fetullah Güven.

İlk iş olarak askeriye ve emniyet seçildi. Kısa sürede küçük küçük gruplar, zaman içinde büyük gruplara evrildi. Ve bu tip hücresel çalışma o kadar iyi yönetildi ki; AKP mi yönetiyor, yoksa Fetullah Gülen örgütü mü ikilemini doğurdu. İkisinden biri Devleti ele geçirecekti. Ve Erdoğan tek başına bu işin üstesinden gelemeyeceğini anlayarak, Ergenekon ile iş birliğinde anlaştı. İşte o andan itibaren Devlet ve Erdoğan birbirlerine destek olmak zorunda kaldıklarını anladılar. Erdoğan artık Devlet’i kendine göre dönüştürme işini hızlandırabilirdi. Ama Devlet’in bir küçük ricası vardı: MHP ile birlikte bu dönüştürme işi daha da hızlı olurdu. Ve Bahçeli amansız Erdoğan karşıtlığından bir gecede vaz geçti ve Cumhurbaşkanlığı sistemine yeşil ışık yakıldı.

Erdoğan, kendisine yan bakanları hizaya tek bir imza ile hizaya getirecek yetkiye kavuştu. “Bay Kemal” ile hesaplaşabilmesi için (ki kendisi CHP’nin son Genel Başkanı olarak tam hedefte), önce bir başka yan bakan ve rahatsız edici diken olarak HDP’yi kapatması gerekecek.

“ Eskiden gelen” Anayasa Mahkemesi üyelerini, AKP’li Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kendine göre değiştirmeye başlamıştı. Ancak, Erdoğan’ın keyfiliğine pek de itibar etmeyenler vardı. Geçen güne kadar Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 10’unu değiştirme fırsatı yakaladı. Bundan sonra önce HDP, ardında da ülkenin “köklü partisi” CHP’yi “bir milli güvenlik sorunu” haline getirip; kapatma planını devreye alabilirdi artık. Ondan sonrası “köpeksiz köyde, çomak sız” dolaşma dönemini başlatabilecektir.

Ya işte sonunda buraya kadar gelindi CHP’li Beyler. “Sarı inekleri” vere vere; siz de “Sarı inek” oldunuz. Sağ’a karşı Sağ politikalarla varacağınız yer tam da burası olacaktı. Bir zamanlar Ecevit yüzünü mahsusçuktan Sol’a döndü ve %42 ile çok partili seçimlerde ilk defa bu oranı yakaladı. Şimdi bir kez daha elinize fırsat veriliyor. Yüzünüzü Sol’a döndürün ama bu kez mahsusçuktan değil. İsteyerek, bilerek ve halkı kucaklamak adına dönün. İşte orada: özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve adaleti bulacaksınız. Tercih sizin.

Diğer Yazılar

KAÇ PARA KAÇ: ÇÜNKÜ SERBEST BİR PAZAR HER ŞEYİ BOZAR.

Yönetmen: Reha Erdem Oyuncular: Taner Birsel, Bennu Yıldırımlar, Zuhal Gencer, Engin Alkan, Sermet Yeşil, Ali …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir