ÖLÜ SEVİCİLİĞİ Mİ, YENİ BİR YAŞAM MI?

14.12.2021 / Taner Renda

@RendaTaner

Ağır bir koku sardı ortalığı. Çürümüş, kokuşmuş bir ceset kokusu. Her geçen gün daha da ağırlaşan etkisiyle tüm ülkeyi sarıyor. Görmezden gelinemeyecek iğrençliği ile her yanımıza bulaştı bu pis çürümüş ceset kokusu. Biraz dikkatlice baksak; yüzünün etleri dökülmüş de olsa tanıyacağız sanki. Aslında ülkede yaşayan herkes bu cesedin kim olduğunu biliyor. Herkes birbirine kimi zaman fısıldayarak, kimi zaman da işaret ederek tanıdığını belli ediyorlar. Evet, görünürde gözleri açık, elleri iki yanında hiçbir canlılık belirtisi göstermeden, ayaklarını sürüyerek yürüyor. Ama o artık bir ölü. Yaklaşın yanına, siz de çürümüş o ceset kokusunun iğrençliğini burun deliklerinizde hissedeceksiniz. Bu iğrenç kokuya alışanlar, bu koku ile yaşamak isteyenler hep birlikte bu çürümüşlüğü olağanmış gibi üzerlerinde taşıyorlar. Ve bu taşımayı, güçlerinin yettiğince tüm topluma da yaymak istiyorlar. Bu iğrenç pis kokuya alışmak istemeyenlere karşı her zaman ve her ülkede olduğu gibi, biz de iğrençlikleri ile orantılı her türden zulmü, baskıyı, işkenceyi umursamazca ve de hiçbir ahlaki sorumluluğa kapılmadan kolayca uygulamaktan hiçbir zaman çekinmediler. Ve bizler buna karşı çıkmadığımız sürece de her geçen gün pervasızlıklarını arttırarak devam edeceklerinden hiç şüphemiz olmasın.

Sorumuzu sormanın yeri ve zamanı geldi: Bu ölü seviciliğe tapınanlarla birlikte mi olmak istiyorsunuz, yoksa güçlü bir fırtına yaratıp; tüm toplumu yepyeni ve taze bir bahara mı taşımak istiyorsunuz?    

Çok uzunca bir zamandır bu topraklarda yaşayan tüm halkların sanki kaderleriymişçesine güne zulüm ile uyanıp, açlık ve yokluk ile akşamı ettikten sonra, umutsuzluk içinde kâbuslara uyumasını hep kaderleri olarak bildik. Bu topraklarda binlerce yıldır kendilerine çizilen kaderlerini yaşayanların, yaşadıklarının kaderleri olmadığını söyleme vakti belki de artık geldi de geçiyor bile. Yaşadıklarımızdan öğrendik. Bu kaderimiz değil. Bize biçilen yaşam bu kadar kötü olmamalı. Oğullarımız ve kızlarımız da bu kaderi yaşamamalı. Ekmeğin az olması, paylaşılacak kişilerin çokluğundan değil, ekmeğin eşit ve hakça dağıtılmadığından olduğunu öğrenemediğimizdendir. Özgürlüğümüzü en az ekmek kadar sevmiyorsak; ekmeğimizin az geldiğini de söylememeye razı olmuşuzdur. Bir başına sesin az mı çıkacak? Elbette, sesinin yeteri kadar gür olmayacağını biliyoruz. Sesine ses katacak, ekmeğinin yanında katığını da isteyecek sesler katmak için özgür olmalısın. Bir iken, bin olmanın yolu da sen gibilerle yola çıkmaktan geçiyor. Yola çıkanlar, aynı yolda yan yana yürüyenler, nereye ve ne için yürüdüklerini bilenler: sizi yolunuzdan çevirebilecek hiçbir zorba güç yoktur. Yeter ki yola birlikte çıkalım.

 

Diğer Yazılar

İKTİDARIN MEŞRUİYET KRİZİ VE ANA MUHALEFETİN TUTUMU

Mustafa Durmuş /8 Mayıs 2024 Son günlerde siyasetin gündeminde CHP Gn. Bşk. Özel ile AKP …

1 yorum

  1. Maksim Gorki’nin hikayelerinde gerçeğe susamış kendi hayatlarında yeni fikirleri tartışan halktan insanların konuşması gibi sıcak bir anlatım, hayatın iyiliğine duyulan ümitli bir üslup var

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir